Yaşam boyu ilişkiler kurarız. Kimi neşe verir, eğleniriz. Kimisi yorar, gerer, kalbimizi sıkıştırır. İçten içe tükeniriz. Neden böyle hissederiz? Bazen bu sorunun cevabını yıllar sonra buluruz: Toksik bir ilişki.

Peki ya o kişi bizsek? Ya biz, istemeden de olsa başkalarının neşesini kaçırıyor, yoruyor, özgüvenini sessizce zehirliyorsak? Bu sorulara cevap vermek kolay değil ama kendimizle ilgili gerçeklerle yüzleşmeliyiz. Aksi halde ke iyi hissetmemiz biraz zor. Önce "toksik kişilik" nedir, ona bakalım. Kimse “Ben toksik biriyim” diye dolaşmaz, farkında olmayabiliriz. Peki, nasıl anlarız toksik olup olmadığımızı?

* İnsanlar bana sınır koyuyor mu?
* İlişkilerimde sürekli çatışma, küslük ya da uzaklaşma oluyor mu?
* Kendimi sık sık kurban gibi mi hissediyorum?
* Eleştiriye tahammül edemiyor muyum?
* Başkalarının başarısını küçümsüyor muyum? Kıskanıyor muyum?
* Sürekli kontrol etmek, yönlendirmek ya da manipüle etmek zorunda mı hissediyorum?
* Empati kurmakta zorlanıyor muyum?

Bu soruların hepsine ya da bazılarına “evet” yanıtını vermek toksik olduğumuz anlamına gelmez ama istemeden hem kendimizi hem de çevremizi tüketiyor olabiliriz. Eğer bunlardan bazılarını kendinizde bulduysanız, bu bir farkındalık  göstergesidir. Çünkü toksik doğmadık, birçok nedeni olabilir: Geçmişteki yaralar, öğrenilmemiş duygusal beceriler, korkular, kıyaslar  çaresizlik ve  değersizlik duygusu... Hepsi birikir ve en yakınlarımızdan çıkıverir öfkemiz. Yani kimse durduk yere toksikleşmez. 

Şimdi de toksik olmaktan neden kurtulmalıyız ona bakalım. Toksik  olduğumuzda beynimiz sürekli olarak kortizol gibi stres hormonları salgılanır. Yüksek kortizol düzeyi, özellikle karar alma, empati kurma ve duygusal düzenleme süreçlerinden sorumlu olan prefrontal korteksi baskılar. Bu da bizi sürekli “savaş ya da kaç” moduna sokar. Uzun vadede bu durum, beynimizin empati ve sosyal bağ kurma kapasitesini zayıflatır. Aynı zamanda dopamin sistemini de olumsuz etkiler. Başkalarını kontrol etme veya üstün gelme gibi davranışlardan elde edilen kısa süreli ödüller, dopamin reseptörlerini uyarsalar da gerçek ve sürdürülebilir mutluluk kaynaklarını gölgede bırakırlar. Bedenimize ise kas gerginliği, sindirim sistemi problemleri, uyku bozuklukları, baş ağrıları ve kalp sorunları olarak yansır. Ayrıca bu durum duygusal kaynaklarımızı tüketir, mental yorgunluk, anlamsızlık hissi ve duygusal tükenmişlik yaratır.
Peki, toksik olmaktan nasıl kurtulabiliriz? İşte birkaç ipucu:
    
*Nefes alın: Tetiklendiğinizde yanıt vermeden önce üç derin nefes alın. Bu, beyninizdeki alarm sistemini sakinleştirir.
*Sevgi dilinizi değiştirin: Kendinize karşı daha şefkatli ve sabırlı olmayı öğrenin. Kendinizi affetmezseniz, başkalarını da affedemezsiniz.
*Profesyonel destek alın: Davranışlarımızın altında yatan nedenleri anlamak için uzmandan destek alın.
*Küçük adımlarla başlayın: Birini gerçekten dinlemek, yardım etmek gibi basit davranışlar, beyninizde yeni nöral yollar oluşturur.
*Empati yapın: Karşınızdaki kişinin duygularını anlamayaçalışın.
*Özür dileyin: Hata yaptığınızı fark ettiğinizde, savunmaya geçmek yerine samimi bir şekilde özür dileyin.

Unutmayın, toksik davranışlarımız bizi kötü bir insan yapmaz. Bu davranışlar, çoğunlukla geçmiş yaraların ve öğrenilmiş kalıpların sonucudur. Değişmek mümkündür ve bu cesaretli bir yolculuktur.