Okullar açıldı. Evlerde yeniden erken kalkma telaşı, hazırlanan çantalar, ütülenen formalar, alınan defterler, kalemler ve yeni bir dönemin heyecanı var. Çocuklar kadar ebeveynler de yeni eğitim yılına hazırlandı. Ancak tam da bu noktada, okul çantasına koyduklarımız kadar çocuklarımızın omuzlarına farkında olmadan yüklediklerimize de bakmamız gerektiğini düşünüyorum.
Çocuğumuzdan ne bekliyoruz?
Başarılı olmasını mı? Öğretmenleri tarafından sevilmesini mi? Arkadaşları arasında kabul görmesini mi? Sınıfın en iyilerinden biri olmasını mı? Bizi gururlandırmasını mı?
Bütün bunlar ilk bakışta son derece doğal ebeveyn beklentileri gibi görünebilir. Elbette her anne baba çocuğunun iyi olmasını, başarılı olmasını, mutlu bir gelecek kurmasını ister. Fakat bazen çocuğumuz için istediğimizi düşündüğümüz şeylerin içinde, bize ait karşılanmamış ihtiyaçlar da saklı olabilir.
İşte ebeveynlikte üzerinde durmamız gereken hassas noktalardan biri de budur.
Bir ebeveynin çocuğuna çok düşkün olması, her zaman yalnızca sevginin göstergesi değildir. Bazen bu düşkünlüğün içinde bir “zaaf” vardır. Zaaf ise çoğu zaman kişinin kendi içinde karşılayamadığı bir ihtiyetten beslenir.
Sevilme ihtiyacı, beğenilme ihtiyacı, takdir edilme, değerli görülme, başarılı hissetme ya da kendini gerçekleştirme ihtiyacı…
Bir yetişkin kendi hayatında bu alanlarda eksiklik hissediyorsa, farkında olmadan çocuğunun hayatını bu eksiklikleri tamamlama alanına dönüştürebilir.
Çocuğun aldığı yüksek not, yalnızca onun başarısı olmaktan çıkar ve ebeveynin kendisini başarılı hissetmesini sağlar. Öğretmenin çocuğu övmesi, ebeveynin kendi ebeveynliğine verilmiş bir onay gibi algılanabilir. Çocuğun başarısızlığı ise sadece çocuğun yaşadığı bir deneyim olmaktan çıkar; anne ya da babanın kendi başarısızlığı gibi hissedilebilir.
Bu durumda çocuk yalnızca kendi hayatını yaşamaz. Bir yandan da ebeveyninin beklentilerini, hayallerini, eksikliklerini ve kaygılarını taşımaya başlar.
Oysa çocuklarımızın görevi bizi tamamlamak değildir.
Bizim yaşayamadığımız hayatı yaşamak, gerçekleştiremediğimiz hayalleri gerçekleştirmek, alamadığımız eğitimi almak, ulaşamadığımız başarıya ulaşmak ya da bize kendimizi değerli hissettirmek için dünyaya gelmediler.
Onların görevi çocuk olmak.
Merak etmek, öğrenmek, denemek, bazen başarmak, bazen başarısız olmak, hata yapmak, hayal kırıklığı yaşamak, yeniden denemek ve zaman içinde kendi yollarını bulmak…
Bazen ebeveyn olarak en zorlandığımız şey de tam olarak budur: Çocuğumuzun bizden ayrı bir birey olduğunu kabul etmek.
Onun hayallerinin bizim hayallerimizden farklı olabileceğini, bizim önem verdiğimiz şeylere aynı önemi vermeyebileceğini, bizim başarılı gördüğümüz bir alanda ilerlemek istemeyebileceğini kabul edebilmek…
Çünkü sağlıklı sevgi, çocuğu kendimize benzetmek değildir.
Sağlıklı sevgi, onun bizden farklı olmasına dayanabilmektir.
Bir çocuğu büyütmek yalnızca onu korumak anlamına gelmez. Aynı zamanda ona alan açmayı da gerektirir. Sürekli önündeki engelleri kaldırmak, her problemini çözmek, her başarısızlığını telafi etmek çocuğu güçlü kılmaz. Aksine, zaman zaman kendi hayatıyla baş edebilme fırsatını elinden alabilir.
Biz ebeveynlerin görevi çocuklarımız adına hayatı yaşamak değil; onlar kendi hayatlarını yaşarken ihtiyaç duyduklarında yanlarında olabilmektir.
Yeni eğitim yılı başlarken çocuklarımıza “Kaç aldın?”, “Sınıfta kaçıncı oldun?”, “Arkadaşın senden daha mı yüksek aldı?” sorularından önce belki de başka sorular sormayı deneyebiliriz.
“Bugün nasıl hissettin?”
“Okulda seni en çok ne mutlu etti?”
“Zorlandığın bir şey oldu mu?”
“Yeni öğrendiğin ne vardı?”
“Benden bir şeye ihtiyacın var mı?”
Çünkü çocuklarımızın yalnızca akademik başarılarını takip ettiğimizde, onların iç dünyalarında olup biteni gözden kaçırabiliriz.
Bir çocuğun hayatında yüksek notlardan çok daha kalıcı olan şey; zorlandığında ailesinin yanında olduğunu bilmesi, başarısız olduğunda sevgisini kaybetmeyeceğinden emin olması ve olduğu haliyle kabul edildiğini hissetmesidir.
Belki bu eğitim yılında ebeveynler olarak kendimize şu soruyu daha sık sorabiliriz:
“Şu anda çocuğumun ihtiyacına mı cevap veriyorum, yoksa kendi ihtiyacımı mı onun üzerinden karşılamaya çalışıyorum?”
Bu soruya vereceğimiz samimi cevap, çocuklarımızla kurduğumuz ilişkinin yönünü değiştirebilir.
Çocuklarımız bizim gerçekleştiremediklerimizi gerçekleştirmek için değil, kendi hayatlarını gerçekleştirmek için dünyadalar.
Bize düşen onların hikâyesini yazmak değil; kendi hikâyelerini yazabilecekleri güvenli, sevgi dolu ve özgür bir alan oluşturmak.
Yeni eğitim yılının bütün çocuklarımız için yalnızca başarılarla değil; merakla, güvenle, kendini keşfetmeyle ve iç huzuruyla dolu bir yıl olmasını diliyorum.
Sevgilerle…