Bir kadının gücü genellikle sesiyle, emeğiyle, sevgisiyle ölçülür. Ancak çoğu zaman gözden kaçan, sessiz bir kahraman daha vardır: Kemiklerimiz. Kadın bedeni, doğar doğmaz çalışmaya başlar, büyürken dans eder, koşar, bazen düşer ama her seferinde kalkar. Gençlik yıllarında vücut, kemik inşa eder; ancak kırk yaşına gelindiğinde, eğer dikkat edilmezse, bu yapı yavaş yavaş çözülmeye başlar. Üstelik bu gerileme, hiç çan çalmaz, alarm vermez. Ta ki bir gün, basit bir düşüşle bile kırılacak hale gelene kadar…

Kadınlarda kemik sağlığının gizli düşmanı östrojenin azalmasıdır. Menopoz, bu sürecin dönüm noktasıdır. Bu dönemde kemik yoğunluğu hızla azalır; tıpkı yıllardır raflarınızda sevdiğiniz bir kitabın sayfalarının birer birer kopup gitmesi gibi. Ancak iyi haber şu ki, bu süreci durdurmak veya tersine çevirmek mümkün.

Kemik sağlığı, yalnızca kalsiyumdan ibaret değildir. D vitamini, magnezyum, K vitamini ve düzenli hareket de bu yapının sağlam durabilmesi için son derece önemlidir. Sadece süt içmekle işler yolunda gitmez. Kemiklerimizi ihmal etmemek için, her sabah güneşin altında kısa bir yürüyüş yapmak, bahçede vakit geçirmek, hatta haftada birkaç kez küçük dambıllarla güçlenmek bile kemiklerimize olan bağlılığımızı gösterir.

Ve elbette beslenme, kemik sağlığının kalbi gibidir. Ancak çoğu diyet, kemik sağlığını göz ardı eder. Yağsız, tuzsuz, şekersiz bir beslenme ile elimizde içi boş bir tabak kalması, kemiklerimizi unutmak demektir. Oysa koyu yeşil yapraklı sebzeler, badem, yoğurt, kefir gibi gıdalar, kadın bedenine uzun vadeli bir yatırım yapar. Kemik sağlığına yatırım yapmak, aynı zamanda bağımsızlığa yatırımdır. Yaşlılıkta bastonsuz yürümek, torunlarımızı kucağımıza almak, düşüp kırılmamak... Hepsi bugünkü seçimlerimizle başlar.

Kemikler, tıpkı duygularımız gibi uzun süre ihmal edilebilir, ama bir gün çatlayabilirler. Bizler, kadınlar, bu sessiz kahramanları ihmal etmeyelim. Her gün, onlara değer verelim, onlara iyi bakalım. Unutmayalım ki güçlü bir kadının en değerli müttefiki, kemikleridir.