Türkiye’de son dönemde giderek büyüyen bir tartışma var; neden operasyonlar neredeyse sadece CHP'Lİ belediyelerine yapılıyor? Bu soru, basit bir siyasi polemik değil. Bu soru, doğrudan hukuk devletinin kalbine yöneltilmiş bir sorudur. Çünkü hukuk dediğimiz şey, sadece suçluyu cezalandırmakla ilgili değildir. Hukuk, kime nasıl ve ne zaman dokunduğuyla anlam kazanır.
SORUŞTURMA KISKACI
Cumhuriyet Halk Partisi 2024 yerel seçimlerinde büyük bir sıçrama yaptı.
208 olan belediye sayısını 411’e çıkardı. Bu sonuç, seçmenin önemli bir bölümünün yön değiştirdiğini açıkça gösteriyordu. Ancak bugün gelinen noktada, bu belediyelerin önemli bir kısmı adeta bir “hukuki abluka” altında. Belediye başkanlarına sabah operasyonları yapılıyor, gözaltına alınıyor, tutuklanıyor yada sürekli soruşturma baskısı altında. Bu yüzden de belediye başkanları görevini yapamaz hale getirildi.
Burada kimse “hiç suç yoktur” demiyor, dememeli de... Ama asıl soru şu: Hukuk gerçekten eşit mi işliyor?
FARKLI MUAMELE
Sabahın köründe yapılan ev baskınları. Aylarca, hatta bir yılı aşan iddianamesiz tutukluluklar. Şimdi basit ama rahatsız edici soruyu soralım; bugüne kadar aynı yöntemlerle gözaltına alınan kaç Adalet ve Kalkınma Partisi ya da Milliyetçi Hareket Partisi belediye başkanı var?
Eğer hukuk gerçekten tarafsızsa, bu sorunun cevabı toplumun vicdanını rahatlatacak kadar açık olmalıydı. Ama değil. İşte tartışmanın büyüdüğü yer tam da burası. Seçici adalet algısı. İsimler değil, ilke tartışılıyor. Büyükçekmece Belediyesi'nin 35 yıllık Belediye Başkanı Hasan Akgün’ün 1 yılı aşkın süredir iddianamesiz tutuklu olması…
Gaziosmanpaşa Belediye Başkanı Hakan Bahçetepe CHP örgütünden yetişmiş ,hiç bir mal varlığı yok, iddianame yok ama 1 yıldır hapiste. Geçmiş dönem İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer hakkında MASAK raporlarında tertemiz çıkması ,“delil yok” tartışmalarına rağmen tutukluluğun sürmesi. Bu örnekler artık tekil vakalar değil, bir algının yapı taşları. Burada mesele kişiler değil. Mesele şu sorudur:
Delil yoksa neden tutukluluk var?
Delil varsa neden iddianame yok?
Bu sorular cevapsız kaldıkça, hukuk zemin kaybeder.
BÜYÜK ŞÜPHE!
Adalet Bakanı Akın Gürlek’in şu sözleri dikkat çekiciydi; “Onlara da operasyon olmayacağı anlamına gelmez.”
Bu cümle, iki farklı şekilde okunabilir: Ya gerçekten hukuk herkese eşit işleyecek ya da bugüne kadar eşit işlemediğinin dolaylı kabulü. Toplum ise ikinci ihtimali daha güçlü görüyor. Çünkü Türkiye’de insanlar artık açıklamalara değil, örneklere bakarak kanaat oluşturuyor.
CHP’NİN ZAYIF NOKTASI
Ama burada CHP’nin de ciddi bir açığı var. Sadece “bize operasyon yapılıyor” demek yeterli değil. Eğer gerçekten güçlü bir karşı duruş sergilemek istiyorsa:
Kendi iç denetimini şeffaf şekilde ortaya koymalı. Şüpheli durumlarda hızlı refleks göstermeli: “Bizde olmaz” değil, “olursa temizleriz” demeli...
Bunu yapmadığı sürece iktidarın en güçlü argümanı hep hazır kalır; “Yolsuzluk var ki operasyon var.”
Ve bu söylem, zayıf savunmayı kolayca deler geçer.
GÜVEN KRİZİ
Bugün Türkiye’de mesele sadece hukuk değil. Asıl mesele, hukuka duyulan güvenin aşınmasıdır. Çünkü insanlar artık şuna inanmıyor; hukukun herkese eşit uygulandığına. Ve bu inanç kaybolduğunda, en doğru karar bile tartışmalı hale gelir.
Eğer hukuk gerçekten tarafsızsa;
* Operasyonlar dengeli olmalı
* Tutukluluk istisna olmalı
* İddianameler gecikmemeli
Eğer bunlar yoksa sorun sadece birkaç belediye başkanı değildir. Sorun, doğrudan sistemin kendisidir. Ve o noktada tartışma siyasetin değil, hukukun meşruiyetinin tartışması haline gelir.