İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, bundan önce 5 yıl Karşıyaka Belediye Başkanlığı yaptı. Çok iyi hatırlıyorum zor günlerdi. Önceki Başkan Hüseyin Mutlu Akpınar’ın bıraktığı iddia edilen borçlar yüzünden büyük sıkıntı yaşadı. Bugün de olduğu gibi işçileriyle karşı karşıya geldi. İşçiler haklı olarak alamadıkları maaş ve ikramiyeleri ile ilgili olarak sık sık eylem yaptılar.

İşte o eylemlerden biri Örnekköy Şantiyesi’nde yapılıyordu. Tugay makam aracına atladı şantiyeye gitti. İşçiler tarafından “Hoşgeldiniz” nidalarıyla karşılandı. İşçilere hitap etti. O anlarda ağzından, “Yapmayın. Bu eylemi bitirin. Bu eylemi yaparak AKP’nin ekmeğine yağ sürüyorsunuz” cümleleri çıkıverdi. Belli ki, kızmış, sinirlenmişti.
O sırada “buzz” gibi bir hava esti. İşçiler başkanı dinlemeyip eylemlerine o gün de sonrasında da devam ettiler. 31 Mart 2024 yerel seçimleri geldi. Tugay, Özgür Özel-Ekrem İmamoğlu ikilisinin tercihi ile önce Büyükşehir Belediye Başkan adayı oldu. Sonra da başkan seçildi. Artık 350 bin Karşıyakalı’nın değil 4,5 milyon İzmirli’nin başkanı idi. Tugay, Karşıyaka’da sadece işçilerle uğraşmadı. 30 Ekim 2020 İzmir Depremini yaşadı. Her lodosta Körfez’in sularının ilçeyi basmasına şahit oldu.

Cemil Tugay, artık İzmir’in “Büyük Başkanı.” Onun eline bakıp hizmet bekleyen kendi partisinden 28 ilçe belediye başkanı, iki de AK Parti ve MHP’li başkan var. 31 belediye 30 başkan, binlerce çalışan. Yani anlayacağınız işi şimdi daha zorlaştı. Geçen 2 yıl içinde de hayli sıkıntılı günler yaşadı. İktidarın “silkeleme” operasyonu ile eli kolu bağlandı. Ama o yine de yılmadan mücadelesini sürdürüyor.

Başkan Tugay, geçtiğimiz günlerde Urla’daki bir toplantıda “Bana güvenenlere mahcup olmak hayattaki en büyük korkumdur” derken, ardından, “Nerede yanlış, eksik varsa onunla ilgili gerek belediye içinde gerek belediye dışında gücüm yettiğince mücadeleye devam edeceğim. Kişisel beklentim yok. Bu şehirde yaşayan herkes benim komşum, akrabam, kardeşim, ailem. Bu duyguyu hepimiz için genişletmemiz lazım” sözleriyle de gönlünden geçenleri dile getirdi.

Birkaç gün sonra da Kıyı Ege Belediyeler Birliği tarafından düzenlenen kent söyleşileri kapsamında, “İzmir’de Afet” başlıklı panel İzmir’in deprem riski konuşuluyordu. Konuşmak için kürsüdeydi. 1999 yılında hazırlanan İzmir Deprem Master Planı’nın üzerinden uzun yıllar geçtiğini hatırlattı, yılsonuna kadar yeni bir planın hazır olacağını söyledi. Sonrasında “En büyük korkum, belediye başkanlığı dönemimde bir deprem olması” deyiverdi.

Biz Sayın Başkanın ne demek istediğini pekala anlıyoruz. Ancak, “Korkunun ecele faydası yok!” derler. “Korkmak” elbette insani bir duygu. Ancak, “korkmak” bir yana çalışmak gerekiyor. Hani diyorsunuz ya, “Bize çok çalışmak yakışır.” Bence bu slogana bir de “korkmadan” sözcüğü ekleyip, “Bize korkmadan çalışmak yakışır” demek lazım. Çünkü İzmir’in korkmadan çalışan insanlara çok ihtiyacı var.

Zira bu kenti yüzyıl önce yönetenler hiç korkmadılar. İşgal kuvvetlerine “ilk kurşun”u atan onlardı. 9 Eylül 1922’de denize dökenler de. Yakılmış, yıkılmış bir şehri ayağa kaldırıp “enternasyonel fuarlar” kurdular. Sanayi bölgeleri inşa ettiler. Kenti sular basmasın diye Büyük Kanal’ı inşa ettiler. Metrolar, İZBAN’lar getirdiler. Bunlar birer başarı hikayesiydi. Başarılamayanlar olmadı mı? Elbette oldu. Mesela çöp, çamur ve çukur yıllardır bu kentin kaderi haline geldi. Yollarımız hala yetersiz. Korkulara neden olan muhtemel bir depreme hala hazır değiliz. Kentsel dönüşümü ise bir türlü beceremedik, üstelik eli yüzümüze bulaştırdık. Bir “su” ve “Körfez” politikamız bile olmadı.
O halde… Çok çalışırken bunları düşünerek adım atma mecburiyetindeyiz. Vakit kaybetmeden, kararlılıkla ve de ısrarla… İşte o zaman “mahcubiyet” de “vesvese” de asla yanınıza yaklaşamaz…