"Benim baldız çok iyi bilir." "Filancaya çok iyi gelmiş." "Bizim eltinin kızı bunu yapıyor, maşallah turp gibi."
Beslenme konusunda hepimizin yanı başında bir uzmanı var. Hatta çoğu zaman biz de bir başkasının uzmanıyızdır. Niyet güzel: Bize iyi gelen ötekine de gelsin, hep birlikte sağlıklı olalım isteriz. Ama "Bana iyi geldi, sana da gelir" cümlesi özellikle vitamin, takviye ve diyet söz konusuysa göründüğü kadar masum olmayabilir. Çünkü bedenlerimiz birbirinin kopyası değildir. Yaşımız, yaşam biçimimiz, kullandığımız ilaçlar, ihtiyaçlarımız ayrı. Stanford'da yıllarını beslenmeye vermiş Christopher Gardner bir araştırmasında deneklere ya sağlıklı düşük yağlı ya da sağlıklı düşük karbonhidratlı diyet uyguladı. Ortalamalar neredeyse eşitti. Ama aynı diyette kimi epey kilo verdi, kimi hiç veremedi, kimi de aldı. Gardner kimin hangi diyete yatkın olduğunu genlere, kan şekerine bakarak önceden kestirmeye çalıştı; başaramadı. Beden, elimizdeki kolay formüllerden daha inatçı çıktı. O yüzden hazır reçetelere dikkat. Kimi kan grubunuza göre yemenizi söyler; kulağa bilimsel gelir, ama binden fazla kişide test edildiğinde faydanın kan grubuyla hiçbir ilgisi olmadığı görüldü. Kimi birkaç gün yeşil su içip "arınmayı" vaat eder; oysa bedeninizin bu iş için zaten bir karaciğeri, iki böbreği var, gece gündüz çalışır. Değişen çoğu zaman yalnızca idrarınızın rengidir. Hepsinin ortak yanı şu: Her biri birine yaramış gibi görünür, her biri kulağa mantıklı gelir, hepsi ağızdan ağıza yayılır. Ama bir şeyin birine yaramış görünmesi ile işe yaradığının kanıtlanması aynı şey değildir. Bu mesafe en çok da bir rafın önünde silinir: Vitamin ve takviye rafı. Çoğumuzun evinde bir köşede yarısı bitmemiş kutular durur. Bir arkadaş önermiştir, bir video övmüştür, "Bağışıklığa iyi geliyormuş" denmiştir. Avuç avuç alınır, çünkü vitaminin zararı olmaz sanılır.
İKİ ŞEY
Oysa burada iki şeyi karıştırıyoruz.
Birincisi: Sağlıklı beslenen bir insanda, günlük bir multivitaminin kalp hastalığını, kanseri ya da erken ölümü önlediği gösterilemedi. İkincisi, çoğumuzun sandığının aksine, fazlası her zaman zararsız da değildir; bazı takviyeler yüksek dozda fayda değil, zarar bile verebilir. Peki vitamin hiç mi gerekmez? Gerekir; ama bir eksiklik varsa.Yani takviye, herkesin her sabah avuçladığı bir sigorta değil; belirli bir eksikliğin, bir uzmanın gördüğü açığın ilacıdır. O eksik var mı, neye gerçekten ihtiyacınız var; bunu bilecek olan, komşunun gelini değil, sizi muayene eden doktordur. Geriye sade bir gerçek kalıyor. Yıllardır dönüp dolaşıp varılan yer, iddiasız bir tabaktır: Bol sebze, tam tahıl, baklagil, balık, zeytinyağı; işlenmiş gıdanın ve rafine şekerin olmadığı bir tabak. Kendi bedeninizi en iyi siz tanırsınız; sizi neyin iyi hissettirdiğini, neyin ağırlaştırdığını en iyi siz görürsünüz. Ama o bedenin neye ihtiyacı olduğunu okuyacak bir doktora danışmadan, duyduğunuz her öneriyi uygulamayın. Baldız ve elti iyi niyetlidir; ama sizin bedeniniz, onunki ile aynı değildir.