Dün psikolojik dayanıklılık ile ilgili bir şeyler araştırıyorum. Baktım herkes farklı farklı yerlerinden tutmuş konuyu. Tabii böyle tepetaklak konuştuğuma bakmayın, literatürde geziniyorum o sıralarda...
Dün psikolojik dayanıklılık ile ilgili bir şeyler araştırıyorum. Baktım herkes farklı farklı yerlerinden tutmuş konuyu. Tabii böyle tepetaklak konuştuğuma bakmayın, literatürde geziniyorum o sıralarda.
1979 senesinde Suzanne Kobasa’nın yoğun çalışmalarıyla başlamış konunun açılması. O zamanlara kadar ruh sağlığı genellikle bozuklukları, sıkıntılı durumları anlamakla, kategorilere ayırmakla geçiyor. Arada Viktor Frankl gibi isimler de var tabii ki konuların üzerine eğilen, ‘İnsanın Anlam Arayışı’ kitabında çok zor durumlar karşısında nasıl olumlu anlamların dolup taşabileceğini de bize anlatan. Ama bu çalışmalarla birlikte alanda spesifik bir terim doğuyor, dayanıklı olanlarımızın nasıl ayakta kaldığını bu insanların özelliklerinden yola çıkarak aktarmaya çalışıyorlar.
670 kişiyle yaptıkları bir çalışmanın sonucunda dayanıklı kişilerin ortak bazı özellikler gösterdiğini keşfediyorlar. Psikolojik olarak dayanıklı insanların 3 temel özelliği olarak bu konular günümüze kadar aynı şekilde aktarılıyor. Hayatın bize kendini pandemilerle, felaketlerle, savaşlarla ve yaşam krizleriyle gösterdiği son birkaç yılın üzerine bu özelliklere bakmamızın iyi olabileceğini düşündüm. Hem de bir kişilik özelliği gibi görülen bu terimin aynı zamanda geliştirilebilir bir durum olduğunu bilmek istersiniz diye düşünüyorum.
Hangi özelliklerimiz bizi dayanıklı yapıyor?
İlk özelliğimizin adı bağlanma özelliği. Hali hazırda devam eden yaşam olaylarınıza sıkı bir şekilde bağlı olmanız, hayatın içinde kendinize ve çevrenize dair ilginç ve değerli bir şeyler görmenizi anlatıyor. Hayat bizim onu anlamlandırdığımız şekilde mevcut. Eğer çok sıkıcı bir işiniz olduğunu düşünerek işe gidiyorsanız bir yılın sonunda kendinizi iyi hissetmeniz ve o işte ilgi çekici bir yan bularak ona bağlanmanız pek mümkün değil. Ancak dayanıklı kişiler hangi alanda olursa olsun bu alana dair farklı bir yan keşfederek buna değerli bir anlam yükleyebiliyor.
İkinci özelliğimiz kontrol özelliği. Dayanıklı insanlarda hayatta karşılaştıkları zor durumları denetleyebileceğine ve değiştirebileceğine dair bir inanç bulunuyor. Sıkıntı verici bir konu üzerinde çaresiz hissederek beklemek yerine, farklı deneyimlerden süzülen bir hareket etme ihtiyacı bu kişilerde görülen özelliklerden. Bu durum da değişim için gerekli motivasyonu sağlayarak farklı çözüm yollarını denemenizi sağlayabilir. Aslında ara ara bahsettiğimiz gibi. Bir adım geri çekilmek, çaresizliğin üzerinden atlayarak bambaşka bir bakış açısını görmemizi sağlayabilir.
Son özelliğimiz meydan okuma özelliği. Eğer karşınızda bir kriz durumu var ise bunun bir çeşit fırsata kapı açabileceğine dair sonuçlar genellikle o kriz anlarından sonra fark ediliyor. Çalışmada görülüyor ki dayanıklı kişiler genel olarak her sıkıntılı durumu ilerlemek için bir fırsat olarak kolluyor. Hayatın bize karşı açtığı bir meydan okuma olarak düşünebilirsiniz. Bu açıdan baktığımızda bizi yıkabilecek gibi görünen olaylar aslında başka yerlere açılan kapılar, kendimizi geliştirmek için güzel adımlar olabilir.
Ne dersiniz?