Hayatın içinde hepimiz istemediğimiz olaylarla karşılaşırız. Kimi zaman bir ilişkinin bitişi, kimi zaman bir aldatılma, bir kayıp, bir hayal kırıklığı ya da derin bir incinmişlik… Böyle zamanlarda zihnimiz sürekli aynı cümleleri tekrar eder: “Keşke böyle olmasaydı.” “Keşke o gün bunu söylemeseydim.” “Keşke bana bunu yapmasaydı.”
Aslında bu düşünceler oldukça insani bir çabanın ürünüdür. Zihnimiz, geçmişi değiştiremeyeceğini bilse de, sanki farklı bir senaryo yazabilirse acının azalacağına inanır. Oysa çoğu zaman tam tersi olur. Yaşanan olay değil, yaşananı değiştirmeye çalışmak bizi daha fazla yorar.
İşte tam bu noktada “kabul” kavramı devreye girer.
Ne yazık ki kabul etmek, toplumda çoğu zaman yanlış anlaşılır. Pek çok kişi kabul etmeyi; yapılan yanlışı onaylamak, sessiz kalmak, boyun eğmek ya da haksızlığı kabullenmek olarak yorumlar. Oysa psikolojik anlamda kabul etmek bunların hiçbiri değildir.
Kabul etmek; “Bunu hak ettim.” demek değildir.
Kabul etmek; “Yapılan doğruydu.” demek değildir.
Kabul etmek; “Artık hiçbir şey yapmayacağım.” demek de değildir.
Kabul etmek yalnızca şu gerçeği söyleyebilmektir:
“Evet, bu yaşandı. Bunu değiştiremem. Ama bundan sonra nasıl yaşayacağıma ve nasıl bir yol izleyeceğime ben karar vereceğim.”
İşte bu cümle insanın yeniden güç kazanmaya başladığı yerdir.
Çift terapilerinde de en sık karşılaştığımız durumlardan biri budur. Eşlerden biri yaşanan olayın etkisinden çıkamaz çünkü zihni sürekli geçmiştedir. Sürekli aynı sorular sorulur, aynı sahneler tekrar tekrar yaşanır. “Neden oldu?” “Ya olmasaydı?” “Keşke…” cümleleri günlerce, aylarca hatta bazen yıllarca devam eder.
Oysa geçmiş değişmez.
Geçmişi değiştirmeye çalışırken bugünü kaçırabiliriz. İlişkimizi onarma fırsatını, kendimizi iyileştirme şansını ya da yeni bir başlangıç yapabilme cesaretini fark edemeyebiliriz.
Bu nedenle kabul, iyileşmenin başlangıç noktasıdır.
Elbette kabul etmek affetmek zorunda olduğumuz anlamına gelmez. Her ilişki devam etmek zorunda değildir. Her hata telafi edilemeyebilir. Bazen en sağlıklı karar ilişkiyi onarmak olurken, bazen de sınır koyup ayrılmaktır. Ancak hangi karar alınırsa alınsın, o kararın sağlıklı olabilmesi için önce gerçekle temas etmek gerekir.
Çünkü inkâr edilen hiçbir yara iyileşmez.
Kabul etmek pasif kalmak değildir; aksine bilinçli hareket edebilmektir. Yaşanan olayın duygusal yükü altında ezilmek yerine, kontrol edebileceğimiz alanlara yönelmektir. Kendi değerlerimiz doğrultusunda seçim yapabilmektir.
Hayat her zaman istediğimiz gibi ilerlemez. Bazen planlarımız bozulur, bazen güvendiğimiz insanlar bizi hayal kırıklığına uğratır. Bazen de elimizden hiçbir şey gelmez. Böyle zamanlarda yaşananları değiştirmek için değil, kendimizi yeniden ayağa kaldırabilmek için çaba göstermeliyiz.
Unutmamak gerekir ki, acı çoğu zaman yaşanan olaydan değil; olayın hiç yaşanmamış olmasını istemeye devam etmekten beslenir.
Gerçekle yüzleşmek kolay değildir. Ancak gerçeklikle savaşmak, çoğu zaman çok daha yorucudur.
Belki de kendimize sorabileceğimiz en önemli soru şudur:
“Geçmişi değiştiremeyeceğime göre, bundan sonra kendim için en sağlıklı adım ne olacak?”
İyileşme tam da bu soruyla başlar. Çünkü kabul etmek, geçmişe teslim olmak değil; geleceği yeniden inşa edebilmek için bugüne adım atmaktır. Sevgilerle…