İzmir, siyasette her zaman güçlü bir hafızaya ve yüksek bir beklentiye sahip olmuştur. Bu kent, kendisini temsil eden milletvekillerinden yalnızca Ankara’da bir koltuk işgal etmelerini değil; sokağında, mahallesinde, sorununda ve mücadelesinde var olmalarını ister. Çünkü İzmir seçmeni, oy verdiği ismi sadece Meclis kürsüsünde değil, kendi hayatının içinde görmek ister. Şimdi size iki İzmir milletvekili portresi çizeceğim ama bir iktidardan bir muhalefetten olan örnekte AKP İzmir milletvekilleri Ceyda Bölünmez Çankırı, Mahmut Atilla Kaya ve CHP İzmir Milletvekili Sevda Erdan Kılıç’ın da performanslarını alkışladığımı, takdir ettiğimi özellikle belirtmek isterim.
AKP İzmir milletvekili olarak seçilen Alpay Özalan, seçildiği günden bu yana maalesef İzmir kamuoyunda neredeyse “yok” hükmünde bir profil sergilemektedir. Kentin sivil toplum örgütlerinde, meslek odalarında, emek örgütlerinde, üniversitelerinde, mahallelerinde ya da kentin kronikleşmiş sorunlarının tartışıldığı hiçbir platformda adına rastlamak mümkün değildir. Ne bir açıklama, ne bir önerge, ne de İzmir’in sorunlarına dair güçlü bir duruş… Oysa milletvekilliği, sadece parti disipliniyle Meclis sıralarında oturmak değildir. Milletvekilliği; seçmenin sesini Ankara’ya taşımak, kentin derdini dert edinmek, gerektiğinde kendi partisinin de yanlışına “dur” diyebilmektir. Hele ki İzmir gibi siyasi bilinci yüksek, talepkâr bir kentte bu sorumluluk çok daha ağırdır. Eski bir futbolcu olmak elbette bir dezavantaj değildir. Ancak siyaset, sahadaki reflekslerle değil; birikimle, emekle, diyalogla ve sürekli sahada olmayı gerektirir. Tribün alkışıyla gelen şöhret, halkın güvenini temsil etmeye yetmez. Çünkü siyaset, forma değil sorumluluk işidir. Bugün İzmir’de çevre sorunları, ulaşım krizi, kentsel dönüşüm, genç işsizliği, deprem riski, esnafın borç yükü gibi onlarca hayati başlık varken; bu konularda tek bir güçlü çıkışın, tek bir sahiplenmenin olmaması, “Bu kent gerçekten temsil ediliyor mu?” sorusunu kaçınılmaz hale getiriyor. Milletvekilliği bir imtiyaz değil, ağır bir emanettir. O emaneti hakkıyla taşımayanlar, yalnızca seçmeni değil, demokrasinin kendisini de yıpratır. İzmir, tabelada adı yazan değil; sokakta izi olan vekilleri hak ediyor...
HAKKINI VEREN İSİM
Ve şimdi de gelelim 2. örnek milletvekiline..
Aday adaylığım sürecinde şahsıma hiç bir destek görmememe rağmen gördüğüm gerçekleri yazmamak benim siyaset anlayışıma ters olduğunu da özellikle belirtmek isterim. Siyasetin hakkını veren o isim, CHP İzmir milletvekili Ednan Arslan. CHP İzmir milletvekilimiz sevgili kardeşim Ednan Arslan son dönemde yıldızı daha çok parlayan, son İzmir kongresine ismini kazananlar listesine yazdıranlardan. Siyaset, dışarıdan bakıldığında kolay gibi görünen ama içinde büyük emek, sabır ve süreklilik barındıran bir alandır. Hele ki bu yolculuğa tabandan başlayıp, adım adım yükselerek devam ediyorsanız… İşte tam da bu noktada, İzmir milletvekili Ednan Arslan’ın siyaset anlayışı, günümüz siyaset ikliminde dikkatle incelenmesi gereken bir örnek olarak karşımıza çıkıyor. Gençlik kollarından başlayarak Güzelbahçe İlçe Başkanlığı’na, oradan da Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne uzanan bu yolculuk; bir “atanmışlık” değil, uzun soluklu bir emeğin, örgütlü mücadelenin ve istikrarlı çalışmanın ürünüdür. Siyaseti masa başında değil, sokakta; halktan kopmadan, örgütle iç içe yapmayı tercih eden bir anlayışın temsilcisidir Ednan Arslan. Geriye doğru baktığımızda Ednan Arslan geçmişte Narlıdere ve CHP İzmir İl Gençlik Kolları başkanlığı, CHP İzmir il yönetim kurulu üyeliği ve CHP Güzelbahçe ilçe başkanlığından sonra seçildiği milletvekilliğini hak eden ender vekillerden biri olarak karşımıza çıkıyor. Milletvekili seçildiği günden bu yana İzmir’den hiç kopmamış, sahadan elini çekmemiştir. İlçelerde, mahallelerde, örgüt toplantılarında, esnaf ziyaretlerinde, sivil toplum buluşmalarında sürekli görünür olması, onun siyaseti bir “görev” değil bir “sorumluluk” olarak gördüğünün göstergesidir.
SİYASETİN ADALETİ
Biz eski ilçe başkanlarına gördüğünde "başkanım' diye hitap etmesi, kongrelerde isim zikrederek onore etmesi örgüt disiplinine ve saygı çerçevesine ne kadar bağlı bir CHP neferi olduğunun da ispatıdır. Son dönemde özellikle İzmir büyükşehir belediyesi ile işçi sendikaları arasında yaşanan krizde arabulucu olması, sorun çözen olması milletvekilliğinin hakkını veren tablosuna bir artı daha getirmiştir. Ednan Arslan aynı zamanda parti genel merkezi tarafından verilen görevleri de başarıyla yerine getirerek, yalnızca İzmir’de değil, Türkiye genelinde de güvenilen bir siyasetçi profili çizmiştir. Bu emeğin doğal sonucu olarak, son CHP kurultay sürecinde Parti Meclisi’ne seçilmesi bir sürpriz değil; aksine siyasetin kendi iç adaletinin tecellisi olmuştur. Çünkü siyaset, eninde sonunda çalışanı, üreteni ve örgütüne sadakatle emek verenleri ödüllendirir. Bugün Ednan Arslan’ın geldiği nokta, siyasette “nasıl yükselirim?” sorusunun değil, “nasıl hizmet ederim?” anlayışının cevabıdır. Gençlere, örgüt emekçilerine ve siyasetle ilgilenen herkese verilen açık bir mesajdır bu. Siyasette kalıcı olmak; vitrinle değil, emekle, sabırla ve samimiyetle mümkündür.