Alevi değilim... Ama Alevi inancına, kültürüne ve felsefesine her zaman büyük saygı duydum. Ülkemizin de çimentosu olduğuna da inanırım. Ve Alevi dostlarımın ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk ve onun kurduğu Türkiye Cumhuriyeti'ne de ne kadar bağlı olduklarını iyi bilirim. Hayatım boyunca çok sayıda Alevi dost edindim. Onlarla aynı sofrayı paylaştım, aynı acılara üzüldüm, aynı sevinçleri yaşadım. Bu nedenle son günlerde CHP'de yaşanan "mutlak butlan" tartışmalarının, yalnızca bir siyasi partinin iç meselesi olmaktan çıkıp Alevi toplumunda da derin kırılmalara yol açtığını görmek beni gerçekten üzdü. Sosyal medyada yapılan paylaşımlarda da, yüz yüze yapılan sohbetlerde de; yıllardır aynı değerlere inanan, aynı lokmayı paylaşan insanların birbirlerini "Özelci", "Kılıçdaroğlucu" diye ayrıştırdıklarına tanık oluyorum. Oysa dışarıdan bakan biri olarak benim hafızamda Alevi toplumu, her zaman farklılıklarını kardeşlik hukukunun gerisinde tutabilen, birlik olmayı başarabilen örnek bir dayanışma kültürüyle yer etti. İşte tam da bu nedenle, bugün birkaç siyasi tartışmanın yüzlerce yıllık birlik geleneğini gölgelemesine gönlüm razı olmuyor.
ACILARA RAĞMEN
Alevi toplumu, yüzyıllar boyunca yaşadığı tüm acılara, ayrımcılıklara ve baskılara rağmen ayakta kalmayı başarmışsa, bunun en önemli sebeplerinden biri birlik kültürüdür. Cemlerde bir araya gelmek, lokmayı paylaşmak, dara durmak, birbirinin acısını ve sevincini sahiplenmek. Bunlar yalnızca bir inancın ritüelleri değil; aynı zamanda toplumsal dayanışmanın da en güçlü örnekleridir. Alevilik, insana insan olduğu için değer vermeyi öğretir. "Yetmiş iki millete bir nazarla bakmak" anlayışı, bu kültürün temel taşıdır. İşte bu anlayış sayesinde Aleviler, farklı düşünsel görüşlere sahip olsalar bile ortak değerlerini koruyabilmişlerdir. Türkiye'nin yakın siyasi tarihinde de Alevi toplumunun geniş bir kesimi, laiklik, hukuk devleti ve eşit yurttaşlık ilkelerini önceleyen partilerde, özellikle CHP çatısı altında siyaset yapmayı tercih etti. Fakat tercihlerin ötesinde esas güç, aynı toplumun birbirine sırtını dönmemesiydi. Bugün ise üzülerek görüyoruz ki CHP'de yaşanan "mutlak butlan" tartışmaları, yalnızca partiyi değil, Alevi toplumunun iç huzurunu da etkilemiştir. Dün omuz omuza duran insanlar, bugün birbirlerini "Özelci", "Kılıçdaroğlucu" diye tanımlamaya başlamış; siyasi farklılıklar, dostlukların ve kardeşlik hukukunun önüne geçme riski taşımıştır.
Oysa kişiler gelir geçer... Genel başkanlar değişir. Yönetimler değişir. Ama toplumsal birlik kaybedildiğinde, onu yeniden kurmak yıllar alır. Hiçbir siyasi lider, hiçbir makam ve hiçbir geçici tartışma; yüzlerce yıllık kardeşlik hukukundan daha değerli değildir. Siyaset elbette tartışılır. Herkes farklı düşünebilir. Farklı adayları destekleyebilir. Demokrasi zaten bunu gerektirir. Ancak aynı ocaktan gelen, aynı lokmayı paylaşan insanların birbirini düşmanlaştırması ne Alevi öğretisinin ne de toplumsal vicdanın kabul edeceği bir durumdur. Toplumları zayıflatan şey, dışarıdan gelen saldırılardan önce içeride oluşan ayrışmalardır. Tarih boyunca birçok toplum, kendi içindeki kırılmalar nedeniyle güç kaybetmiştir. Bu nedenle bugün ihtiyaç duyulan şey; birbirini suçlamak değil, birbirini anlamaya çalışmaktır. Belki de yeniden hatırlamamız gereken en önemli cümle şudur:
Biz, kişiler etrafında değil; değerler etrafında birleşmeliyiz. Çünkü Aleviliğin özü kin değildir. Aleviliğin özü ötekileştirmek değildir. Aleviliğin özü; rızalık, kardeşlik, sevgi ve birliktir. Bugün en büyük sorumluluk, hangi siyasi görüşü desteklerse desteklesin, aynı inancın mensuplarının birbirinin elini bırakmamasıdır. Çünkü bir arada duran bir toplum, geleceğe güvenle yürür. Ayrışan toplum ise yalnızca kendini yorar. Yüzyıllardır dilden dile aktarılan öğretileri vardır; "Bir olalım, iri olalım, diri olalım" ve "eline diline beline sahip olmak."
Bu çağrı, Hacı Bektaş Veli'nin yalnızca kendi dönemine değil, bugünümüze de bıraktığı en büyük miraslardan biridir. Bugün ihtiyacımız olan tam da budur. Birbirimizi hangi genel başkanı desteklediğimize göre değil; aynı lokmayı bölüşen, aynı acılara gözyaşı döken, aynı inanç ve kültürün evlatları olduğumuz gerçeğiyle değerlendirmektir. Unutmayalım ki siyasi liderler gelir geçer. Makamlar değişir. Partiler dönüşür. Ama kırılan gönülleri onarmak, kaybolan güveni yeniden inşa etmek çok daha zordur. Ve büyük halk ozanı Yunus Emre’nin şu sözünü hatırlatmakta da fayda görüyorum;
YARADANDAN ÖTÜRÜ
Hiç kimse; dostluklarımızı, akrabalıklarımızı, cemlerde kurulan kardeşlik bağlarını ve yüzyılların ortak hafızasını günlük siyasi tartışmaların kurbanı yapmamalıdır. Çünkü bizi biz yapan; aynı kişiyi desteklememiz değil, aynı değerleri yaşatmamızdır. Yolumuz farklı yorumlanabilir. Pir Sultan Abdal'ın şu dizeleri bugün de hepimize önemli bir hatırlatma yapıyor.
GELİN CANLAR BİR OLALIM
Belki de bugün bu çağrıya her zamankinden daha fazla kulak vermeliyiz. Çünkü ayrışarak hiç kimse kazanmayacak. Ama yeniden konuşabilir, yeniden dinleyebilir ve yeniden birbirimizin elini tutabilirsek; sadece Alevi toplumu değil, Türkiye de bundan güç kazanacaktır.