Bugünlerde havalar sıcak mı sıcak. Dereceler 50’lere vurmuş durumda. İmkanı olan kendini sahillere atıyor, olmayan ise serin yerler arıyor. Akşamları eve girdiğinizde ise klimanız varsa oh ne ala. O d...

Bugünlerde havalar sıcak mı sıcak. Dereceler 50’lere vurmuş durumda. İmkanı olan kendini sahillere atıyor, olmayan ise serin yerler arıyor. Akşamları eve girdiğinizde ise klimanız varsa oh ne ala. O da yüksek elektrik faturasına razı iseniz. Ona da imkan yoksa yandınız kül oldunuz. Havalar çok sıcak ama ekonomideki hava daha da sıcak. Bir aydan bu yana maaşlara yapılacak zamlara odaklanmıştık. Önce asgari ücret artırıldı. 8 bin 500 liradan 11 bin 400 liraya çıkartıldı. Memurlarla emekliler bir anda heveslendi. Memur maaşı en düşük 22 bin liraya çıkartılırken, emekli beklemeye başlamıştı. Enflasyon rakamlarının TÜİK tarafından yüzde 38 olarak açıklanmasının ardından, emekli de en az asgari ücret kadar artış bekliyordu ki, artış yüzde 25’te kaldı. Bu çok yetersiz ve beklenmeyen bir durumdu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan beklenen müjde gelmezken, Devlet Bahçeli’nin seyyanen zam önerisi maalesef kabul görmedi. Bütün bunlar gösteriyor ki, devletin kasasında bu zamları yapacak para kalmamış anlaşılan. Ekonominin başına rica minnet getirilen Mehmet Şimşek’in “acı reçete” uygulamaları yavaş yavaş kendini gösteriyor. Maaşlara beklenen artışların yerinde yeller eserken, mal ve hizmetlerle vergilere getirilen kallavi zamlar, bütçeleri bir hayli zorlayacak cinsten. Pandemi de dahil, akaryakıtta hiç bu kadar artış yapılmamıştı. Dünyada petrol fiyatları düşerken veya en azından yerinde sayarken, Gabar’da orada burada “Petrol bulduk” açıklamalarına rağmen, benzin, mazot ve otogaza yapılan zamları anlamak zor olsa gerek. Allah’tan seçim döneminde doğalgaza bir ay bedava, bir yıl da 25 metreküpe kadarının bedava yapılma sözü verilmiş ve hayata geçirilmişti. Gerçi ona da yüzde 224 ÖTV zammı yapıldı. Her ne kadar bu zammın metreküpe 6 kuruş yansıyacağı açıklansa da onu 2024’de paşa paşa ödemek zorunda kalacağız. “Perşembenin gelişi çarşambadan belli olur” derler. Kimine göre bunun böyle olması kaçınılmazdı. Seçim ekonomisi de dahil, biz har vurup harman savurmaya alışkın bir milletiz. Tasarrufu çoktan unuttuk. Bu işte ülkeyi yönetenler elbette sorumlu, ama hemen birinci elden onları sorumlu tutmak, çuvaldızı onlara batırırken, iğneyi kendimize batırmamak gibi bir yanlışa düşüyoruz. Şöyle, etrafıma ve kendime bakıyorum da, kimse alışkanlıklardan vazgeçmek istemiyor. 5 liralık çayı, 15 liraya, 15 liralık kahveyi 40 liraya içmek için ismini bile telaffuz edemediğimiz mekanlara gidiyorsak, 35 liraya çıkan akaryakıta rağmen aracımızda kontak kapatmıyorsak, bu hayatı pahalı yaşamaya devam edeceğiz. Evet bütün bunlar devlet-millet olarak tasarrufu bir kenara attığımızdandır. Bir zamanların “kemer sıkma” politikaları artık bir kenara atılmıştır. Gerçi Ekonomi Bakanımız Sayın Mehmet Şimşek, iş işten geçtikten sonra kamu kurumlarına tasarruf genelgesi göndermiş. Demiş ki; “Deprem kaynaklı maliyetler haricinde tüm harcamaların gözden geçirilmesi, tedbirlerin ivedilikle uygulanabilmesine yönelik gerekli adımların atılması ve tasarruf takibinin tavizsiz sağlanması amacıyla yayımlanan genelgeye göre, bahse konu genel ilkelerin yanında, kamu kurum ve kuruluşları, taşınmaz edinimi ve kiralanması, resmi taşıt edinimi ve kullanımı, haberleşme giderleri, personel görevlendirmeleri, basın ve yayın giderleri, kırtasiye ve demirbaş alımları gibi giderlerini tasarruf kurallarına uygun gerçekleştirecek.” Dilerim, millete düşük maaşlar takdir edilirken, bugüne kadar savurganlıkta sınır tanınmayan devlet yönetiminde bu kurallara uyulur. Zira, “Güneş çarığı, çarık ayağı sıkar” ama, “Biri yer biri bakarsa, orada kıyamet kopabilir…”