10 yıl Büyükşehir, Konak, Karabağlar meclis üyeliği, encümen üyeliği, CHP Konak İlçe Başkanlığı, İl Başkan Yardımcılığı gibi görevlerden sonra kent bürokrasisini tanımamak, hak edeni, etmeyeni bilmemek mümkün değil. Bir belediyeyi güçlü kılan sadece bütçesi değildir. Ne araç parkı, ne bina sayısı, ne de makam odalarının büyüklüğü. Bir belediyeyi güçlü kılan asıl unsur, içinde yetişmiş, kurumsal hafızayı taşıyan, işin mutfağını bilen liyakatli kadrolardır. Yerel yönetim dediğimiz yapı, günü kurtarma makamı değildir. Şehir, belediye yönetmek; teknik bilgi, mevzuat hâkimiyeti, saha deneyimi ve kriz anlarında soğukkanlılık gerektirir. Bu da ancak yıllar içinde yetişmiş bürokratlarla mümkündür. Burada özellikle altını çizmek gerekir ki; bugün görevini hakkıyla yapan, liyakatiyle bulunduğu makamı taşıyan, emeğini ve bilgisini kentin hizmetine sunan bürokratlarımızı alkışlıyorum. Çünkü o liyakatli bürokratlar; siyasi rüzgârların yönüne göre değil, kamu vicdanına göre hareket ederler. İmza atarken sorumluluğunu hisseder, dosya incelerken sadece bugünü değil yarını da düşünürler. Kriz anlarında mazeret değil çözüm üretirler. Makamı değil görevi önemserler. İşte belediyelerin gerçek omurgası bu insanlardır. Bu süreçte ne yazık ki İzmir’de birçok belediyede sessiz bir israf yaşanıyor. Kenarda bekletilen, pasif görevlere çekilen, yetkisi azaltılan, hatta adeta unutulan deneyimli kadrolar var.
Bu insanlar sadece birer personel değildir; onlar kentin hafızasıdır. Bir imar dosyasının arka planını bilen, geçmişte yaşanmış hukuki riskleri hatırlayan, hangi mahallede hangi sosyal sorunun kronikleştiğini ezbere bilen bürokratın yerine her dönem sıfırdan başlayan bir anlayış koymak; verimlilik değil, zaman kaybıdır. Ancak tekrar vurgulamak gerekir ki; hâlen büyük bir özveriyle çalışan, gece gündüz demeden sorumluluğunu yerine getiren, bilgi birikimini genç kadrolarla paylaşan, kurumu ayakta tutan liyakatli yöneticiler ve bürokratlar vardır. Onlar bu kentin görünmeyen kahramanlarıdır. Alkışı, takdiri ve güveni fazlasıyla hak etmektedirler. Kamu hizmetini bir kariyer basamağı değil, bir onur görevi olarak gören bu insanlar sayesinde belediyeler hâlâ ayakta durmaktadır.

KURUMSAL HAFIZA YOK SAYILAMAZ

Belediyelerde süreklilik esastır. Başkanlar değişir, meclis üyeleri değişir, siyasi dengeler değişir. Ama kurumsal hafıza değişmemelidir.
Çünkü şehirler siyasi dönemlerden daha uzun ömürlüdür.

Yetişmiş insan kaynağını atıl bırakmak sadece bir personel tasarrufu değildir; bu, kamu kaynağının israfıdır. Daha ağır bir ifadeyle söylemek gerekirse, kentin potansiyelini bilinçli ya da bilinçsiz biçimde heba etmektir.

Liyakatli bir bürokratı kenara almak, iki kayıp doğurur;

1. O kişinin üretim gücü yok olur.
2. Kurumun genç kadroları için rol modeli kaybolur.

Bu durum zamanla kurum kültürünü zedeler. “Çalışsan da fark etmiyor” algısı oluşur. Oysa kamu yönetiminde motivasyon, maaştan önce adalet duygusuyla sağlanır.
Görevini layıkıyla yapan bürokratlar ise bu adalet duygusunun yaşayan örneğidir.
Onlar genç personele şunu gösterir: “Emek verirsen karşılığını alırsın, işini iyi yaparsan saygı görürsün.” İşte gerçek kurum kültürü böyle inşa edilir.

ŞEHİR YÖNETMEK EKİP İŞİDİR

Yerel yönetimler bir siyasi vitrin değil, bir hizmet mekanizmasıdır. Elbette siyaset yön verir; ancak uygulamayı yapan profesyonel kadrolardır. Bu kadrolar dışlanırsa sistem tökezler. Bugün İzmir’in karşı karşıya olduğu altyapı, kentsel dönüşüm, ulaşım ve sosyal politika başlıklarında hız ve koordinasyon gerekiyorsa; bunun yolu deneyimli bürokratları sürecin merkezine almaktan geçer. Liyakat; bir kişiye duyulan sempati ya da yakınlık değildir. Liyakat, işi ehline vermektir. Ve ehliyet, yılların emeğiyle oluşur.
Gerçek liyakat sahipleri koltukta oturarak değil, sahada yürüyerek, dosya başında sabahlayarak, vatandaşın sorununu dinleyerek yetişir. Onların değeri, kriz anlarında daha net anlaşılır. Çünkü bilgi ve tecrübe panik yapmaz; çözüm üretir.

VERİMLİLİK ENGEL DEĞİL

Belediyelerde atıl bırakılan her yetişmiş insan, aslında çözülmemiş bir sorunun cevabıdır. Onları sistemin dışına itmek yerine, doğru görev tanımıyla yeniden sürece dahil etmek gerekir. Unutulmamalıdır ki; yetişmiş insan kaynağından yararlanmamak sadece idari bir tercih değildir. Bu, kente karşı sorumluluğun eksik yerine getirilmesidir. Ancak görevini hakkıyla yapan, bilgi birikimini esirgemeyen, siyasi değişimlerden bağımsız biçimde kamu ahlakını önceleyen liyakatli bürokratlarımızın varlığı da umut kaynağıdır. Onlar sayesinde belediyeler sadece yönetilmez; ayakta kalır. Onlar sayesinde kurumsal hafıza silinmez; güçlenir. İzmir gibi köklü bir şehir, kurumsal hafızasını kaybederek değil; onu güçlendirerek yol almalıdır. Şehirler kişisel hesaplarla değil, ortak akılla büyür. Ortak akıl ise ancak liyakatli kadrolarla mümkündür.