Bu yıl Adana’da 14’üncü kez yapılan Portakal Çiçeği Karnavalı’nda “Bir Yazar Bir Mahalle Bir Fabrika” geziyle Adanalı usta yazar Orhan Kemal’in mekanları tanıklarla beraber anlatıldı

Araştırmacı-yazar Murat Baycanlar’ın rehberliğinde Portakal Çiçeği Karnavalı etkinlikleri kapsamında dikkat çekici bir etkinlik yapıldı. Karnavalı’nda “Bir Yazar Bir Mahalle Bir Fabrika” etkinliği kapsamında Döşeme Mahallesi’ndeki Bilcan Kahvesi’nde fabrika ve mahalle anlatıldı. Etkinliğin rehberi Baycanlar, mekanların yazar Orhan Kemal’in eserlerinde çok belirgin aktarıldığını ifade ederek, gezide bu durumun ziyaretçilerin ilgisini çektiğini söyledi. Gezi vesilesiyle hem etkinliği hem Orhan Kemal’in Adana’sını konuştuk. Sözü Murat Baycanlar’a bırakıyoruz.

-Sayın hocam, bu yılki Portakal Çiçeği Karnavalı'nda en dikkati çeken etkinliklerden biri Orhan Kemal'in Adana'sını içeren sizin gezi etkinliğinizdi. Öncelikle bu fikir sizde nasıl oluştu? Nasıl karar verdiniz?

Ben daha önceki yıllarda Portakal Çiçeği Karnavalı’nda “Dostluk Gösterisi-Abidin Dino’nun Kitap Kapakları” adlı bir sergi açmıştım. Bu yıl da etkinlikten birkaç ay önce Karnaval Komitesi’nden “bir etkinlik yapmak istiyor musunuz” içerikli bir mail aldıktan sonra uzun süredir yapmayı düşündüğüm Orhan Kemal etkinliğini Portakal Çiçeği Karnavalı etkinliği olarak hayata geçirdik.

-Etkinlik afişinde "Bilcan Kahvesi" ifadesini görüyoruz. Bu mekân hakkında bize bilgi verir misiniz?

Bilcan Kıraathanesi, Döşeme mahallesinde çok eski kahvelerden biri. Bugün Adana Müzesi olan eski Millî Mensucat Fabrikası’nın içinde yer alan daha sonra yol çalışması yapıldığında şimdiki yerine, müzenin hemen karşısına taşınan çok eski bir kahve burası. Uzun yıllar boyunca fabrika çalışanlarının, işçilerin, Döşeme Mahallesi’nin halkının sandalyelerinde oturduğu karakteristik bir mahalle kahvesi burası.

DEĞİŞEN KENT DOKUSU

--Etkinlik Döşeme Mahallesi ve fabrikayı içeriyor. Bu mahallenin ve fabrikasının Adana kent kimliği açısından ne ifade ettiğini anlatır mısınız?

Döşeme Mahallesi Adana’nın Millî Mensucat, Tekel, Güney sanayi, Çırçır Fabrikası, halk arasındaki ismiyle Alaman Fabrikası gibi çok sayıda fabrikanın bulunduğu bir sanayi bölgesiydi. Bugün bu fabrikaların hiçbiri maalesef yok artık. Çoğu yıkıldı, kapandı ya da metruk bir halde. Döşeme Mahaleesi, önceki dönemlerde bu fabrikalarda çalışan ve Adana’ya Orhan Kemalin Bereketli Topraklar Üzerinde romanında anlattığı çalışmak için gelen emekçilerin evlerini kurmasıyla ortaya çıkmış bir mahalledir. Hızlıca kurulan ve büyümeye başlayan bu mahallenin ilk adı da “Çarçabuk Mahallesi”dir. Ortaya nasıl çıktığını da işaret eden bir isimdir bu aslında. Döşeme Mahallesi Adana için özellikle sanayi alanındaki bu birikimiyle ve hâlâ bu mahallede oturan insanlarıyla bir kentin tarihini, sosyal dokusunu, kültürünü, kendine özgü renkleriyle taşıyan bir mahalledir.

MAHALLENİN KEŞFİ

-Gezinize gençlerin ilgisi nasıldı? Bu hafıza mekanlarına gençlerin ilgisi nasıl?

Düzenlediğimiz etkinlikte katılımcılarla Bilcan Kıraathanesinde Orhan Kemal, Millî Mensucat Fabrikası ve Döşeme Mahallesi üzerinde bir sohbet gerçekleştirdik. Sohbette her yaştan insan yer aldı. Bu mahallede yaşayan ve kendi tecrübelerinden yola çıkarak bilgiler aktaran katılımcıların da olması etkinliği renkli ve zengin bir hâle getirdi. Söyleşi bölümünde kahvenin sahibi Muzaffer Bey, kahve ve fabrika tarihi hakkında bilgiler verdi. Söyleşinin ardından Döşeme Mahallesi Muhtarı Şafak Şenbayrak’ın rehberliğinde mahallede bir gezi yapıldı. Mahalle halkının da misafirperverliği ve anlattıklarıyla katılımcılar yönünden çok verimli, renkli ve sürprizlerle dolu bir keşif yaşanmış oldu.

ORHAN KEMAL’İN ÇALIŞTIĞI YERLER

-Orhan Kemal'in eserleri bu mekanları hangi yönleriyle bize aktarır ve Adanalı okurlar sizce bu ne kadar hakim?

Orhan Kemal’in Bereketli Topraklar Üzerinde, Kanlı Topraklar, Eskici ve Oğulları gibi birçok eserinde yer alan fabrika yaşamına ev sahipliği yapan mekân burasıdır. Ama sanatçının özellikle Cemile ve Murtaza adlı romanlarında hem Millî Mensucat Fabrikası hem Döşeme Mahallesi romanın kişileri kadar önemli, belirleyici bir nitelikte yer almaktadır. Bu romanlarda fabrika yaşamı, işçiler bütün zenginliğiyle başarılı bir şekilde anlatılmıştır. Orhan Kemal’in kendisinin de çalıştığı bu fabrikadaki tecrübesi ve gözlemleri Türk edebiyatının çok değerli romanlarında unutulmaz sayfalar olarak yer almıştır.

KENTİN RENKLİLİĞİ

-Adana'nın hâli hazırda kent örgüsünde yerel yönetimler, merkezi hükümetin kurumları Orhan Kemal gibi yazarlardan izleri topluma ulaştırıyor mu?

Adana sanatın her alanında çok önemli ve üretken isimlerle anılan, bilinen bir kenttir. Yerel yönetimler, çeşitli kurumlar bu yönden zaman zaman etkinlikler paylaşımlar yapmaktadırlar. Fakat bu zenginlik, kurumlardan çok Adanalıların sahiplenip yeni kuşaklarla buluşturulabileceği ve yeniden üretilebileceği bir zenginliktir. Bağımsız aydınlar, öğrenciler, resmî olmayan kurumlar bunu düzenli, renkli etkinliklerle sürdürmelidir. Bunun da zaman zaman yapıldığını söylemliyim. Bu konuda ne kadar etkinlik ve çalışma yapılsa ne kadar kurum, insan katılımcı olsa da bir yetmezlik hissi hep olmalıdır. Orhan Kemal, Yaşar Kemal, Abidin Dino, Yılmaz Güney, Muzaffer İzgü… adını anabileceğimiz daha nice değerli sanatçısıyla hep daha fazla etkinlik yapılmayı hak eden bir kültürel renkliliğe sahibiz.

-Gezi bitince ne hissettiniz? Ve devamı gelecek mi?

Bizim etkinliğimiz de yukarıda bahsetmeye çalıştığım Adana olarak sahip olduğumuz kültürel zenginliğimizin en önemli halkalarından biri olan Orhan Kemal’i ve onun eserlerini onun yaşadığı ve eserlerinde yaşattığı mekânda katılımcılarla yeniden değerlendirmeyi hedefliyordu. Etkinlikte katılımcıların sadece dinleyici, izleyici olarak değil de bu zenginliğin sahipleri olarak paylaşımlarda bulunmaları, katkı sağlamaları beni çok mutlu etti. Umarım hep birlikte hem Orhan Kemal hem diğer sanatçılarımızla, onların eserleriyle ilgili yeni etkinliklerde buluşuruz.

Baycan

Murat Baycanlar kimdir?

1975 yılında Adana’da doğdu. Lisans ve yüksek lisans eğitimini Çukurova Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde tamamladı. “Türk Edebiyatında Merkez-Taşra İlişkileri Odağında Adana (1923-1960) başlıklı doktora tezini Mersin Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde tamamlayan Baycanlar, Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı olan Yüreğir Bilim ve Sanat Merkezi’nde Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni olarak çalışmaktadır. Baycanlar’ın Adana Yazıları, Abidin Dino (2013, 2026), Dostluk Gösterisi, Abidin Dino’nun Kitap Kapakları (2016), Taşköprü’ye Çık Irmağa Bak! Sanatçılarıyla Adana (2018) adlı eserleri vardır. Millî Eğitim Bakanlığı 10 ve 12. Sınıf Ortaöğretim Türk Dili ve Edebiyatı ders kitaplarının yazarları arasındadır.

Orhan Kemal’in mekanlarından manzaralar

Fabrika içlerine doğru bir boy gitti. Sağda, üzerleri oluklu çinko örtülü kaba balya depoları, solda demirhane. Gece gündüz, üç vardiyayla çalışan demirhaneden o her zamanki tik-taklarla yağlı uğultu yansıyordu. Bu tik-taklarla yağlı uğultuya yıllardır alışkın olduğundan, duymuyordu bile. (KANLI TOPRAKLAR)

Irgatbaşı üç arkadaşı birbirinden ayırmıştı. İflahsızın Yusuf ‘Kirli Koza’da çalışıyordu. Tarladan tozu toprağıyla gelip doldurulmuş kirli kozaların bulunduğu mağaza, fabrikanın günbatısında, yan yana on beş depodan biriydi. Bu depolar her yıl fabrikaca satın alınan kirli pamuk kozalarıyla dolar, bütün mevsim işlenir, şif denilen kuru kabuğundan, daha sonra da çırçırlarda tohumundan ayrılan kirli kozalar artık kirli kozalıktan çıkar, pamuk olur, sonra da fabrika iplikhanesinde pırıl pırıl makinelerden geçirilerek iplik, iplikler de dokumahane tezgâhlarında bez haline getirilirdi. (BEREKETLİ TOPRAKLAR ÜZERİNDE)

Fabrikanın “İşçi kapısı” üzerindeki yuvarlak saat öğlenin on bir buçuğunu beş geçeyi gösteriyordu. Tam on bir buçukta dokumahane paydos olmuştu. Şimdi iplikhanenin kadın işçileri, siyah önlük, beyaz başörtü kalabalığı hâlinde, yorgun çıkıyorlardı.

Fabrikanın önü, pazaryeri gibiydi: Üzüm, kuruyemiş, portakal, çeşit çeşit tatlı, kuru köfte, simit satıcılarının haykırışları birbirine karışıyor, kuvvetli güneşin altında zevkle uçuşan besili karasinekler yiyeceklere inip kalkıyorlardı.

On iki saatlik yorucu bir işten sonra kavuştukları hürriyetin neşesiyle güneşe karşı gerinen, birbirini kovalayan, yahut birbirlerine yaslanarak iplikhane kızlarını seyreden, laf atan delikanlı dokumacılar, fabrika meydan hamalları, yalınayak çocuklar, bütün bu gürültü, şamata ve kaynaşmayı alışmamış, yadırgı gözlerle seyreden yayla memleket uşakları...

Paramparça üst başlarıyla bunlar öyle çoktu ki...” (CEMİLE)