Avrupa Birliği’nin sınır yönetimini dijitalleştirmek için başlattığı Entry/ExitSystem (EES), Schengen bölgesine girişleri biyometrik veriler üzerinden kayıt altına almayı hedefliyor. Amsterdam Schiphol Havalimanı’nda ilk kez karşılaştığım bu sistem, henüz başlangıç aşamasında olsa da Avrupa’nın sınır politikalarının geleceğine dair önemli ipuçları veriyor.

Pasaport damgalarının yerini parmak izi ve yüz tanıma teknolojisinin aldığı yeni dönemde, Schengen artık sadece bir coğrafya değil; aynı zamanda büyük bir veri tabanı. Avrupa’ya seyahat edenlerin yıllardır alıştığı bir ritüel olan pasaportu görevliye uzatma, soru-cevap ve pasaporta giriş damgası alınması uygulaması yakın gelecekte yüz gülümseten bir anıya dönüşebilir.

Yeni dijital sınır sistemi Entry/ExitSystem (EES) ile birlikte Schengen artık pasaport damgalarıyla değil, biyometrik verilerle yönetilecek. Geçtiğimiz günlerde Amsterdam Schiphol Havalimanı’nda bu sistemle ilk kez karşılaşma fırsatım oldu. Schengen sınırına yaklaşırken klasik pasaport kontrolünden önce kurulan yeni bankolar dikkat çekiyordu. Yolcular sırayla bu bankolara yönlendiriliyor, burada pasaportları taranıyor, parmak izi alınıyor ve yüz fotoğrafı çekiliyordu. Bir anlamda sisteme 'kayıt' işlemi yapılıyordu. Ben de bu işlemi yaptıran yolculardan biriydim. Yolcuların 'self' bankolarda tek başlarına gerçekleştirdiği kayıt işlemi ile pasaportumu taradım, birkaç saniye içinde sistemdeki bilgiler doğrulandı. Ardından parmak izi okuttum ve yüz fotoğrafımı çektirdim. İşlem teknik olarak birkaç dakika sürdü. Ancak işin ilginç kısmı bundan sonra başladı. Sisteme kayıt yaptıran herkes yine klasik pasaport kontrol sırasına yönlendirildi. Sonuç olarak yaklaşık 40 dakika süren bir kuyruk kaçınılmaz oldu. Başlangıçta heyecan veren ancak sonrasında hayal kırıklığına dönen bu deneyim Schengen’in yeni dijital sınır sisteminin henüz emekleme aşamasında olduğunu açıkça gösteriyor. Avrupa Birliği’nin geliştirdiği Entry/ExitSystem aslında oldukça iddialı bir proje. Sistem, Schengen bölgesine giriş yapan AB vatandaşı olmayan tüm yolcuların giriş ve çıkışlarını dijital olarak kayıt altına almayı hedefliyor. Pasaportlara damga vurulması büyük ölçüde sona erecek ve yolcuların biyometrik verileri merkezi bir veri tabanında tutulacak.

SİSTEMİN HEDEFİ ÇOK

Bu uygulama ile birkaç önemli hedefe ulaşılması planlanıyor. İlk olarak güvenlik boyutu var. Biyometrik doğrulama sayesinde sahte pasaport kullanımı ya da kimlik değiştirerek sınır geçme gibi yöntemlerin önüne geçilmesi amaçlanıyor. Avrupa son yıllarda özellikle düzensiz göç ve sınır güvenliği konusunda oldukça hassas bir politika izliyor. EES sistemi de bu yaklaşımın teknolojik ayağını oluşturuyor.

İkinci önemli hedef ise vize süresini aşan kişilerin tespiti. Schengen bölgesinde 90 gün kuralını ihlal edenlerin belirlenmesi. Bugüne kadar büyük ölçüde manuel kontrolle yapılıyordu. Yeni sistem sayesinde bir yolcunun Schengen’de ne kadar süre kaldığı otomatik olarak hesaplanabilecek. Bir başka amaç ise sınır geçişlerini uzun vadede hızlandırmak. İlk bakışta Amsterdam’daki deneyimim bunun tam tersini gösteriyor olabilir. Ancak bu tür sistemlerde başlangıç dönemleri genellikle adaptasyon süreci olarak görülüyor. Altyapı geliştikçe ve veri tabanı büyüdükçe, sınır kontrolünün daha hızlı yapılması hedefleniyor. Örneğin gelecekte sık seyahat eden bir yolcu için süreç şu şekilde işleyecek: Sistem ilk girişte biyometrik verileri kaydedecek. Sonraki seyahatlerde ise yüz tanıma veya otomatik kapılar sayesinde yolcu çok daha hızlı şekilde sınırdan geçebilecek. Bu da özellikle yoğun havalimanlarında ciddi zaman tasarrufu sağlayabilir. Bu dijital dönüşümün tartışmalı yönleri de yok değil. Biyometrik verilerin merkezi veri tabanlarında tutulması bazı çevrelerde mahremiyet ve veri güvenliği tartışmalarını da beraberinde getiriyor. Avrupa Birliği veri koruma konusunda dünyanın en sıkı mevzuatlarından birine sahip olsa da milyonlarca insanın parmak izi ve yüz verisinin depolanması yeni soruları gündeme getiriyor. Bir başka mesele de Avrupa’nın giderek dijital sınırlar oluşturan bir coğrafyaya dönüşmesi. Schengen yıllarca sınırların kalktığı, serbest dolaşımın sembolü olan bir yapı olarak anlatıldı. Bugün ise teknoloji sayesinde sınırlar fiziksel olarak değil ama veri tabanları üzerinden daha sıkı şekilde yönetiliyor. Amsterdam’daki deneyimim bu dönüşümün ilk işaretlerinden biriydi. Şimdilik sistem yolcular için ek bir işlem ve ek bir bekleme süresi anlamına geliyor. Ancak Avrupa’nın hedefi, uzun vadede sınır yönetimini tamamen dijital bir altyapıya taşımak. Belki birkaç yıl sonra pasaport kontrolünde uzun kuyruklar yerine yüz tanıma sistemlerinin bulunduğu otomatik kapılardan geçeceğiz. O zaman pasaport damgasının romantik görüntüsü de muhtemelen tarihe karışacak.