Todoslosaben. Türkçe karşılığı: Herkes Biliyor. Ünlü İranlı yönetmen Farhadi’ nin yönettiği bu İspanyol filmini izlemediyseniz içtenlikle tavsiye ederim. Köy irisi diyebileceğimiz bir kasabanın uzak geçmişinde yaşanmış bir ilişkiyi herkes biliyor fakat ilişkinin taraflarından birinin bir düğün vesilesiyleyıllar sonra geri dönmesi akabinde kimse hiç bir şey bilmiyormuş gibi davranıyor. Film kendi başarılı kurgusu içinde su gibi akıp gidiyor ve hak verirsiniz ki izleyecek olanları bu keyiften mahrum etmemek için söylemeyeceğim ilginç bir sonla bitiyor. Yalnız şimdi neredeyse bir paragraf oldu lakin futbolun“f “sini dahi görmedik diyenleriniz olabilir. Ne yapayım, futbolun bize özgü halinden söz ederken ister istemez bu türden bir atıf yapmak zorunda kalıyor insan. Herkesin bildiği ve yine herkesin bilmiyormuş gibi yaptığı konulara yani. Nelermiş bakalım diye sorma zahmetine katlanmamanız için kısaca değineyim efendim. Türk futbolunda kim tarafından belirlendiği pek anlaşılamasa da öteden beri kurulu düzenin bağrından süzüldüğünü düşündüğüm bir“ büyük takım-küçük takım “ ayrımı var. Yok demeyin kırılırım. Adı ne olursa olsun, bu ayrıma tabi tutulan takımlarınmaçlarındaki kararları herkes biliyor ama nedense bu sorunu çözmek adına bir Allah’ın kulu harekete geçmiyor. Örneğin yapılan hatalara karşı VAR geldi deniyor ama bu odadaki görevliler deterjan reklamındaki süper güçleri olan yenilmez kahramanlar gibi sanıldığından olmalı, VAR’ a giden hakemlerdenbugüne dek benim görebildiğim kadarıyla-delikanlı bayan hakem sn. Asen Albayrak dışında- biri dahi görüntüye şöyle bir göz attıktan sonra “yok yahu benim kararım doğru” deyip geri dönmüyor. Bakıyorsunuz 3 dakika ses yok, 5 deseniz ha keza. Bu arada “otuz sekiz açıdan daha ver, bir de üstten oynat bakayım derken kafamızı oynatmaya ramak kala havaya doğru gayet estetik biçimde çizilen dikdörtgeni takiben VAR odasının tavsiyesine aykırı bir karar çıktığını görmüyoruz. Eh bence hakem oraya gidiyorsa daha fazla vakit kaybetmesine gerek yok. Dikdörtgeni daha yoldayken çizerse zaman kazanılmış olur. Latife ediyorum elbet, karar doğru ise zaten sözümüz yok ama üşenmeyin oturun izleyin. Yüzlerce pozisyon içinde hasbelkader bir iki tane olmuşsa bile genelde büyük aleyhine kırmızı kart yahut penaltı için VAR’a çağrılan hakem var mı? Varsa eğer, küçüğüm demez gider elini sıkarım o çağıranın. Bu yüzden üç dört pozisyon önceki bir eylemin neredeyse suyunu çıkararak -hele büyük takımın yediği gol varsa bu beş altı pozisyon önceside olabilir –illa bir ihlal bulan zihniyetin malum mızıkçı arkadaşlar lehine karar üretmesine hiç şaşırmamalı.

İSTEMEZÜK!

Çünkü aman ha! “büyük” zinhar yenilmemeli. Kaldı ki neye gerek yani, buralara gelene dek nice karlı dağlar aşılmıştır. Şimdikalkar birinden biri baskı yapar, sonra düdük yüzü görülmez falan. Bir takımın maçına salt “istemezük” dendiği için bir buçuk sene verilmeyen hakem var bu ülkede efendim. Neyse. Demem o ki, bunu da herkes biliyor ve bilmiyormuş gibi yapıyor. Yalan mı? Yalansa yalan deyin, bende gidip işime gücüme bakayım. Geçelim başkasına. İki takımın beraberlik halinde kümede kalmaları söz konusu olduğunda o maçın sabahtan akşama berabere biteceğini herkes biliyor ancakbu beraberliğin hangi üçüncü takımı yakacağı, bu yüzden orada ekmek yiyenlere ne olacağı kimseyi ilgilendirmiyor. Sadece o garibime fasulyeden gözyaşlarına eşlik eden alkışlarla alt lige gidiş bileti takdim ediliyor. Vay gidene derdi babaannem. Gerçekten de vay gidene. Kalanlar üç gün sonra davul zurna, kalınan yerden devam etmekte yaşamaya, hem de pes vallahi dedirten kahkahalarla. Bunu gören futbolcu geri kalır mı hiç. Ekmek dünyası kardeşim, bizi mi dinleyecek. Etik metik derken yitik olmamak adına kayıveriyor eller arasından meşin yuvarlak, ters bir vuruş derken, hadi bakalım top kendi ağlarında. Sonra yere diz çökmeler, gözlere doğuveren yaşlar. Benim diyen tiyatrocu halt etmiş. Ya tribünler? Islık çalıp gökyüzüne baksak bile gerçeği herkesle bir hepimiz biliyoruz. Sanırım ya bizim başımıza gelirse sorusudur sessizliğimizi büyüten. Devam edelim mi? Mali durumlar mesela. Takım ticarette olsa müflis denecek durumda, yöneticisi bilmem kaç milyon Euro’ya yenisini alıyor eskisinin yerine. Neymiş verimsizmiş. Eh para? Para hep var bizde mirim, olmayan düşünsün. Haklı. Bunu da herkes biliyor ama nasılsa nereden buldun diyen yok ülkede. Ya kural? Ya kriter? Ya haksız rekabet? Ya“küçük” takımların hakkı? İyisi mi susayım. Zaten sizdeki suskunluk sese dönüşmeyince akıntıya kürek çekiyormuşum gibi geliyor. Öyleyse gelin sessiz film oynayalım bari. İki kelime. Birincisi; Elimle hepimizin içinde bulunduğu bir daire çiziyorum. “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” diyen tepkisiz iyilerle, “bu düzen böyle gelmiş böyle gider kendini heba etme” diyen tanıdık kötüler aynı dairede. Nedir efendim? Herkes mi? Çabuk bildiniz bravo, birinci kelime: Herkes. Gelelim ikinciye. Bastonla yürüyen yaşlı birini tarife yeltendiğimde “ihtiyar” diyorlar. İşaret parmaklarımı birbirine sürtüp eş anlamlı demeye çalışırken,“yaşlı” diyor birisi. Dur işaretiyle kitap okur gibi yapıyorum. Kitap okuyorsun diyorlar. Parmağımla“buradan yürüyün” anlamında küçük daireler çiziyorum. Sesler yükseliyor. “Okuma, öğrenme, bilge. Temiz yüzlü bir gencin sesi: Bilmek !. Tarifsiz sevinçle ona bakıp, hadi diyorum gözlerimle. Bana bakıp coşkuyla bağırıyor. Biliyor. Herkes biliyor.” Alkışlıyorum. Ebedi oyun sahnesinden sessizce ayrılırken az da olsa umut yeşeriyor içimde. En azından diyorum, herkesin bildiğini bilen, henüz kir bulaşmamış biri var ve artık bundan sonrasıonun ellerinde.