Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu geçtiğimiz günlerde, 18 yaş altındaki gençlerin sigara ve tütün ürünlerine erişimini tümüyle engellemek amacıyla yeni bir uygulama üzerinde çalışıldığını duyurdu. Bu taslağa göre, fiziki ve dijital satış noktalarında T.C. kimlik numarası veya QR kod tabanlı mobil doğrulama sistemleriyle yaş teyidi yapılması hedefleniyor. Satıcının kişisel verilere ulaşmadan yalnızca yaş sınırını kontrol edebileceği bu modelin Japonya ve Güney Kore’deki örneklerden ilham alınarak hazırlandığı ifade ediliyor. Hazırlanan düzenleme paketinde ayrıca sigaranın kapalı alanlardaki görünürlüğünün tamamen sıfırlanması, işletmelerdeki iç mekan sınırlarının netleştirilmesi ve hatta 1 Ocak 2015 sonrası doğan nesillere ömür boyu sigara satışının yasaklanması gibi oldukça radikal maddeler de yer alıyor. Yakın zamanda Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine gelmesi beklenen bu hamle, kamuoyunda son derece önemli bir tartışmanın da fitilini ateşlemiş durumda.

FİKİR AYRILIĞI

Ancak önerilen yöntemin pratikliği ve bürokratik yükü, devletin üst kademelerinde dahi belirgin bir fikir ayrılığını ortaya çıkardı. Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saral, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamada bir paket sigara almak için vatandaştan T.C. kimlik numarası talep edilmesinin kabul edilebilir bir yöntem olmadığını belirterek uygulamaya açıkça karşı çıktı. Sayın Bakanın toplum sağlığını koruma hedefiyle iyi niyetli bir yola çıktığı şüphesizdir. Fakat Sayın Saral’ın bu sert çıkışı, sunulan teklifin yasalaşma ihtimali ve sahadaki uygulanabilirliği hususunda haklı tereddütler doğurmuştur. Bir bakkaldan ya da büfeden alışveriş yaparken her seferinde kimlik ibraz etme zorunluluğu, hem vatandaş hem de esnaf açısından ciddi bir operasyonel kriz yaratma potansiyeli taşımaktadır. Meselenin asıl tıkandığı nokta ise Türkiye’nin mevcut saha gerçekleridir. Resmi verilere göre yurt genelinde kaçak sigara kullanım oranı kısa sürede yüzde 6,2 seviyesine tırmanmıştır. Son bir yıllık tablomuz incelendiğinde; İstanbul’da kaçak oranı yüzde 4,7’den yüzde 9,4’e, Denizli’de ise yüzde 5,5’ten yüzde 10’a yükselmiştir. Şanlıurfa yüzde 13,5 ile başı çekerken, Manisa yüzde 12,7 ve Kahramanmaraş yüzde 11,3 gibi son derece kritik oranlarla listenin üst sıralarında yer almaktadır. Vergilendirilmiş legal piyasaya bu derece ağır dijital ve bürokratik barajlar koymak, maalesef denetlenemeyen ve halihazırda hızla büyüyen kaçak tütün pazarını daha da cazip hale getirmekten başka bir işe yaramayacaktır. Toplum sağlığını ve geleceğimiz olan gençleri korumak elbette devletimizin ve Sağlık Bakanlığının en asli, tartışmasız görevidir. Ancak sahadaki kaçak tütün ticaretiyle mücadele yetersiz kalırken ve gençlerimizi tehdit eden uyuşturucu tehlikesi kapımızda büyürken, yasal satış noktalarında kimlik kontrolü dayatmak öncelikli bir çözüm olamaz. Türkiye’nin mevcut sosyo-ekonomik şartlarında, doğrudan tabana yayılan kaçakçılıkla mücadele etmek ve çok daha elzem olan amansız güvenlik tedbirlerini hayata geçirmek, kağıt üstündeki bu tür karmaşık kimlik doğrulama taslaklarından çok daha acil ve hayatidir.