İzmir'de yaşıyor olmak, bazen pek de farkına varmadığımız bir gerçekle yüzleşmeyi gerektiriyor: Deprem. Evet, İzmir gibi bir şehirde, altımızda pek çok fay hattı var. Her gün hızla geçip gittiğimiz caddelerin, şehrin en kalabalık mahallelerinin, hatta evlerimizin dibinde. Ama ne yazık ki, biz çoğu zaman bu gerçeği, bir felaket anına kadar kafamızın bir köşesinde unutup yaşıyoruz.

Peki, bunun neresindeyiz? Bu şehirde yaşayan herkesin, biraz daha tedbirli olması gerektiğini düşünüyorum. Bazen “Ne olacak, çok büyük bir şey olmaz” gibi cümlelerle geçiştiriyoruz. Oysa ki, deprem “olmaz” demekle geçmiyor. Ki hepimiz bunu önce 30 Ekim 2020 depreminde sonrasında ise 6 Şubat 2023 depremlerinde acı acı gördük, değil mi? Bu gerçeği akıldan çıkarmak, bir gün çok acı sonuçlar doğurabilir. Bu yüzden depremi sadece haberlerde ya da doğa olaylarıyla ilgili raporlarda değil, her gün hayatımızın içinde bir gerçek olarak kabul edip, ona göre hareket etmeliyiz.

Hepimizin bir evi, bir yaşam alanı var. Burada da hayatımızı şekillendirmek, tedbirli olmak işin içinde o kadar önemli ki... Depreme dayanıklı bir bina ya da dairede yaşamak, aslında bir lüks değil, bir zorunluluk. Binaların, özellikle eski yapılarının depreme dayanıklılığını kontrol ettirmek, bizim için sağlığımızı korumak adına önemli. Birçok modern bina depreme karşı güvenli olabilir ama eski yapıların da sağlamlaştırılması gerekebilir. Bu konuda yapılacak yatırımlar, canların kurtulmasına yardımcı olabiliyor.

Evde yapabileceğimiz basit düzenlemelerle de güvenliğimizi artırabiliriz. Örneğin, ağır mobilyaları sabitlemek, büyük eşyaları duvarlara ya da sabitleme sistemlerine bağlamak, ilk yardım çantası ve acil durum malzemeleri hazırlamak, kaybolabilecek nesneleri gözden geçirmek... Tüm bunlar, deprem anında panik yapmadan hareket edebilmek için kritik önem taşıyor.

İzmir’de yaşamanın en güzel yanlarından biri, tabii ki her an bir yere gidebilmek, şehrin dört bir yanında olmak. Ama bazen düşündüğümüzde, iş yerlerinde, alışveriş merkezlerinde ya da okulda da depreme nasıl hazırlıklı olduğumuzu sorgulamamız gerekebilir. Hangi alanlarda sıkışabiliriz, hangi çıkış yolları var, en yakın güvenli alan nerede? Her gün gittiğimiz mekanlarda bu soruları kendimize sormak, yaşamımızı daha güvenli hale getirebilir.

Depremi unutmamak, sadece korkmakla değil, gerçekçi bir yaklaşım benimsemekle olur. Gerçek şu ki, kayıplar büyük olabilir. Hepimiz içimiz kavrula kavrula gördük, oldu da! Ama bir adım ötesinde, bu kayıpları minimize edebilmek, can güvenliğini sağlamlaştırmak mümkün. Ve en önemlisi, hep birlikte yaşam alanımızı, İzmir’i daha güvenli hale getirmek, elimizden geleni yapmak zorundayız.

Her an, her koşulda depremi hatırlamak ve ona göre hayatımızı şekillendirmek, bence gerçek bir akılcı yaklaşım olur. Unutma İzmir! Yaşadığın acıları unutma… Sadece İzmir de değil, unutma Türkiye… 53 binden fazla canımızın acısı tazeyken henüz bil ki deprem değil, tedbirsizlikler öldürür…