Gençliğinizin deli dolu günlerini hatırlar mısınız? Hangi yaşam biçimini seçmiş olursanız olun, bir türlü tarif edemediğiniz o sebepsiz coşkunun sizi sırtında taşıdığı günleri hani. Nasıl unutulur değil mi? Bir yaz gecesi ilk aşkınızla gittiğiniz açık hava sinemasında el ele oturduğunuz, ya da bir kış gecesi ansızın patlayan fırtınanın önüne kattığı sert rüzgarlara yenik düştüğünüz günlerdi onlar. İçlerinden sadece başınıza buyruk yaşadıklarınızın aklınızda kaldığına eminim. Başınıza buyruk dedim diye hemen telaş etmeyin. Doğrusu öyle olmaktı zaten. Yaşamın acı tatlı birbirinden farklı süreçlerinin anlamını nasıl kavrayacaktınız başka türlü. Hatırlar mısınız o vakitler, kentin en ücra mahallesindeki bir arsa veya evimizin civarındaki bir okul bahçesi gibi aklınıza top peşinde delicesine koştuğumuz hangi saha gelirse onun kenarına, bir ya da birkaç ak saçlı abi, amca gelirdi. Bilmezdik kim olduklarını. Onlar da kendilerini saklamaya özen gösterirlerdi zaten. Kim oldukları çok zaman sonra öğrenildiğinde, dudaklardan dökülen hayret nidasıyla yüklü şu cümlelerle anılırlardı: “Vay canına! Bizim maçı izleyen amca var ya, işte o eski zamanların ünlü golcüsü canavar Sacit’miş meğer”.Ya da: “O kır saçlı kısa boylu abi var ya, civarın en büyük yetenek avcısı diyorlar onun için, milli takımın sağ bekiymiş bir zamanlar”. Yetenek avcısı. Birbirlerinden oldukça farklı iki kelimenin bir araya gelmesi çok değerli bir cümleye hayat vermiş gibi sanki. Bu sessiz gizemli kimliğin, yetenekli bir genci nereden alıp nerelere taşıyabileceğini düşünebiliyor musunuz? Ağızlarından çıkacak bir iki kelimeye bakar insanın kaderinin değişmesi .“Hadi kardeşim bunun neresi futbolcu, iki omuz yese düşecek kalacak, sonra iş açacak başımıza” denen küçücük çocuğun Türk futbolunun efsaneleri arasına girmiş şeytan Rıdvan olacağını ondan başka kim anlayabilir? Yine “tamam bir sol ayak var ama pek cılız, hem koşmuyor ki muhterem, kim oynatır ki bunu takımında” yorumuna rağmen, o cılız sol ayaklının futbolumuzun Oz büyücüsü Sergen’e dönüşeceğini yetenek avcısından başka kim söyleyebilir? Başka bir gezegenden gelmedi ya Lefter, Can, Metin gibi efsaneler. Her birinin futbol yaşamı kendilerindeki yeteneği çok önceden keşfeden eski futbolcu ağabeyler yahut amcaların ileri görüşlülüğü sayesinde şekillenmedi mi?. Yetenekli olmak tek başına yeterli değildi çünkü.

HAYATA DOKUNUŞ

Yeteneğin bir şekilde gün ışığına kavuşmasına aracı olunması gerekliydi. Bu açıdan bakıldığında yetenek avcılarının başarısı futbolun güzelleşmesinin yanı sıra insan hayatına dokunuş yönüyle de ayrı bir önem arz ediyor. Üzücü belki ama bugün artık para pula değişmedikleri futbol sevdasına sardıkları manevi hazla yetinen bu insanların, zamanın ekonomik kapılarının hızla açılıp kapanmasının ardından bu işten usulca ellerini eteklerini çekmeye başladığı acı bir gerçek olarak duruyor önümüzde. Dünya aynı hızla dönmesine rağmen, yaşamların şekli dünyanın hızının ötesine geçtiğinden olmalı, yetenek avcıları olayın olağanüstü denecek biçimde kurumsallaşmasına yenik düştüler. Günümüzde bu işin artık el yordamı ile değil konuya ilişkin profesyonel birimlerce yürütüldüğünü görünce duygusallaşmak anlamsız gelebilir. Zira yenilikte kendilerine “scout” adı verilen bu kimlikler takıma gerekli oyuncuları bulmaları için artık kulüplerin bünyelerinde istihdam edilmekteler. Yalnız hemen söylemekte yarar var ki bunların bir noktadan sonra, sadece takımın anlık ihtiyacı olan oyuncuyu arayıp bulma işlemlerine dönüşen çabaları, yetenek keşfinden çok futbolun ekonomik çehresinden yansıyan sabırsızlığa bağlı olarak duygusallıktan biraz uzak kalmakta. Ateşler içinde yanan bir ligde şampiyonluk getirileri baş döndürücü rakamlarda dolaşırken kim uğraşacak yeni bir çocuğu keşfetmek ya da arkasında durarak takımda oynamasını sağlamakla? Oysa bugünün aksine geçmiş yıllarda futbolla yatıp futbolla kalkan eski yetenek avcılarının, keşfedip ellerinden tuttukları çocukların arkasında saygın kimlikleri ile durarak onları ülke futboluna kazandırdıkları her zaman için tazeliğini korumaktadır hafızalarda. Geldiğimiz noktada piyasada her şey maddiyatla ölçülüp, fırsat geldiğinde artısı eksisi düşünülmeksizin paraya tahvil edildiğinden ötürü, amatör ruhlu bu kimliklerin nefesleri tükenmiş olabilir. Ancak onlar az sayıda kalsalar da gönüllerinden hiç silmedikleri aşkla bu işi hiç yüksünmeden yapmayı sürdüren vefalı insanlar olarak her türlü övgüye layık efendim. Öyle ya, boş kaleye golü babam da atıyor. İşin özü golü her türlü zorluk altında atacak ya da attıracak özel yetenekli birini bulmakta. Başka bir deyişle, gözümüzün önündekini iyi tahlil ederek güzel gelecek için gereken adımları bugünden atabilmekte. Baksanıza elalem çok uzak diyarlardan gelerek burnumuzun dibindeki bir yeteneği bulup, onu yıllar boyu zaferden zafere koşturuyor. Bizler de her şeyi çok bilenler olarak ağzımız bir karış açık seyrediyoruz, biri çıkacak ve ondan daha iyi olacak diye.