Geçtiğimiz son birkaç hafta terapi seanslarının yazın etkisine girmeye başladığı zamanlardı. Tatile giden ve döndüğünü zanneden ama ruhu geride kalmış birkaç insanla görüşme yaptım. “Aradığınız ruha...

Geçtiğimiz son birkaç hafta terapi seanslarının yazın etkisine girmeye başladığı zamanlardı. Tatile giden ve döndüğünü zanneden ama ruhu geride kalmış birkaç insanla görüşme yaptım. “Aradığınız ruha şuan ulaşılamıyor, lütfen daha sonra tekrar deneyiniz...” Ben de ruhumu bıraktım bir sahil kıyısında. Eve dönerken benimle gelmesine gerek yoktu. Kalbimiz hep öyle güzel yerlerde kalsın isteriz ama en fazla beş günün sonunda geldiğimiz yer evimizdir. Bakmayın kalsın istediğimize, bir tatil alanı nasıl sizin için konforlu olabilir? Tatil bilinciyle gidip geldiğiniz bir yerin etkisi nasıl ruhunuzda sizinle taşınabilir? En baştan etiketi yapıştırıyoruz zaten. Kısa ve dönüşlü yer. Tatilin de amacı bu. Peki ya bu kelimenin sizin için olan anlamı değişseydi? Buna benzer bir durumu Bruce Lipton’un Balayı Etkisi kitabında görmüştüm. Balayı da çok etiketlenmiş bir tatil biçimi. Kitapta balayında yaşadığınız etkilerin sizinle nasıl eve dönebileceği anlatılıyor. İnsanlar olarak bizlerin sistemsel yapıları aynı bir bilgisayar gibi. 1 ve 0’lardan oluşan sinaptik bir iletim, elektriksel bir iletişim. Anten görevi gören beyniniz ve omuriliğiniz. Bir şeyi zihninize nasıl bir kod olarak yazarsanız hayatınızda onun çıktısını görmeye başlıyorsunuz. Harika bir yazılım programı. Bazı araştırmacılar ve yazarlar da bu yazılımın değiştirildiğinde hayatımızda nelerin değişebileceğini açık bir şekilde tartışıyor artık. Aslında çok da yeni değil, bir zamanlar insanların meditasyon yaparken yerden nasıl yükselebildiklerini açıklamaya kadar geldiler. Bunları birde deneysel olarak yaptıklarını düşünün. Yani kaynak bilimsel yollarla yürümeye başladı. Her neyse, konuyu biraz bu tarafa toplayalım, yazmış olduğunuz bu kod bilinçli bir şekilde fark edildiğinde sizin tarafınızdan değiştirilebiliyor. Terapide en büyük yapı taşlarından biri de bu zaten. O farkındalığı kişinin kazanıp yeni kodları yazmasını ve çalıştırmasını görüyorsunuz. Akla sığabilecek kodlar yazılıyor ve çalışıyorsa, akla sığmayacak büyüklükte olanların çalışmayacağı fikri bize nereden geliyor? Bunun da inançlarımızda yer alan çok sağlam bir kod olduğunu gördüğümüzde her şeyi denemek ve önyargılı olmadan yürümek için yeni bir alan açılıyor önünüzde. Balayı etkisi’nde anlatılan temel konu da bu. Bu iş biyolojik bir sistemle iç içe. Ve siz onu kullanmayı çözdüğünüzde hayatınız sürekli olarak bir balayındaymışsınız gibi geçmeye başlıyor. Ne dersiniz, kodlarınızı tatilde hissettikleriniz üzerine yazabilseydiniz, bu hisler her daim sizin içinizde sonsuz bir kaynak olarak rol alabilseydi, hayatınız nasıl bir şeye dönüşmeye başlardı? Sizce bu kod, rahatlıkla kırılıp yenisi yazılabilen bir şey midir? Tartışmaya açık! Haftaya başka tartışmalarda buluşmak üzere…