İç dünyamızın en derin köşelerinden birinde insanoğluna bahşedilmiş önemli bir sözcük var. Adı sezgi. Yaşamaya dair gereksinim duyduğumuz bilgi ve tecrübenin harmanından ışıyan bu sözcük, karşılaşabileceğimiz tehlikelere karşı bizi her zaman koruduğu gibi, yolumuzu aydınlatmakta da epeyce mahir. Öyle ha deyince kolay kolay betimlenemeyen gizemli bir yanı olması işin bir başka yönü.

Onun sayesinde yaşanana herkesin baktığından başka bir gözle bakabiliyor ve yine bu sayede yaşanacaklara karşı pro-aktif tavır alabiliyoruz. Siz siz olun, bebek adımlarıyla başlayıpbeynin komutasında amansız koşuşturmaya dönüşen yaşam kargaşasında doğru dürüst bir yer bulmaya çalışırken bir de bununla mı uğraşacağız demeyin ve sezgiyi yabana atmayın. Başta futbol olmak üzere, bütün müsabakalarda tekniğin taktiğin hatta yeri geldiğinde gücün dahi önüne geçebilen bu hisle beslenen yüreklerin elde edebileceği kazanımların sınırı yok. Hangi bilgiye sahip olursanız olun, hangi bilimsel veriler yolunuzu belirlerse belirlesin, olayların ve şartların önünde sürüklendiğiniz anlarda yanınızda kalacak yegâne dosttur o. Bendeniz bu köşede zaman zaman futbolun fanatizmden arınmış güzelliğinianlatmaya çalışıyorum. Niyetim yaşamın çiçek bahçesine benzettiğim futbol sahasında gün be gün sevgiyle beslenerek büyüyecek fidanın ağaç olduğunu görebilmek için naçizane katkı koymak. Bunun için elimden geldiğince kâh bir anıdan yola çıkıp onun içeriğinde yer alanı, kâh bilgi dağarcığıma hasbelkader katılmış oyun kurallarını farklı bir dil ile paylaşmaya gayret ediyorum. Şurası muhakkak ki, tek başına bilgi ya da tek başına tecrübe her sorunu çözmeye yetseydi ortada mutsuz insan kalmazdı.

Oysa siz bu ikiliye sezginin de katıldığını düşününüz. Gerçekten de sezginin gücünü hissettikçe, adımlarınızı daha sağlam atabilmeniz mümkün olacaktır. Futbol oyun alanında tanıdığımız kimliklerden hangisi olursa olsun, an gelir arapsaçını andıran bir yumağa dönüveren maçta ne yapacağını bilemeyebilir. Böyle bir halde, sebebi ister heyecan olsun ister doğru bilgi hakkında yetersizlik, sonuç itibariyle ortada çözülmesi gerekli bir sorun ve onun doğuracağı ilave sorunlar varken, panik duygusundan uzaklaşabilmek için öncelikle sağduyulu ve sabırlı bir duruşa ihtiyaç olacaktır Sabırla sağduyunun birleşmesinin ardından insanın pratik zekası her işin üstesinden gelebilir. Futbolcuysanız, sezgi sayesinde rakibin yapabilecekleri üzerinden bir tahlille ön alabilir, ona istediği fırsatı vermeyebilirsiniz. Hakemseniz sorunlu futbolcuları iyi analiz edip bir sonraki pozisyonu sezebilirseniz oyundaki akıntıya kapılmaz, hatta suyun gidişatınaetkili biçimde müdahale edebilirsiniz. Her türlü önlemi almış olmanıza rağmen yine de kavga çıkacak gibi duruyorsa o takdirde bunu önceden görüp olayın içinde kalmamanız gereklidir. Zira oyundaki tek karar mercii olarak, artık bir kare geride kalmış olayı bir o yana bir bu yana dert anlatarak çözmeye çalışmak anlamsızdır. Bu anda olayın özünü doğru tespit ederseniz, doğru kişi ya da kişilere doğru yaptırımlaoyunu yeniden ele alabilirsiniz. Bizim camiada öteden beri bilinen “hakem zeki olmalıdır” şeklinde bir söz dizimi vardır. Olayların gelişimini dikkatle takip ederek sorunun sahibi olmak yerine çözümün bir parçası olmak önerilir gençlere. Doğrudur ve aslında yaşama dair çok önemli bir ipucudur insana. Tam bu noktada, kuşaktan kuşağa aktarılaneğlenceli bir hakem hikayesini paylaşmanın yararlı olacağını düşünüyorum. Vakti zamanında, küme düşmeme mücadelesi veren bir ilçe takımının ev sahibi olduğu maçın son anlarında hakem bu takım aleyhine bir penaltı çalıyor. Takım kaptanı hakemin karşısına biraz kabadayı bir tavırla dikilip: ”Hoca,bak sen buraları bilmezsin, bu penaltı gol olur da yenilirsek sana bu sahadan çıkış yok, ona göre ha !.”diyor.

Yörenin çok hassas bölgelerden biri, patlama noktasındaki gergin ahalinin degiderek tehlikeli biçimde kıpırdanmaya başlamış olduğunusezen hakem olayın bu bahaneyle toplumsal kargaşaya dönüşmemesi adına “madem öyle hadi baraj kurun o zaman” diyerek buz gibi penaltıyı endirekt vuruşa çeviriyor. Elbet vuruşun yapılması için gereken toptan 9.15 m. uzaklık şartı falan hak getire. Vuruşun yapılacağı noktadan çok çok dört beş metre uzağa kurulan baraja çarpan top geri döner dönmez de maçı bitiriyor. Böylece her şey ev sahibinin beraberlikle lige tutunacağı son maça kalıyor. Kadere bakınız, 0-0 süren o maç ha bitti ha bitecek derken yine ev sahibi aleyhine penaltı olmasın mı! Kaptan hemen hakemin yanına koşup önceki haftadaki beyanının katmerlisini bir kez de ona yapıyor. Hakemse kaptana:”İyi de kaptan bu açık penaltı, ne yapacağız? deyince“Vallahi ben orasını bilmem diyor” kaptan“Biz burada böyle hallerde baraj kuruyoruz .” Hakemimiz son derece sakin, hemen bir işaretle yardımcılarını yanına çağırıyor ve :”Arkadaşlar diyor, bilmediğimiz yeni bir uygulama başlamış, mümkündür, bu beyler baraj kuradursun, biz iki tarafın da hakkını yememek adına buyurun beraberce odaya gidip kural kitabına bakalım”. Gidiş o gidiş. Ahali kararı beklerken sahada son duyulan arka kapıdan çoktan yola çıkmış hakemin maçı tatil ettiği anonsu oluyor. Kıssadan hisseyi soran olursa diye söylüyorum ki, her baskıya karşı bir çare bulunur efendim yeter ki insan teslim olmamayı kafaya koysun ve sezgilerine güvensin. Malumunuz her şey kitap kağıt değil.