Futbolda yaşanan en güzel an sorusunun yanıtı ne mi? Galiba biliyorum. Bir kupanın eller üzerinde gökyüzüne doğru kalktığı muhteşem andır elbette. Ve epey meşakkatli bir öyküsü vardır bu ânın. Bazen uzun yıllar gerektiren bir mücadeleye bağlıdır, bazen de sadece 9-10 maç sonunda elde edilen sonuca. Her durumda, hazırlığı neresinden baksanız bir ay, kendisi yaklaşık on ay süren bir ligi kazanmakla statü gereği eleme usulüne bağlı olarak daha az maç oynanan “Kupa” yı kazanmak arasında dağlar kadar fark var elbette. Yine de kaç maçta kazanılırsa kazanılsın, kupayı havaya kaldırmak, ister profesyonel takım olun ister köy takımı, her koşulda büyük bir onura kavuşmak anlamına gelir.

Ülkemizde kupa deyince taraftarın aklına ilk gelen Türkiye Kupası olur. 1962’den beri önce Türkiye Kupası ve bir ara Federasyon Kupası, şimdi ise önüne sponsor ismi konarak düzenlenen bu önemli organizasyonda Galatasaray 19 kez kupayı müzesine taşırken, Beşiktaş 11, Trabzonspor 9, Fenerbahçe ise 7 defa bu mutluluğa erişmiş. Yine Ankaragücü, Gençlerbirliği, Altay, Göztepe ve Kocaelispor ikişer, Kayserispor, Bursaspor, Eskişehirspor, Sakaryaspor, Konyaspor Akhisarspor ve Sivasspor da birer kez kupa sevinci yaşayan takımlar olarak tarihte yerlerini almışlardır. Tomarla para saydıkları transferleriyle her sene başı şampiyonluk rüyası gören bazı takımların bu hedefleri gerçekleşmeyince teselli ikramiyesi olarak peşine takıldıkları Türkiye Kupası, neticede bir müzeyi süslemekten daha çok, hem ülkenin spor tarihine yazılmak, hem de Avrupa kupaları için birinci sınıf bilet olması itibariyle her zaman için önemli. Kim ne derse desintaraftar bir kupa ister çünkü onun için gönenmenin yegâne tarifi budur. Ben ligi aldım diye övünene “biz de kupayı aldık ne haber” düzeyinde yanıt içeren çocuksu atışmalar, özde futbol kültür hikayemizin hangi sularda dolaştığı konusunda hepimize iyi bir fikir vermekteyse de bu türden kısır çekişmelerin futbola zerre kadar katkısı olmadığı aşikar. Sonucu ne olursa olsun asıl olan, her yönden keyif alınan bir maç olduğu düşüncesini içselleştirebilme düzeyine çıkabilmektir efendim. Bunun gerçekleşmesi halinde toplumun sair alanlarda da başarı konusundaki algı seviyesi yükselmeye başlayacak çünkü ülkemizde insanlar artık genel itibariyle maçtan zevk almıyor ve hatta yeri geldiğinde maçı bile izlemiyor. Tek düşünce topu rakip ağlarda görmek ve kazanan olmak. Böyle olunca acı gerçekler, palyatif başarılarla nereye dekkol kolayolculuk ettiklerini bir türlü bilemeyen, daha doğrusu bilmekten pek haz etmeyen takımlarımızın, Avrupa’nın en ücra köşesindeki köy takımlarına yenildiklerinde ortaya çıkıyor. Şaşırıyorum çünkü ağzımızı şekilden şekle sokarak isimlerini anca telaffuz edebildiğimiz bu takımlarda gözü kapalı oynatılan 18-20 yaşındaki gençlere karşı alınan mağlubiyetler dahi uyanmaya veya en hafifinden “utanma” sözcüğünün hissedilmesine bile yetmiyor. Varsa yoksa kupa. Aldın mı aldın. Tamam, bitti. Mübarek sanki bin bir gece masallarındaki sihirli değnek. Sırası gelmişken değinmeden geçemeyeceğim ki, bana göre takımların salt ligde oynatamadıkları oyuncularını görmeye yaraması yönü ile ilgilendikleri Türkiye Kupasıyla ilgili olarak üzücü tek bir şey var. O da sponsor isminin kupayla birlikte anılması. Biliyorum, şimdi bana “bu olay günümüz spor dünyasının olmazsa olmazı, buna da itiraz etme artık“ diyeceksiniz ama ben sizinle aynı düşüncede değilim. Saygınlığın sponsorluğu olmaz. Bir federasyon adını özellikle ülkenin isminden alan ve böylelikle ona özel nitelik atfedilen bir kupaya para karşılığı bir isim veremez. Ülkenin ismi öyle her organizasyonda ulu orta kullanılamaz.

Derseniz ki sponsor kupaya katılan takımlara başarılarına göre para dağıtıyor, vereceği para bazı takımlara yaşadıkları çölde vaha gibi geliyor, bunun neresi kötü? O zaman ben de size orada biraz durun derim. Her parayı veren düdüğü çalar mantığını saygınlık üzeri bir yere yerleştirirsek yaşamımızda birçok değerin anlamsızlaştığını peşinen kabul ediyoruz demektir. Hoş değerlerimiz yönü ile zaten epeydir ayaklar baş, başlar ayak oldu ya neyse. İlle para mı konuşacak? O zaman alırsınız sponsordankupaya katılan kulüplere başarı oranlarına göre vereceği parayı, gider bunu alt lig kulüpleri ile amatörün alt yapılarına, tesis eksiklerine harcarsınız. Yoksa kuvvetle muhtemeldir ki o parakulüplerin önceden kimlere yapıldığı bilinmeyen saçma sapan borçlarına gidecektir. Harcadınız bitti mi? O zaman dillere destan muhteşem bir törende güzelce kürsüye çıkar ve: ”Ey ahali, şu sponsor ülkemizdeki takımların gelişimine ve bağlı olarak da Türk futboluna şu, şu şu oranda büyük katkı koymuştur, şuralar bu müessesenin eseridir” diyerek onları halkın önünde onurlandırırsınız. O zaman sponsor kardeşimiz futbolla yatıp kalkan ahalinin gözünde spor için çok iyi şeyler yapmış kimlik olarak özel bir değer kazanır. Reklam istiyorsa daha ne, sayısı milyonlara varan muhteşem bir camia önünde reklamı kendiliğinden ve de en mükemmelinden yapılmış olmaz mı? Kupanın gerçek hedefi, ülkemizinfarklı liglerinde top koşturan takımlarıaynı organizasyonda bir araya getirmek ve bu sayede ülkenin adını taşıyan değerli bir kupayı almak için amatöründen profesyoneline her takımın eşit şartlarda mücadele edebilmesi şansını yaratmaktır. Böyle geniş anlamlı bir organizasyonda işi sponsora havale edip masraftan kaçmaktan öteye gitmeyen dostlar alışverişte görsün mantığıyla nereye kadar gidilir bilemiyorum. Kaldı ki madem öyle, kupayı vermek için ne diye ayakta durup yorulacaksınız ki efendim. Çağırınız sponsorun yetkilisini, koca ülkenin adını taşıyan kupayı da kazanana o versin.