İhanet çoğu zaman bir davranış olarak ele alınır. Ne oldu, kim yaptı, ne zaman fark edildi…

Oysa çift terapisinde zamanla gördüğümüz şey şudur: İhanet, çoğunlukla tek başına bir “an” değildir. Daha eski, daha derin ve çoğu zaman farkında olunmayan bağlanma yaralarının gün yüzüne çıkış biçimidir. Bazı insanlar yakınlığı taşıyamaz. Bu, istemedikleri anlamına gelmez. Aksine, arzuyu yoğun biçimde hissedebilirler; çekim, heyecan, tutku onlar için canlıdır. Ancak iş bağa geldiğinde — süreklilik, duygusal açıklık, karşılıklı ihtiyaçların görünür olması — içlerinde açıklayamadıkları bir huzursuzluk başlar. Bu durum çoğu zaman seksle ilgili değildir.

Asıl mesele bağlanma biçimidir. Kişinin yakınlıkla kurduğu içsel ilişkidir.

Dışarıdan bakıldığında “çekim” gibi görünen şey, çoğu zaman içsel bir boşluğu kısa süreli olarak doldurma çabasıdır. Geçici bir rahatlama sağlar; kalıcı bir bağ oluşturmaz. Çift terapisinde odak yalnızca “ne oldu?” sorusu değildir. Asıl soru şudur: “Bu ilişki dinamiği neden tekrar ediyor?”

Çünkü tekrar eden şey çoğu zaman partner değil, kalıptır. Çocuklukta öğrenilmiş bağlanma biçimleri, yetişkin ilişkilerde sessizce kendini yeniden üretir. İyileşme suçlamakla başlamaz. Bağlanma kalıplarını fark etmekle başlar. Ve belki de kendimize şu soruları sormalıyız: Yakınlık sizin için ne ifade ediyor? Çekim sizi bağa mı götürüyor, yoksa bir boşluğu susturmaya mı? Tekrar eden ilişki döngüleriniz size ne anlatıyor? Çünkü bazen değişmesi gereken kişi ya da ilişki değil, yakınlığa nasıl bağlandığımızdır.

Sevgilerle…