Futbolun ülkemizde ilk kez oynandığı yerlerden birinin İzmir olmasına kimse şaşırmamalı. Vakti zamanında liman kenti olması hasebiyle dünyayla imparatorluk bünyesindeki pek çok yerden daha çok bütünleşmiş, Cumhuriyet döneminde de modern yaşamın önemli merkezi haline gelmiş İzmir’de futbolun öyküsü geçen yüzyılın ilk çeyreğine dayanıyor.
Üç büyüklerin tevellütü1903 -1905 -1907 ise bizim de Karşıyaka’mız 1912 Altay’ımız 1914 İzmirspor ve Altınordu ‘muz 1923, Göztepe’miz 1925 doğumlu. İstanbul’un köklü takımları olan üç büyüklerin öncü kimliklerine saygımız sonsuz ama iş futbol oynamaya gelince bu zamanda “büyük” unvanı gerçeği pek yansıtmıyor çünkü bu büyüklük özde parasal ve merkeziyetçi bir türev olup İzmir’in futbol genetiği çok daha saf ve kadimdir. Hatta belki de bu bizim kendimizi küçük görmemizden kaynaklı olarak İzmir –İstanbul arasındaki tarihsel gizli rekabetin bünyesindeki sırlara saklanmış olabilir. Rahmetli babam anlatmıştı,1930’ların sonlarına doğru Avusturya’nın ve Avrupa’nın 1894 doğumlu güçlü takımı First Vienna dostluk maçları için ülkemize gelmiş.
İstanbul ‘da FB-GS-BJK ve Güneş takımlarının en seçkin oyuncularından oluşan İstanbul karmasını 3-1, ardından da Ankara Karması’nı 5-0 yendikten sonra “başka takımınız var mıydı?” sorusu üzerine İzmir’e davet edilmişler. Soy isimlerini çok sevdikleri kulüplerinden alan rahmetliler Fuat Göztepe, Sait Altınordu ve Vahap Özaltay’ın yeraldığı İzmir Karması bu burnu büyük arkadaşların takımına futbol deyimiyle dört çekerek onları kolay kolay unutmayacakları bir mağlubiyetle uğurlamışlar. Hatta maç bir ara o hale gelmiş ki, Vahap’ın iki Fuat‘ın bir golünden sonra futbolun sihirbazlarından sayılan Sait takımımızın kazandığı penaltıyı kullanmadan önce kaleciye atacağı köşeyi eliyle işaret etmiş ve kalecileri de o köşeye uçmasına rağmen direğin dibinden ağlara giden topun gol olmasını önleyememiş. Peki böyle değerli oyuncular yetiştiren köklü kulüplere sahip İzmir neden ülke futbolunda söz sahibi olamamış diyebilirsiniz. Hemen söyleyeyim. Geçen yüzyılın son çeyreğinden bu yana futbol endüstrisinin çarkları arasında ezilmiş olmaktandır bu sessizlik.
Takımlarımızın yerel platformda uzun süre futbola aşık köklü ailelerin desteğiyle ayakta kalmaya çalıştıklarına tanık olunsa da nihayetinde gün gelmiş herkes için deniz bitmiştir elbet. Hal böyle olunca, ekonomik düzenin yıpratan yapısı doğrultusunda onlarda bu kara sevdadan yönetici bazında ayrılarak kaderleriyle baş başa bırakmışlardır takımlarımızı. Eh futbol sahası sinema perdesi değil ki efendim habire mutlu sonla biten Türk filmine ev sahipliği yapsın. Tesis yokalt yapı yok, hele para pul hiç yok.Bu şartlarda nereye kadar gidebilirsiniz ki? Son kırk yılda ekonominin acı gerçeklerinin kısa sürede sarmaladığı beş armadan dördü kendilerini sırayla amatör kümede bulurken beşincinin oraya inmemek için son birkaç yıldır nasıl çırpındığı gözünüzün önünde cereyan etmiyor mu?
ANKA KUŞU
İçlerinden sadece Göztepe yabancı sermayenin beslediği masalsı Anka Kuşu’nun kanatlarına tutunup süper lige geri dönmeyi başardı ve kurumsallaşmanın da yarattığı ivmeyle önüne defalarca katıldığı Avrupa kupaları hedefini koydu.
Alt yapıdan yetiştirdiği Türk oyuncularla amatörden1. Lige ulaşıp gerçekleştirdiği kısa süreli devrimin ardından bu kere artık lige katılmama kararından ötürü bu sezon 2. Ligden 3. Lige düşürülen Altınordu ile yıllardır oturdukları 3. Ligde bir arpa boyu ilerlemeyen Kaf Kaf’ların ve sürekli yönetim krizleriyle boğuşan Büyük Altay’ın serüvenlerini izlemek hanginize keyif veriyor? Futbolcu fabrikası olarak bilinen İzmir in şimşekleri İzmirspor için amatör küme hani neredeyse terk edilemeyen baba ocağına dönüşmüş halde. Bana kalırsa bu iş artık kulüplerimizden çıkmış ve İzmir’in sorunu haline gelmiştir efendim.
Beş milyona dayanan nüfusumuzla birçok Avrupa ülkesinden büyüğüz ve futbolun ülkemizde oynanmaya başladığı tarihlerle yaşıt takımlara sahibiz. Peki ne eksiğimiz var kendini büyük ilan edenlerden? Ekonomik üstünlükleriyle haksız rekabet yaratmalarına izin verilenlere dur diyebilecek bir şampiyon oluşturmaya çalışmanın ve kafa kafaya verip birbirimize destek üretmemizin önünde hangi engel var? Fanatiklik mi? Geçiniz onu bir kalem çünkü üstün başarı fanatikliği kısa sürede yok edecektir. Bakınız bir yol önereyim mi? Taraftarlar bir araya gelir ortak hedef için anlaşma yapar, en iyi oyuncularımızı dışarıya kaçırmak yerine tek takımın bünyesinde toplayıp o takıma destek oluruz. İş adamlarımız doğrudan para vermek yerine tesis işini üstlenirler. Bu süreçte diğer takımlarımızda birbirlerine tecrübeli oyuncu desteği sağlar ve aynı anda alt yapıya yönelirler. Böylelikle gençlerimiz abilerinin yanında gelişerek lig tecrübesine ulaşırlar. İlk takımı yukarıya attık mı? Döneriz bir diğerine.
Kim mi önce? Hayrola, siz bu fikre alışmaya başladınız galiba. Vallahi ne diyeyim, hele iş oraya gelsin bu diğerlerinden önce kurulan da olur, bulunduğu ligde iyi performans gösteren de. İzmir futbolu bir "sonradan görme" değil, bu toprakların futbol genetiğini oluşturan ana damarlardandır efendim. Yeter ki niyet iyi, çaba daim, sevinci ve tasayı paylaşma kültürü esas olsun. Yeter ki ben yerini bize terk etsin. Kavga yerine yukarıya birlikte çıkmanın çaresi budur. Hayal mi diyorsunuz? Eh peki madem öyle sizler hayal kurmadan devam ediniz o vakit yola. Devam ediniz dedim evet, devam ediniz Pasaport kahvesinde karışık tavla oynayarak İzmir futbolunu kurtarmaya…