Zeytin ağacının kadim takvimi bir var bir yok diye atar. Türkiye 2024-2025’te tarihi bir var yılı yaşadı. Rekolte iç pazarda nefes aldırırken üreticinin elini güçlendirdi. Fakat 2025-2026 sezonu için tablo tersine dönüyor.
Sahadan gelen ilk gözlemler ve kurumların öncü tahminleri, zeytinde yıllık bazda keskin bir düşüşe işaret ediyor. Bu, dalda tane sayısından yağhanede akan litreye, raf fiyatından ihracat planına kadar tüm dengeleri etkileyen sert bir fren. Ege’de sonbahar yağmuru yüzümüzü güldürür mü? Umudu baki ama planlarımızı temkinli senaryo üzerine kurmak şart gibi görünüyor.
Geçen sezon Avrupa’da toparlanma büyük ölçüde İspanya sayesinde geldi ve iki yıl üst üste kuraklıkla boğuşan pazarın fiyat ateşi bir nebze söndü. Yeni sezon için ise İber Yarımadası'nda yaz sıcaklarının gölgesi hâlâ hissediliyor. Buna karşılık talep tarafında toparlanma sürüyor.
ABD, Kanada ve Uzak Doğu gibi pazarlarda zeytinyağına dönüş eğilimi, sağlıklı mutfak trendiyle birlikte güçleniyor. Bu tablo, Türkiye için markalı ve izlenebilir ürünle raf kazanma şansının devam ettiğini gösteriyor.
Türkiye'de ise ardı ardına gelen iyi haberler şimdilik umut verici olarak kabul ediliyor. Sofralık zeytinde gelir tarihi seviyeleri zorluyor. Gemlik’ten Akhisar Domat’a pek çok tipte düzenli talep, Türkiye’yi perakende raflarının güçlü tedarikçisi yapıyor. Bu gelir, yağdaki daralmayı kısmen artırabilir.
Ancak 2025-26’da zeytinyağı üretimi daralırsa, iç piyasada ani sıçrama olmasa bile yukarı yönlü baskı kaçınılmaz. Üstelik son iki yılda dökme-varilli zeytinyağı ihracatına ilişkin zikzaklı kararların bıraktığı izler hâlâ taze. Politika belirsizliği, orta-uzun vadeli kontrat yapmayı güçleştiriyor.
TÜRKİYE'DE SORUNLAR AYNI
Zeytin ve zeytinyağı üreticisinin en büyük sorunu bir Türkiye klasiği olan girdi enflasyonu ve işletme maliyetleri. İşçilikten enerjiye, ambalajdan lojistiğe maliyet spirali hız kesmiyor. Yağın şişedeki değeri artsa da kârlılık -hele küçük üreticide- aynı hızda artmıyor. Orta ölçekli bir tesisin enerji, işçilik, ambalaj yükü tek başına dal başı maliyeti kırılganlaştırıyor. Politika belirsizliği ise bir başka sorun. İhracatın yasak, serbest, kota hattında gidip gelen çerçevesi, sözleşmeli satışları ve alıcı güvenini zedeliyor. Bir sezonluk karar, yıllarca süren raf kaybına dönüşebiliyor. Türkiye'de sektörel denetimler artsa da tağşişli ürün örnekleri hâlâ karşımıza çıkıyor. Dürüst üretici haksız rekabetle, tüketici ise güvensizlikle baş başa kalıyor. Parçalı mülkiyet ve düşük mekanizasyon ise bir türlü çare bulamadığımız sorunlardan. Zeytinliklerin çok parçalı yapısı verimi ve hasat kalitesini sınırlıyor. Kooperatif odaklı ortak makine parkları ve toplu hizmet modeli yaygınlaşmadıkça kalitede süreklilik sağlamak güç. Kuraklık ve aşırı sıcak dalgaları artık anomali değil, yeni normal. Zeytinde verim ve yağ oranı kadar fenolik profil de iklimle dalgalanıyor. Damla sulama, toprak nemi izleme ve gölgeleme ağlarını maliyet değil sigorta olarak görmek gerekiyor.
Bu yıl 'yok yılı'nın ağırlığını hissedeceğiz ama sofralıkta gelen güçlü tablo ve küresel talepteki dönüş, Türkiye’ye hala alan açıyor. Bizim işimiz Akhisar’dan Ayvalık’a, Milas’tan Edremit’e zeytinin ritmini doğru okumak.
Bilgiyi hasada, şeffaflığı şişeye, hikâyeyi pazara taşıdıktan sonra ülkemiz üreticisinin karşısında kimse duramaz. Zeytin ağacı sabrı seviyor. Her ne kadar millet olarak sabır konusunda performansımız çok da iyi olmasa da yok yılını, markamız ve itibarımız için var yılına çevirebilmek hiç de zor değil.