Cumhuriyet, yalnızca bir yönetim biçimi değil; bir sofra gibiydi aslında. Herkesin sandalyesi olan, kimsenin dışlanmadığı, sofraya neyle gelirse onunla kabul gördüğü bir yerdi. O sofrada kimseye 'senin yemeğin az, senin hakkın çok' denmezdi. Çünkü o sofra, eşitlik üzerine kurulmuştu. Cumhuriyet, hepimize aynı tabaktan adalet, özgürlük ve fırsat eşitliği sunan o büyük masaydı. Ve bugün, o sofrayı yeniden kurmaya, yeniden hatırlamaya, yeniden sahiplenmeye her zamankinden daha çok ihtiyacımız var.

Zamanla o sofranın bacakları sallandı. Birileri kendi sandalyelerini büyüttü, bazılarınınkini yok saydı. Kimileri 'benim payım daha fazla olmalı' dedi. Kimilerinin tabağı hiç dolmadı. Ama Cumhuriyet’in özü, o sofradaki ortaklık duygusundaydı.

Biz diyebilmenin, farklı fikirlerle de aynı masaya oturabilmenin, birbirine kızsa da sofrayı terk etmemenin adıydı Cumhuriyet. Bugün o masadan kalkmaya çalışan çok, ama sofrayı yeniden düzeltmeye niyetli olanlar da hâlâ var. Ve belki de umut, hâlâ o masanın üzerinde duran sade bir ekmek diliminde saklı.

BİRLEŞTİRİCİ GÜÇ

Cumhuriyet, birleştirici bir güçtü çünkü herkesin hikâyesini aynı haritaya sığdırabiliyordu. Bir köy okulundaki çocuğun da büyük şehrin gökdelenindeki gencin de hakkını tanıyordu. Aynı dili konuşmasalar bile aynı yurttaşlık bilinciyle birbirine bağlanabiliyorlardı. O yüzden Cumhuriyet, 'eşitlik' kelimesinden çok daha fazlasını temsil etti. Ve o kelimeye can veren hayatları...

Eşitlik, sadece kanun metinlerinde değil, köy meydanlarında, üniversite sıralarında, gazetelerin sayfalarında, fabrikaların vardiyalarında yaşandı. Birlikte yaşamanın sesi, o sofranın sohbetindeydi. Bugün o ses biraz kısıldı. Ekranlarda çok ses var ama anlam az. Birbirimizi duymadan konuşuyor, duymadığımız kadar da uzaklaşıyoruz. İşte bu yüzden, Cumhuriyet’e eskisinden çok daha fazla ihtiyacımız var. Çünkü o sofra, sadece geçmişin bir hatırası değil, geleceğin de tek umudu. Yeniden adil olmanın, yeniden paylaşmanın, yeniden 'biz' olmanın tek yolu. Cumhuriyet’in o sade, iddiasız ama köklü sofrasına yeniden oturmadıkça, hiçbirimizin karnı doymayacak. Cumhuriyet, kriz zamanlarında hep bizi bir araya getiren sessiz bir sözleşmeydi. Depremlerde, afetlerde, ekonomik zorluklarda, yoksulluğun ortasında dahi dayanışmayı hatırlatan bir vicdan sesi. Birbirimize bakabilmeyi, birbirimizin yarasına dokunabilmeyi öğreten bir bilinçti. Bugün, toplumsal gerginlikler, ekonomik uçurumlar, aidiyet eksiklikleri arasında bu sesi yeniden duymaya ihtiyacımız var. Çünkü Cumhuriyet’in özü, sadece özgürlük değil; aynı zamanda sorumluluktu. Birbirimizden sorumlu olmanın, toplumun yükünü birlikte taşımak gerektiğini bilmenin adıydı.

SOFRAYA YENİ TABAK LAZIM

Cumhuriyet’in 102. yılına girerken, artık kutlamak kelimesi bile yetersiz geliyor. Belki de en doğrusu, yeniden katılmak. O sofraya yeniden bir tabak koymak, bir sandalye çekmek, bir lokma paylaşmak. Çünkü Cumhuriyet bir gün kazanılıp biten bir zafer değil; her sabah yeniden kurulması gereken bir denge. Hakkaniyetle, vicdanla, eşitlikle kurulmadığında o sofra eksik kalıyor. Oysa hepimizin yer aldığı, kimsenin dışlanmadığı bir masa kurmak hâlâ mümkün. Yeter ki birbirimizi yeniden davet etmeyi bilelim. Benim için Cumhuriyet, yalnızca tarih kitaplarında okunan bir devrim değil; sabah haberlerini okurken hâlâ içimde kıvılcımlanan bir inanç. Bir köy okulunun duvarındaki Atatürk portresinde değil sadece; o okula gidebilen bir çocuğun gözlerindeki ışıltıda saklı. Bir çiftçinin alın terinde, bir öğretmenin tebeşir tozunda, bir gazetecinin kaleminde, bir doktorun nöbetinde… Cumhuriyet, hepimizin hayatına sessizce sinmiş bir bilinç hâli. Ve o bilinç, bizi hâlâ birbirimize bağlayan en güçlü bağ.

Bugün belki daha çok yorgunuz, daha çok kırgınız. Ama Cumhuriyet de tam bu yüzden var: Yeniden başlamanın, yeniden dirilmenin, yeniden inanmanın gücü için. Bir gün hepimiz o sofraya tekrar oturduğumuzda ne kadar eksildiğimizi ve birlikteyken ne kadar güçlü olduğumuzu yeniden hatırlayacağız. Çünkü Cumhuriyet, hâlâ bu ülkenin birleştirici gücü. Ve evet… Cumhuriyet’e, eskisinden çok daha fazla ihtiyacımız var.