"Neden iletişim kuramıyoruz? Neden her geçen gün daha az konuşur, daha az anlar, daha çok kırılır hale geldik?" 

Aslında bu sorular yalnız danışanlarımdandeğil benden de. Yeğenimle (benim için çok değerlidir) yaptığımız sohbetlerde zaman zaman kırılıyordum. Ona " benim yaşıma gelince anlarsın" dediğimde, "senin yaşına gelmek mi?...amannnteyzoş " deyip burun kıvırıyordu.  Ne oluyordu? Neden anlaşamıyorduk?
Evet, bu sorulara birlikte yanıt arayalım ve biraz gerilere gidelim, her kuşağın nasıl bir dünyada doğduğuna, büyüdüğüne bakalım. Belki de aramızdaki farkları anlamanın yolu buradan geçiyor.

Önce biz, BabyBoomers (1946-1964):

Sokaklarda oynadık, siyah beyaz televizyon başında akşam haberlerini bekledik. Telefonu parmakla çevirdik, sevgilimize en güzel yazımızla mektup yazdık.Bizim için doğal olan çalışmak, sorumluluk almak, aileye bağlı kalmak.
Sonra geldi X Kuşağı (1965-1980)…Değişimin hızlandığı bir dönemde büyüdüler. Hem geleneksel değerlere saygı duydular hem bireysellik arayışına girdiler. Walkman’le müzik dinlediler, ilk bilgisayara, ilk cep telefonuna şaşkınlıkla baktılar.
Y Kuşağı (1981-1996) doğduğunda dünya hızlanmıştı. İnternet, bilgisayar oyunları, MP3 çalarlar… Onlar sadece para değil anlamın da peşindeydiler. Özgürlük onlar için ihtiyaç, hızla uyum sağlamak hayatta kalma yolu.

Ve şimdi Z Kuşağı (1997-2012)…Dokunmatik ekranlarla doğdular. Mektup yazmadılar ama saniyeler içinde dünyaya bağlandılar. Onlar için sahici olmak, çeşitliliğe saygı duymak temel değer, yaratıcılık iseonlar için refleks gibi. 

Kuşakların özelliklerine bakınca sanki aramıza teknoloji girdi gibi görünüyor. Ama bu doğru değil çünkü biz elimizden geldiğince teknolojiye uyum sağladık. Aramıza giren, teknoloji ile değişen farklı sosyal kodlar, iletişim biçimleri ve değer sistemleri.
Belki de bu yüzden bu kadar zor anlaşıyoruz. Sanki "kuşaklar arası bir çevirmenimiz" eksik. Birbirimizin dilini, derdini, değerini çevirecek bir ortak sözlüğümüz yok. Katılıyor musunuz? Hazırsanız yargılamadan dinleyen, merakla anlayan bir sözlük yazmaya başlayabiliriz.

Dinlemek: Gerçekten duymaya çalışmak. Sadece kulak vermek değil,
yargılamadan, savunmaya geçmeden dinlemek…Kuşak farkı olan bir konuşmada, karşı tarafın ne söylediğini değil, neden öyle söylediğini anlamaya çalışmak.

Empati: Onların gözünden dünyaya bakmak. Kendi döneminin şartlarıyla şekillenen kuşakla, bugünün ölçüleriyle değil, okişinin yaşadığı zamanın şartlarını ve duygularını anlamaya çalışmak.

Kendimizi ifade etmek: Kendimizi anlaşılır, açık ve yargılamayan bir dille anlatmak… Duygularımızı bastırmak ya da karşı tarafı suçlamak yerine, “Ben böyle hissediyorum çünkü…” diye konuşmaya başlamak.

Merak: Anlamak için soru sormak.  Ne izliyorlar, neye gülüyorlar, hangi kelimeleri neden kullanıyorlar? 

Ortak alan yaratmak: Paylaşacak bir şey bulmak, ortak deneyimler yaratmak.Birlikte yürüyüşe çıkmak, film izlemek, bir fotoğraf albümüne bakmak ya da ortak bir uğraş bulmak. Evet tüm bu önerilerimi yeğenimle yaptığım sohbetlerde uygulamaya başladım. En azından ben “benim yaşıma geldiğinde.." demiyorum o da "amannn" demiyor. 

Unutmayalım:

İletişim, “aynı fikirde olmak” değil; birbirinin dünyasına bir süre misafir olabilmek. Belki de en çok ihtiyacımız olan şey, yaşlarımızı değil kalplerimizi denkleştirmeye çalışmak.