Öylesine yaşayıp gitsek olmaz mı? Sabah kalkıp işe gidip eve dönüp yemek yiyip uyusak… Böyle sürüp gitse… Mutlaka her şeye bir “anlam” mı yüklemeliyiz?

Elbette yüklemek zorunda değiliz. Kimileri gerçekten varoluşsal sorular sormadan yaşıyor, deneyimlerinden zevk alarak, büyük sorgulamalar yapmadan. Bu da bir yaşam biçimi.

Ama beynimiz, doğası gereği, sürekli anlamlandırma yapıyor. Carnegie Mellon Üniversitesi’nden araştırmacılar ilginç bir bulguya ulaştı: Beyne bir nesne gösterdiğinizde, beyin o nesneyi tanıdık kelimelerle, kavramlarla ilişkilendirmeye çalışıyor. Bu bilinçdışı bir süreç, farkında bile değiliz ama beyin sürekli çalışıyor.

Beyin her düzeyde anlam arar: Algısal düzeyde" bu şekil ne?", duygusal düzeyde" bu duygu ne?", varoluşsal düzeydeyse " yaşam ne?". Algısal düzeyde anlam bulamazsak kaygılanırız, varoluşsal düzeyde bulamazsak boşluğa düşeriz.

Beyin algısal anlamlandırmayı otomatik yapar, bu biyolojiktir. Ama varoluşsal anlam arayışı daha karmaşık, kültürel ve bireysel bir süreçtir. “Neden buradayım, ne yapmalıyım?” Herkes bu soruyu aynı şekilde sormaz, hatta bazı kültürlerde hiç sorulmaz. Peki soru sorulmazsa, yaşam anlamlandırılmazsa ne olur?

Dopamin sistemi yeterince aktive olmaz; motivasyon düşer, enerji azalır. Stanford'dan nörobilimci Robert Sapolsky'ye göre dopamin mutluluk hormonu değil, isteme hormonudur. Ödülü aldığınızda değil, ona doğru ilerlediğinizde salınır. Yani bir hedefe doğru küçük adımlar attığınızda, dopamin sizi motive eder.

Ama hedef, anlam yoksa ne olur? Dopamin sistemi durgunlaşır... İşte modern çağın hastalığı budur: Varoluşsal boşluk. Hemen bir şey olmaz tabii. Günler geçer, aylar yıllar geçer; beyin ve beden farkı hisseder.

Auschwitz toplama kampında hayatta kalan psikiyatrist Viktor Frankl'in tezine göre insanın temel motivasyonu, zevk, güç değil anlam arayışıdır. Frankl “Anlam size verilmez. Siz onu yaratırsınız. Değerlerinize göre, kendi hayatınıza yüklersiniz.” der.

Peki değerlerimizle nasıl anlam yaratırız? İşte basit bir yol:

1. "Miras kalan" ya da "öğretilen" değil gerçekten sizin olan değerlerinizi listeleyin. Sonra kendinize sorun: "Bu değer neden önemli?"

Diyelim "yaratıcılık" dediniz. Neden önemli? "Üretmek beni canlandırıyor." Neden canlandırıyor? "Var olduğumu hissediyorum." Neden var olduğunuzu hissediyorsunuz? "Ben buradayım, iz bırakıyorum."

Bu son cümle sizin anlamınız.

2.Şimdi anlam cümlenizi kurun. "Hayatımın anlamı yarattıklarımla iz bırakmak"

3. Anlam cümlenizi test edin: Bu anlam beni sabah heyecanla yataktan kaldırır mı? "Zor zamanlarda beni ayakta tutar mı?", "10 yıl sonra geriye dönüp baktığımda gurur duyar mıyım?"

Bu sorulara verdiğiniz yanıtlar evetse, o cümle artık sadece bir düşünce değil, sizin yönünüz, pusulanız.

Şimdi ilk sorumuza geri dönelim. Anlam bulmak zorunda mıyız? Teknik olarak hayır. Kimse bizi zorlamıyor. Anlam aramadan da yaşayabiliriz. Ama beynimiz, anlam arayacak şekilde tasarlanmış.

Yani anlam bir lüks değil, insan olmanın doğal bir parçası ve en güzel yanı da anlamı siz yaratıyorsunuz, değerlerinizden, deneyimlerinizden, seçimlerinizden.

Pazartesi sabahı farklı uyanmak istiyorsanız kendinize sorun: "Benim hayatımın anlamı ne?" Cevabı bulduğunuzda, her şey değişmeye başlayacak.