Sağlıklı beslenmek deyince aklımıza hemen avuç avuç badem kemiren, sabahları yeşil smoothie içen ve her lokmanın kalorisini hesaplayan insanlar geliyor. Ama gelin dürüst olalım, kaçımız o hayatı gerçekten sürdürebiliyoruz? Şöyle bol yağlı böreklerin, tereyağlı pilavların kokusunu alır almaz diyet bozan "Aman canım, bir kere yaşanıyor!" diyerek tatlıya gömülen bizler için sağlıklı beslenme biraz karışık bir konu. Çünkü hayat bir marul yaprağı ile mutluluk arasında ince bir çizgide duruyor ve biz çoğunlukla marulu görmezden geliyoruz.

Ama kabul edelim, sağlıklı yaşam sadece çiğ sebze yemek değildir. Hele ki yanında koca bir dilim su böreği duruyorsa, marula bakıp hüzünlenmek yerine o börekle nasıl "denge" kurabileceğimizi öğrenmeliyiz. İşte tam bu noktada "her şeyin kararında olanı makbuldür" mottosuyla yola çıkmalı ve hem lezzeti hem de sağlığı kucaklamalı.

Diyet yapmaya karar verdiğimizde genellikle ilk iş olarak internetten "Şekersiz tatlı tarifleri" aramaya başlarız. Kakao, muz ve hurmadan yapılan karışıma “çikolatadan farksız” diyenlere ise buradan sevgilerimizi yolluyoruz. Hepimiz biliyoruz ki, o tatlıyı bir hevesle yapıp yedikten sonra, içimizde derin bir boşluk oluşuyor ve gözlerimiz dolapta gerçekten tatlı bir şey var mı diye dolanmaya başlıyor.

Sağlıklı beslenmenin en yakın arkadaşı spor ama spor yapmaya başlamak kadar zor bir şey var mı? Mesela, "Pazartesi spora başlıyorum" lafı, insanlık tarihinin en büyük yalanlarından biri. Pazartesi gelir, biz de geliriz ama spor salonuna gitmeyiz. “Bugün hava biraz kapalı, motivasyonum yok” deriz. Salıya erteleriz, sonra hafta sonuna bırakırız ve bir bakmışız ki "Artık yeni yılda kesin başlıyorum" noktasına gelmişiz.

Tabii spora başlayanlar da var. Onlar ikiye ayrılıyor: Gerçekten spor yapanlar ve spor yaptığını düşünenler. Birinci grup, sabah erkenden kalkıp spor salonuna gider, disiplinli şekilde çalışır, proteinlerini alır. İkinci grup ise spor salonuna yazılıp sadece üyelik kartını cüzdanında taşır. Bazen de eve yoga matı alır ama o mat daha çok halının üstüne koyulan dekoratif bir eşya olarak kalır.

En komik grup ise yürüyüşe çıkıp 10 dakika sonra “Ay çok yoruldum” diyerek en yakın kafeye sığınanlar. Spor salonuna gidip 5 dakika koşu bandında yürüyüp, ardından 2 saat soyunma odasında muhabbet edenler de cabası! Eğer sporu gerçekten alışkanlık haline getirebilirsek, sağlıklı yaşam için büyük bir adım atmış oluruz. Ama işin sırrı, onu bir işkence değil, eğlenceli bir rutin haline getirebilmek.

Sağlıklı beslenme ve spor, hayatımızın vazgeçilmez bir parçası olmalı ama abartıya kaçmadan! Ne her gün detoks içeceği içmek zorundayız, ne de her öğünde sadece haşlanmış tavuk yemek zorundayız. Bazen canımız tatlı çeker, bazen de bol tereyağlı bir pilav. Önemli olan, dengeyi kurabilmek! Ne varsa dengede var.

Hepinize sağlıklı günler dilerim.