Yaşamda her hangi bir şeyin yerine bir başka şeyi kame etmek bir şekilde mümkünse de insanın yerine insan ikame etmek biraz zor. İnsanın özgün yapısı, karakteri,duruşu taklit edilebilir ama takdir edersiniz ki bu hiç bir zaman aslının yerini tutmaz. Hele özveriyi ruhunun en derinlerine yaymış bir kimliğin yerinin doldurulması mümkün mü?

Yüreğinin güzelliğini, dokuma tezgahına yaslanmış bir halıya attığı ilmeklere sabırla yansıtan Anadolu kadınımızın hassasiyetinde görebileceğimiz sessiz emek, şüphesiz ki üretilen esere maddiyatla ölçülemez değer katar. Günümüz dünyasında sayıları giderek azalmış olsa bile, o emeğin sahibi her şeye rağmen varlığını sürdürmeyi başarmakta. Bendeniz ona “joker” diyorum ama elbetsiz bu ilginç kimliğin yaşamınıza yansıttıklarına göre başka bir isim bulabilirsiniz. Örnek mi lazım? O halde sorunuz bir futbol takımının hocasına “takımındaki en değerli oyuncun kim” diye. Alacağınız yanıt –salt sonuç odaklı yaşayan bir hoca değilse- benim joker dediğim kişi olacaktır. Oyunuyla belki hiç bir zaman tribünleri coşturmayan ve ucuz şov peşinde koşmayan bu sessiz değer, oyunun gidişatına göre görevden göreve koşabilen özel bir futbolcudur.

Eskilerin vur ensesine al lokmayı diye tanımladığı joker için asıl olan, işin gösterişine kaçmadan, olması gereken yerde olması gerektiği zamanda olmaktır. Bunu yaparken de gücünü son noktaya dek harcamaktan çekinmez. Hani vur ensesine dedik ama kalkıp ta bunu yanlış anlamanızı istemem. Bu onun yanardağdan süzülen lavları andıran hırsını gölgeleyen bir ifade değil, olsa olsa mütevazisessizliğine yapılmış bir atıftan ibarettir. Futbol öyle enteresan bir oyun ki, bir takımın sahaya yayılmış onbirinin her birine ayrı ayrı görevler verilmişken yeri geliyor bunlardan birinin oyun içinde görev yerini kaybetmesi, fahiş bir hata yapması yahut oyundan atılması hallerinde, rakip bunu keyifle değerlendirmek suretiyle o takımı neticeye yönelik olarak cezalandırabilmekte. Başka deyişle, böyle bir durumda gol olmuşsa, topu kendi kale ağlarından çıkaran kaleci diğerlerinin yüzüne öyle bir bakmaya başlamaktadır ki, herkes “suçlu ben değilim” dercesine kaçacak delik arayıp, neticeye ciddi etki etmiş bir sorumlunun peşine düşer.

Böyle bir durumda, bu sonucun oluşmaması için canını dişine takarak çaba sarf eden bir kimlik olarak joker, bazen tek kişilik ordu” deyimini hak edecek şekilde mücadeleye devamla inatçı kişiliğinin arkadaşlarına örnek teşkil etmesini sağlar. Takım onun oyuna karşı duruşundan etkilenip kısa sürede toparlanma sürecine girer. Diyelim sağ bek veya stoper sakatlandı veya takımın her hangi bir oyuncusu kırmızı kartla oyun dışı kaldı. Böyle bir durumda hocanın bir işaretiyle joker onun yerine geçerek çabasını buradan sürdürür. Başka deyişle oyuna tek bir görev yeri açısından değil, bütünü üzerinden bakabilen bu oyuncu, kriz anında akla gelen ilk isim olmaktadır.

Şimdi bana “yazılarında hep hayata paralellik kurarak anlatım yaparsın, peki kaldı mı şimdilerde böyle insanlar “derseniz, size onların çoğunlukta olduklarını rahatlıkla söyleyebilirim. Zaten onlar olmasa bel kemiği kırılmış bir toplum olarak çoktan savrulup giderdik tarihin ıssız karanlık köşelerinden birine. Özveriyi alabildiğine içselleştirmiş, her şeyin her zamaniyi olmasını isteyen ve bunu sağlamak için üzerine düşeni fazlasıyla yapmak arzusuyla dolu insanlardan oluşan bir toplum olarak layık olduğumuzgibi iyi bir yaşam biçimine ulaşabilmek hepimizin hakkı ve vazgeçilmez bir düşü değil mi? Oysa yaşadığımız yüzyılın ilk çeyreği, ama bilinçli ama bilinçsiz yitik savruluşlar yüzünden, öteden beri sahip olduğu pek çok değerin adım adım vesessizce yok oluşuna tanıklık etmekte. Yalansa söyleyin. Özveri ile hareket edene “aptal”, başkası da eksik kalmasın diye çırpınana “enayi”, ve nihayet elindekini hiç düşünmeden ihtiyacı olanla paylaşana “budala” sıfatlarının layık görülmesi bundan değil mi? Binilen alamet kıyamete mi gidiyor acaba diye hiç düşünmeden, sorgusuz sualsiz günü yaşayan bir çılgınlığın gözünü kör ettiği toplumun, varsa yoksa bencillik üzerine kurulu ama sorsanız müşfik, merhametli rolünü pek sevmiş olan “bir lokma bir hırkaya” mahkum ezberletilmiş hayat tarzı, gün be gün herkesi usulca sarmıyor mu?

Sosyal medyanın özde sahte ama inanılmaz derecede güçlü ve etkili yardımı sayesinde hemen herkes kendini olduğundan başka biçimde göstermeye çalışmakla meşgul olduğundan ötürü içine düşülen sarmalın bitip tükenmesi hiç mümkün görünmüyor. Hal böyle olunca, yıllardır birlikte oynadığınız devasa tarihe sahip takımda bile bırakın galibiyet elde etmeyi, insanlar “bari hiç değilse yenilgi biraz uzak olsun” düşüncesiyle için için beraberliğe oynamaktan ve işin acı yanı buna sevinmekten başka çare görmüyor. Cümlenin şikayetçi olduğu ama bulunduğu yerden başka bir mevkide oynayanın hatasını kapatmakiçin kılını dahi kıpırdatmadığı bir dünyada, joker dediğimiz arkadaş sizce daha kaç kişilik oynayabilir ki? Bu yüzden hazır onunla ilgili bir yazı hazırlayıp, bu köşeden ona seslenme fırsatını yakalamışken kendisine: “Efendi, sen kıyakçılığın sonu ayakçılık deyimini hiç mi duymadın” diyeceğim ama bir yandan da ciddi endişem var hani. Ya bana dönüp : “sen yanmasan/ ben yanmasam/ biz yanmasak/ nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa.” deyiverirse.

Utanırım.