Yaz aylarının o büyülü sıcaklığı yavaş yavaş içimize işlerken, pek çoğumuzun zihninde aynı cümle dönüp durur: “Bu yaz bambaşka olacak!”

Ne zaman takvim mayıs ayına yaklaştı mı, içimizde bir telaş başlar. Bir yandan “Bu yaz çok eğleneceğim” hissiyle yanıp tutuşuruz, öte yandan “Aman zaman boşa gitmesin, bir şeyler yapmalıyım” baskısı sarar dört bir yanımızı. İşte tam da bu noktada hayatımıza sihirli bir kelime girer: Yaz programı. Ama bu program dediğimiz şey neyin nesi? Gerçekten ihtiyacımız olan şey planlı bir yaz mı? Yoksa plansızlığın içinde saklı o tatlı sürprizleri mi kaçırıyoruz? Bu yazıyı yazarken bir yandan geçmiş yazlara gittim, bir yandan geleceğin hayalini kurdum. Ve sonra şunu düşündüm: Belki de mesele program yapmak değil, program yaparken kendimizi unutmamaktır!

Yaz programı denince akla ilk gelen şeylerden biri, rengarenk kalemlerle süslenmiş bir defter ya da dijital bir takvim oluyor. Pazartesi günü spora başlanacak, salı sabahı erken kalkılıp yürüyüş yapılacak, çarşamba kitap bitirilecek, perşembe yeni bir kursa yazılınacak...

Liste uzayıp gidiyor. Ancak bir süre sonra fark ediyoruz ki bu listedeki maddelerin çoğu sadece kağıt üstünde yaşıyor. Çünkü yazın doğası gereği, biz planlara değil; anlara göre yaşıyoruz. Güneş biraz fazla parlayınca her şeyi bırakıp denize koşuyoruz, bir arkadaş arayınca planlar iptal oluyor, uykumuz biraz fazla gelince sabah yürüyüşü başka bahara kalıyor. İşte bu noktada içimizde küçük bir suçluluk baş gösteriyor: “Yine yapamadım, yine düzenli olamadım.”

Oysa belki de mesele, yazın düzenli olmaya çalışmak değil, yazı olduğu gibi kabul etmektir. Yaz programı yaparken en büyük tuzak, kıştan kalma bir zihniyetle yaklaşmak oluyor. Kışın mecburiyetle akan hayatına alışan bizler, yazın özgürlüğünü de “yönetilmesi gereken bir proje” gibi görmeye başlıyoruz.

Ama yaz bambaşka bir ritimde akar, değil mi? Sabah güneşine göre, akşam serinliğine göre, kalbimizin o anki sesine göre...

Belki sabah 7’de uyanıp yürüyüş yapmak yerine, 11’e kadar uykunun tadını çıkarmak daha yaz ruhuna uygundur. Belki her gün yeni bir şey öğrenmek yerine, bir bankta oturup dalga seslerini dinlemek bize daha iyi gelir.

Programı tamamen çöpe atmak gerekmiyor elbette. Ama onu bir “görev listesi” değil de, bir “esin kaynağı” gibi düşünmek daha kıymetli. Kendi sınırlarını kendin çizebildiğin, içinden gelmeyenleri gönül rahatlığıyla silebildiğin, bazen sadece bir gün öncesini bile düşünmeden yaşayabildiğin bir plan... Kendine bu kez izni ver. Güneşin seni ısıtmasına, rüzgarın saçlarını karıştırmasına, zamanın plansızca akmasına izin ver. Çünkü gerçek yaz, içinden geldiği gibi yaşandığında güzeldir.

İçinde şimdiden o heyecanı hissedenler el kaldırsın!