İzmir iş dünyasında ekonomiye ilişkin eleştiri dozunda şaşırtıcı artış…

Serkan AKSÜYEK
12 Eylül 2022

Bu sütunlarda daha önce de ifade ettiğimi sanıyorum.
Ekonomi muhabirliğine başladığımız 90’lı yılların ortalarından itibaren, iş dünyası temsilcilerinin düşüncelerini dikkatle izliyorum.
Ülkenin krizlerden krizlere savrulduğu o yıllarda, iş dünyası en sert -ve elbette haklı- eleştirileri basın aracılığı ile cesaretle dile getirirdi. Yapılan eleştirilerin dozunda, kimi zaman saygı sınırlarının zorlandığı anlar da olurdu.
EGE TV’de görev yaptığım 1997-2000 yılları arasında İzmir iş dünyasının bu yöndeki tüm eleştirilerini ekranlara taşırdık.
Bu girizgâhı yapmamın sebebi şu:
Son aylarda, Anadolu’daki oda ve borsaların başkanları, uygulanan ekonomi politikalarına karşı eleştirilerini giderek yükselen dozda dile getiriyorlar.

ELEŞTİRİ DOZU ARTIYOR

Uzun yıllardır sessizliğe bürünen iş dünyası temsilcilerinde bu tutum değişiminin çok haklı sebepleri var. Özellikle finansman kaynaklarına erişimde yaşanan sıkıntılar; Merkez Bankası başta olmak üzere ekonomi yönetiminin gece yarıları aldığı ve ne işe yarayacağı tam anlaşılmayan kararları, eleştirilerin çıkış noktasını oluşturuyor.
İzmir iş dünyasında da durum farklı değil.
Hatta ülke geneline göre bir kıyaslama yapılacak olursa, daha yüksek ses işitiliyor.
Ülkenin içinde bulunduğu, nerede duracağı ve nasıl durdurulacağı belli olmayan ekonomik sıkıntılar, iş dünyasını da derinden etkiliyor.
Geçen Cumartesi günü CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun İzmir iş dünyası ile üç saatten fazla süren kahvaltılı buluşmasında yer aldım.
Batı Anadolu Sanayicileri ve İş İnsanları Dernekleri Federasyonu’nun (BASİFED) ev sahipliğinde gerçekleştirilen toplantı, bana göre, CHP ile iş dünyası arasında epeydir devam eden kopukluğa son veren bir milat oldu.

KASALI’DAN TARİHİ KONUŞMA

Toplantının başlangıcında muhteşem bir konuşma yapan BASİFED Yönetim Kurulu Başkanı Sn. Mehmet Ali Kasalı’nın cümleleri, herkesin üzerinde dikkatle durması gereken vurgular içeriyordu.
AKP iktidarının ilk yıllarında ESİAD Yönetim Kurulu Başkanlığı da yapan, görev yaptığı dönemde hükümetin AB ile ilişkilerine en büyük desteği veren Kasalı’nın cümlelerinden altını çizdiğim bazılarını “kayıtlara geçsin” düşüncesi ile sütunuma alıyorum:
“Hane halklarının enflasyon kaynaklı gelir kaybı her geçen gün artıyor ve insanlar çaresizlik içinde fakirlik ve açlık sınırına doğru hızla savruluyor. Artan üretim maliyetleri üreticiyi fiyat baskısı ile karşı karşıya getiriyor ve şirketler ayakta kalmak için ne tür stratejiler geliştirmeleri gerektiğine kolay karar veremiyorlar.
Neticede talep azalıyor, kalite düşüyor, üretim yavaşlıyor ve satamıyoruz, ihracatımız gerekli ivmeyi yakalayamıyor.
Sonuç?
Geçen sene ile karşılaştırıldığında dış ticaret açığımız yüzde 150 artmış durumda.

Enflasyon sebep, faiz sonuçtur tespitine dayalı ekonomik model etkin olamamış başka bir krize neden olmuş ve hem kuru hem de piyasa faizini patlatan bir krize dönüşmüştür. Kurları kontrol etmek için yapılan her hamle bir başka sorunu beraberinde getirmiştir.
Hızla tırmanan kurların düşürülmesi için şu an uygulamada olan bu program elimizde kalan en önemli koz olan sağlam bütçeyi de vurmuş durumda. Görülüyor ki bu programın maliyeti bütçeden karşılanacak. Bunların bir yandan bütçe giderlerini artırırken bütçe gelirlerini de düşürecek hamleler olduğu aşikârdır. Bu yaklaşım muhtemelen yeni ekonomi modelinin bir stratejisi olabilir.

“TCMB MAZERET ÜRETEMEZ”

Ancak, bu noktada bütçenin çok iyi anlatılması ve anlaşılması gerektiğini de bu vesileyle vurgulayalım. İkiz açık sarmalı yani hem dış açık hem de iç açık vermek girilmesi kolay, çıkılması zor bir sarmaldır.
Bu çerçevede ne yapılmalıydı?
Hesaplamalara dayalı ciddi tasarruf tedbirleri açıklanmalı ve gerekçeleri ile anlatılmalıydı. Maalesef bugüne kadar buna tanık olamadık.
Maalesef son üç dönemdir temennilerle ve ucu açık açıklamalarla geçiştirilen enflasyon raporları ile karşılaşıyoruz. Merkez Bankası’nın, ‘Enflasyonda benim kontrolümde olmayan unsurlar var’ mazereti ya da iması olamaz!
Eğer böyle bir durum söz konusu ise bunları net olarak açıklamalı bu unsurlar nelerdir, enflasyonun ne kadarını oluşturuyor, şeffaf bir şekilde kamuoyunu bilgilendirmesi gerekir.
Eğer gerçekten giderek kontrolden çıkacak unsurlar varsa ki örneğin enerji ve emtia fiyatları artmaya devam ederse bir hiper enflasyona mı gideceğiz?
Bunun için elde ne tür senaryolar ve önlem plânları vardır?
Bunlar mutlaka kamuoyu ile paylaşılmalıdır.

“MODEL NEDİR BİLMİYORUZ”

Giderek açığı büyüyen bir bütçe ile karşı karşıyayız. Bunun anlamı daha çok borçlanma ihtiyacı demek. Asıl mesele ise bu borçlanmanın nasıl gerçekleştirileceği yani piyasa faizlerini yükseltmeden nasıl borçlanılacağıdır.

Yine uygulanan ve Türkiye ekonomik modeli adı verilen model -ki bunun içeriği hakkında çok fazla bilgiye sahip değiliz- nasıl bir modeldir bilemiyoruz. Uygulanan politikalar günü haftayı kurtarmaya yönelik olmamalı geleceği tasarlayabilmeye imkân vermelidir.
Dış ticaretimiz ise günü kurtarma politikalarının bir parçası olamayacak kadar önemli ve karmaşık bir süreçtir. Üreticiyi ve tüm ekonomik düzeni etkileyen baş aktör olan ticaretimiz de maalesef olumsuz sinyaller vermeye başladı, bir numaralı ticaret ortağımız Avrupa Birliği ciddi bir durgunluk dönemine giriyor ve bu gidişattan olumsuz etkilenmememiz kaçınılmaz.
Kısaca ifade etmek gerekirse ihracatımızın büyük kısmı Euro ithalatımızın da büyük kısmı ise ABD Doları üzerinden. Euro’nun değer kaybetmesi ve doların değer kazanması ile beraber ciddi parite zararları yaşamaya başladık. Avrupa Birliği’nin tasarruf önlemleri ve üretimi kısması bizi çok kötü etkileyecek gibi görünüyor. Bu noktada acilen kalıcı ve sürdürülebilir önlemler alınması gerekmektedir.”

HER SORU SORULDU

Sayın Kasalı’nın konuşmasından altını çizdiğim cümleler bu şekilde.
Toplantının basına kapalı bölümünde ise İzmirli başkanlar; enflasyonda ve dövizde yaşanan öngörülemez artışlar, cari açık ve dış ticaret açığı sorunu, mesleki eğitim meselesi, üniversite reformu, dış politika gibi pek çok başlıkta düşüncelerini ifade ettiler, Kılıçdaroğlu’na sorular sordular.
CHP Genel Başkanı, iş dünyasın temsilcilerini hangi derecede ikna edebildi bilemiyorum.
Ancak uzun yıllar sonra, bir siyasetçiye akıllara takılan her sorunun sorulabildiği ve aynı samimiyetle cevapların alınabildiği bir ortamı solumak bile nefeslerimizi açmaya yetti.

 

İŞ DÜNYASININ ARADIĞI “DİRİ BİR UMUT”

Kemal Kılıçdaroğlu’nun konuk olduğu BASİFED toplantısında, uzun zamandır görmediğim dostları görme, ayak üstü sohbet etme imkânı buldum.
Benim gibi hiçbir siyasi partiye aidiyeti ve sempatisi olmayan biri için, ilginç bir gözlem panoraması sunuyor İzmirli iş insanları…
Hemen hepsinin ortak düşüncesi, “diri bir iktidar umudu” ve “sağlam bir alternatif” oluşturmakta düğümleniyor.
Millet İttifakı’nı oluşturan 6 siyasi parti ve kıymetli genel başkanları, yaklaşık bir senedir aralıklarla toplanıyor ve ortak mutabakat noktalarını şeffaf şekilde kamuoyu ile paylaşılıyorlar…
Sayın Kılıçdaroğlu, partilerin kurmay kadrolarının sürekli çalıştığını, çok titiz bir hazırlık süreci yönetildiğini ifade ediyor.

YANITI ARANAN SORULAR

Buraya kadar her şey güzel…
Ancak…
Kamuoyuna yansıdığı kadarıyla, 6 liderin buluşmalarında tartışmalar gelip tek bir noktada toplanıyor:
Nasıl bir cumhurbaşkanı adayı çıkaralım?
Ve vakit daralıyor…
Seçimlerin zamanında yapılacağı varsayılsa bile, önümüzde 9 ay gibi kısacık bir süre var.
Bir baskın erken seçim ihtimali ise hâlâ sıfır değil.
CHP’nin politika seti olarak kitapçık hâline getirdiği ve bizlere dağıtılan “yapılacaklar listesi” gayet güzel cümleler içeriyor.
Ancak…
CHP’nin çözüm ve önerilerinin 6’lı masada hangi ölçüde karşılık bulduğunu bilmiyoruz.
Olası bir iktidar durumunda, ittifak partilerinin bu önerileri ne derecede benimseyip uygulayacaklarını konusunda bir fikrimiz yok.
İş dünyası ise olası bir iktidar değişiminde, nasıl bir ekonomi stratejisi uygulanacağını bugünden görmek istiyor.
İş sadece Cumhurbaşkanı adayı belirlemekle bitmiyor.
O adayın kadrosunda kimler yer alacak, bu kadroların yetkinlikleri hangi seviyede olacak; an itibarıyla belirsiz.
Bitmiyor…
Benim takıldığım önemli bir nokta daha var:
İttifakı oluşturan partilerin, ülkeyi hangi anayasa modeli ile yöneteceklerini de an itibarıyla bilinmiyor. İmzalanan ortak bildirgelerde, Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana uygulanan tüm anayasaları (1924, 1961, 1982) toptan reddeden bir bakış açısı var.
Yarın iktidar olduklarında nasıl bir anayasa modeli ile karşı karşıya kalacağımızı da bilmek hakkımız olsa gerek.
6’lı masanın cevap vermesi gereken çok soru var ve zaman aleyhlerine işliyor.
Bizden söylemesi…

 

BU KIŞ DOĞAL GAZ CANIMIZI FENA YAKACAK…

Sonbaharın serinliğini iyiden iyiye hissetmeye başladığımız bugünlerde, önümüzdeki kara kış hepimizi düşündürüyor.
Okurları merakta bırakmadan en iyimser tahminleri paylaşayım.
Geçen kış 1,000 TL doğal gaz faturası ödeyen bir vatandaş, aynı tüketim için bu kış “en az” 2,500 TL ödeyecek.
İş bununla bitmiyor.
Yüzde 97 oranında dışa bağımlı olduğumuz doğal gazı, sadece evlerimize ısınma amaçlı kullanmıyoruz.
Sanayi sektörlerinin temel girdileri arasında doğal gaz yer alırken, elektrik üretiminin de en az dörtte biri doğal gaz çevrim santrallerinden karşılanıyor.

1000 TL’DEN 2500 TL’YE

Doğal gazda yüzde 57 oranında bağımlı olduğumuz Rusya’nın devlet enerji şirketi Gazprom, Avrupa spot piyasasında bin metreküp doğal gaz fiyatının 2 bin 500 dolar barajını aştığını belirterek, bu eğilimin devam etmesi durumunda, en muhafazakâr tahminlere göre fiyatın 4 bin dolar seviyesini geçeceğini belirtiyor.
Başta Almanya olmak üzere Avrupa ülkelerinin de en önemli doğal gaz tedarikçisi olan Rusya’nın bu tutumu sonrasında, AB üyesi ülkeler birbiri ardına tasarruf önlemleri açıklıyorlar.
Resmi olarak bile yüzde 80’in üzerine çıkan enflasyonun altında ezilen Türk tüketicisinin haline ne demeli?
Gerçekten hepimizi sıkıntılı bir dönem bekliyor.
Bu noktada Almanya örneğinden hareket ederek bir öneride bulunalım…
Madem zorlukların altından hep birlikte geleceğiz, o halde tasarrufu en başta kamudan beklemek hakkımız olsa gerek.
Bizi sürekli kıskanan, adeta hasetinden çatlayan (!) Almanya, vatandaşlarını artan enerji maliyetlerinden korumak için doğal gazdaki KDV’yi 1 Ekim’den itibaren yüzde 19’dan yüzde 7’ye indirdi.

BİZ DE HAK EDİYORUZ!

Almanya Başbakanı Olaf Scholz, bu adımla tüketicilerin yükünü doğal gaz vergisinin yarattığı baskıdan çok daha fazla azalttıklarını söylüyor. İndirimli KDV’nin, doğal gaz vergisi tahsil edildiği sürece geçerli olacağını sözlerine ekliyor…
Nüfusu bizimle hemen hemen aynı olmasına rağmen, fert başına milli gelirde 7 kat daha zengin olan Almanya’da durum bu.
Hayat pahalılığı altında ezilen Türk halkı da hükümetinden benzer bir jesti hak etmiyor mu?

 

HAFTANIN SÖZÜ

“Ekonomide mucize yoktur, doğru yolda çalışma, çaba vardır.”
Ludwig Erhard

9 Eylül ruhuna 42 yıl gölgesi!

Binali Yıldırım’ın sözleri!