Cümleten günaydın. Sabah sabah böyle anlamını siz sayın okurlardan futbolu sevenlerin ezbere bilip, futbolla ilgilenmeyenlerin ise bilmeme ihtimali oldukça yüksek üç harfli bir başlıkla karşılaşınca “Selamün kavlen min Râbbin rahîm, acaba üç harfliler futbola da mı karışıyorlar diye ciddi manada endişelendiyseniz vazgeçiniz efendim. Hem üç harflilerin işi gücü yok da bizim futbolumuza mı karışacaklar, çarpılırlar vallahi. Ayrıca üzerinize afiyet, biz yine de onları fazla anmayalım ve elbet hepimizden uzak olsunlar, ne olur ne olmaz. Bugün futbol dünyasında her zaman özel bir ilgi uyandırmış, kaybeden takım taraftarlarınca kulakları haddinden fazla çınlatılan bir oluşumdan söz edeceğim. Niyetim sizi futbolun sorumluluklarına doğrudan ortak etmek. Bu itibarla sizden konumuzun “çözüm adına ne yapılabilir” kısmına katkı koymanız için ricacıyım. Bir zamanlar, ama öyle pire berber deve tellal falan değilken, futbolumuzun patronluğuna soyunmuş Sayın Futbol Federasyonu’nun gelip geçen tüm yönetim kurulları tarafından hangi kriterlere göre belirlendiğini bir türlü öğrenemediğimiz, genellikle unlarını eleyip eleklerini duvara asmış süper lig hakem ve yardımcılarından oluşan bir kurul atanırdı. Merak etmeyin değişen bir şey yok, hala öyle. Haftanın maçlarını yönetecek hakemleri belirleyen ve yine hakemlerin eğitimlerinden sorumlu bu kurula verilen isim oldukça gösterişli ve ağırbaşlıdır: Merkez Hakem Kurulu. Kurulun başındaki şu “merkez” sözcüğüne oldum olası ısınamamış olsam da ne çare, yapabileceğim bir şey yok. Nasıl ki “atama” nın ruhunda hafif bir tepeden inmelik ve biat kültürü varsa, merkez sözü de insanda benzer bir çağrışım yaptığındandır bu hassasiyetim, hoşgörün.

İLERİDE BAKARIZ

Esasen bu kurul seçimle belirlense çok daha iyi olur ama ülkemizde pek çok konuda olduğu gibi önümüze“şimdi zamanı değil ileride bakarız” ya da “bizim ülkemizin koşulları bunu kaldırmaz ” şeklinde topu taca atan cevaplar konacağından geçici olarak bundan vaz geçiyorum. Yazı biterken lütfederseniz konuyu hep birlikte yeniden değerlendiririz. Esasen konunun en hassas yanı, MHK sözcüğünün gerçek anlamının hakemin yetişme süreçlerindeki teknik eğitim ve gelişimi adına istikrarın nasıl sağlanacağı olmak yerine her hafta kimin maçına kimin atanacağı olduğundan, bu türden tekliflerle kimse ilgilenmez. Hal böyle olunca bize kalan “Gelelim hakemlerin atamalarına” cümlesini kurmaktan başka bir şey değilgibi duruyor. Bizim zamanımızdakiyani yirmibeş-otuz yıl önceki hakem profiline baktığınızda, ağırlığı asker kökenli olanların yanı sıra futbolu çok seven meslek sahibi kişilerin, yeri geldiğinde işlerinden fedakarlıklarla sürdürdükleri amatörce çabalara endeksli hakemlik şeklinin yerini, bugün artık belli bir maaşın yanı sıra, yönetilen maç sayısına göre ayrıca bedel ödenen sözleşmeye dayalı bir sistem aldığı için takımlar ve futbolseverler bunun karşılığının en üst düzeyde verilmesini istiyorlar. Haksız da sayılmazlar hani. Bu iş mesleğin ise hakkını vereceksin. İşin bu kısmı böyle de, ülkemizde bugüne dek gelmiş nice federasyon yönetim kurulunda o kadar iş adamı, kulüp başkanı, eski futbolcu vardır da nedense hakemlik müessesesinin haklarını savunacak ve iyi hakemliğin yolunu çizecek, tabir yerindeyse ilaca koymaya bir ya da birkaç hakeme yer verilmez. Hal böyle olunca doğallıkla hakemlik müessesesiyle ilgili hemen her konu, özellikle maç sonuçları üzerinden işbu atanmış MHK üzerine ihale edilir gider. Kaldı ki işler“malum dokunulmazlar” aleyhine ters gittiğinde, atanmışların hızlıca görevden alınma sürecininişletilerek futbolumuz üzerine düşen bin bir çeşit tozun halının altına itinayla süpürüldüğü hepimizin malumu. Bu şekilde çevreye bir süreliğine temiz görünüm arz edilse dahi, epeydir altında birikenler yüzünden zavallı halının neredeyse “höyük” haline geldiği bir başka gerçek. Hâlbuki ilan edilmiş güçlü bir programla“seçilerek” uzun süreli göreve gelmiş bir MHK’yi görevden almak mümkün olabilir mi? Diyeceğim o ki, futbolumuzun her köşesinde olduğu gibi burada da ana eksiklik plan program ve istikrardır. Zaten“O hakemi benim maçıma verme şunu ver” ile gerekçesi açıklanmayan “o maç ona uygun değil”arasındaki tahterevallide günü kurtaran yaklaşımla oynanan oyunun, yıllardır izlediğimiz acıklı filmler gibi hep aynı hazin ve artık bıkkınlık veren bir sonla bitmemesi mümkün mü sizce? Peki ileri ülkelerde durum nasıl? Almanya ‘da hakem atamalarında 70 farklı kriter göz önünde bulunduruluyor efendim. Sistemin temeli sağlam olursa güzel sonuç kalıcı olur düşüncesinin hakim olduğu futbolun beşiği İngiltere ‘de hakemin görevlendirilmesi ve denetlenmesinden Profesyonel Maç Hakemleri Kurulu adlı oluşum sorumlu. Hakemlerin verdiği her kararın puanlaması yapılıp bir Hakemler Ligi oluşturulurken bu puanlamayı yalnızca hakemler görebiliyor. Hayrettir ki “adamcılık yerine atamalar bu puan tablosuna göre yapılıyor. Nihayet medeniyete bakınız ki “hakemin tuttuğu takımın önemi” adlı bir madde görevlendirme kıstaslarına eklendiği için dürüstlük ve şeffaflık tavan yaptığından hakemler hem tuttukları takımın maçına, hem de ezeli rakiplerinin maçına atanamıyorlar. (Önemli not: Bizde hakeme tuttuğu takımı sorsanız, işi sağlama almak için istisnasız her biri milli takım der, o da başka mesele )Eh sanırım bu kadar bilgi yeter. Şimdi ertelediğimiz soruyu sorma zamanı efendim. Sizce MHK seçimle mi gelsin atamayla mı? Atama derseniz biliniz ki Demokles’in kılıcını üzerine astığınız bir kurulundön dolaş aynı isimlerden oluşan üyeleri değişir ama zihniyet asla değişmez. Oysa futbolun ana unsurlarının oy kullanacağı bir seçimde plan ve programını ilan edip güven isteyen ve bu sayede hiçbir baskıya boyun eğmeyecekbir kurulun, istikrarı önceleyen bir süreç için görev yapması futbolumuzun toprağına sağlam köklere sahip yeni bir fidan diker. Hem düşündüm de, biz acaba Hz Mevlana’nın “Sen yola çık, yol sana görünür” sözüne kulak mı versek ne..