Cumhuriyet Halk Partisi’nde son yıllarda en çok tartışılan konuların başında hiç kuşkusuz aday belirleme yöntemleri geliyor. Partiye yıllarını vermiş, örgütün her kademesinde görev yapmış, seçimden seçime değil her gün sokakta mücadele etmiş insanların önemli bir bölümü; aday belirleme süreçlerinde kendi sözlerinin ve örgütün iradesinin yeterince dikkate alınmadığını düşünüyor. Daha da önemlisi, sandığa giden CHP seçmeni de zaman zaman “İşte benim adayım” diyebileceği isimleri değil, kendisine sunulan adayları tercih etmek durumunda kalıyordu. Oysa siyaset sadece seçim kazanma sanatı değildir. Siyaset aynı zamanda güven inşa etme sanatıdır. Bir belediye başkan adayı belirlenirken yalnızca “Bu isim seçimi kazanır mı?” sorusuna cevap aramak yeterli değildir. Asıl sorulması gereken sorular şunlardır: Bu kişi kamu yönetebilir mi?

Örgütüyle uyumlu çalışabilir mi? Liyakat sahibi midir? Geçmişi temiz ve hesap verebilir midir? Beş yıl sonra partisinin yüzünü yere eğdirir mi, yoksa partisinin gurur duyacağı bir belediye başkanı mı olur? İşte aday belirleme sürecinde bütün bu soruların cevabı aranmalıdır. Çünkü belediye başkanlığı yalnızca bir seçim kazanma makamı değildir. Bir siyasi partinin beş yıllık vitrini, itibarı ve karnesidir. Örgütün emeği yok sayılmamalı... CHP’nin en büyük gücü yıllardır örgütüdür. İlçe başkanları, il başkanları, kadın ve gençlik kolları, mahalle temsilcileri, sandık görevlileri… Seçim zamanı kapı kapı dolaşan, gecesini gündüzüne katan, partinin yükünü omuzlayan insanlar bunlardır. Ama partiye yıllarını vermiş bir örgüt mensubu, aday belirleme sürecinde kendisini yalnızca seçimden seçime hatırlanan biri olarak hissediyorsa, burada ciddi bir sorun vardır. Örgütün fikrini almadan örgütün gücünü istemek mümkün değildir. Önseçim yapılacaksa gerçek anlamda yapılmalıdır. Örgütün görüşü alınacaksa göstermelik olmamalıdır. Aday belirleme sürecinde birkaç kişinin karar verdiği kapalı bir mekanizmanın acısını bugün yaşıyoruz. CHP’nin ve hatta YENİ Parti' nin Türkiye’ye demokrasi vaat ederken, kendi içinde demokrasiyi güçlendirmesi gerekir.

DOĞRU ADAY

Kazanmak yetmez, doğru adayı seçmek gerekir 31 Mart 2024 seçimleri CHP açısından önemli bir başarı ortaya çıkardı. Ancak seçim kazanmak, hikâyenin sonu değil başlangıcıdır. Bir belediyeyi kazanmak kadar, o belediyeyi beş yıl boyunca başarıyla yönetmek de önemlidir. Yanlış adayla kazanılan bir seçim, beş yıl sonra büyük bir siyasi kayba dönüşebilir. Doğru adayla kazanılan bir seçim ise yalnızca bir belediye kazandırmaz; partiye güven kazandırır, yeni kadrolar yetiştirir ve seçmenin geleceğe olan inancını güçlendirir.

Bu nedenle CHP'nin ve YENİ Parti’nin artık aday belirleme anlayışını yeniden gözden geçirmesi gerektiğini düşünüyorum. Adaylık bir ödül değil, büyük bir sorumluluktur. Ve bu sorumluluk, partiye en yakın olanın değil; en liyakatli, en güvenilir ve toplumda karşılığı olan kişinin omuzlarına verilmelidir. CHP’nin ve YENİ Parti’nin ihtiyacı yeni bir anlayış. Bugün bu partilerin ihtiyacı, yalnızca seçimi kazanacak adaylar değildir. Seçimi kazandıktan sonra da partisinin yüzünü ağartacak adaylardır. Örgütün güven duyduğu, seçmenin “Benim adayım” diyebildiği partisine sadık ama toplumun tamamına hizmet edebilecek,

liyakatli, şeffaf ve hesap verebilir isimlerdir. Bunun yolu da belli; Daha fazla örgüt demokrasisi… Daha fazla liyakat… Daha fazla şeffaflık… Daha güçlü denetim…

Ve en önemlisi, aday belirleme süreçlerinde kişilere değil kurallara güvenmek.

Çünkü CHP'nin ve YENİ Parti’nin geleceği birkaç kişinin tercihleriyle değil, milyonlarca seçmenin ve yıllardır bu parti için emek veren örgüt mensuplarının ortak aklıyla şekillenmelidir. Fakat bugün partiye yıllarını vermiş insanların bir bölümü, aday belirleme süreçlerinde kendisini yalnızca seçimden seçime hatırlanan bir örgüt üyesi gibi hissediyorsa burada durup düşünmek gerekir.

Parti emekçisi aday olamıyorsa, örgütün görüşü alınmıyorsa, önseçim gerçek anlamda işletilmiyorsa, liyakat yerine kişisel ilişkiler öne çıkıyorsa, burada bir demokrasi problemi vardır. CHP'nin ve YENİ Parti'nin kendi iç demokrasisini güçlendirmeden Türkiye'ye demokrasi dersi vermesi kolay değildir.