Her yıl 5 Mayıs’ı 6 Mayıs’a bağlayan gece, Hıdırellez tüm coşkusuyla gelir sarar beni. Baharın taptaze havasını, rengarenk doğayı, gül bahçelerinin kokusunu ve en önemlisi, içimizdeki umutları bir araya getiren bu özel gece, adeta yılın “en renkli” akşamı. Çimenler, kuşlar, çiçekler ve insanlar; hepsi bir araya gelir ve dileklerimizi Hızır’a, İlyas’a, belki de doğaya bırakırız, değil mi!

Hıdırellez denince akla gelen ilk şey, tabii ki gül dalına yazılan dilekler. Bu gelenek, bana çocukluğumu hatırlatır; anneannemle dileklerimizi kağıda yazar gül dalına asardık. Bir de bahçeden topladığımız taşlarla ev ve araba resmi çizerdik. Hıdırellez'de dilek tutmak, hayatı biraz daha güzelleştirmez mi?

Şimdi düşünüyorum da ne ilginçtir ki, gül dalına yazılan dilekler bazen çok gerçekçi olur, bazen de tamamen hayal gücüne dayalı olur.

Gül dalına dilek asma geleneğinin dışında, toprağa dilek gömme geleneği de var. Buradaki amaç, dileklerin büyümesini sağlamak ve toprağın bereketini almak. Yani, toprağa ekilen her dilek, bir nevi büyür, filizlenir diye düşünülür. Ben bunu tercih etmiyorum bana gömme fikri bir tuhaf geliyor nedense. Sonuçta herkes kendi yöntemiyle dileklerini gerçekleştirir, değil mi? Bazen bir çiçek ekersin, bazen de bir çukur kazıp dileklerini içine bırakıp, toprağa güvenirsin. Sen hangisinde kendini huzurlu ve mutlu hissedeceksen artık.

Hıdırellez’in en renkli ve heyecanlı ritüellerinden biri de ateşe atlama geleneği. "Ateşten atlamak, kötü enerjilerden arınmak" diye düşünülür. Kimi cesaretle atlar, kimi sadece "acaba bir adım daha mı atsak?" diye kendini sorgular. Ama önemli olan o ateşe atlayıp enerjiyi "güzel bir şekilde" taşımaktır. Hem öyle de bir şey var ki, bu ateşin üstünden atlamak insanı o kadar mutlu eder ki, bir anda sanki bütün yıl boyunca yaşadığı tüm streslerden arınmış gibi hisseder. Eskiden her mahalle arasından ateşler yükselir, Hıdırellez günü sokaklardan odunlar ve hatta koca koca lastikler taşınırdı meydanlara. Herkes müzik setlerini sokağa çıkarır bas bas açar, millet balkonlara caddelere dökülürdü. Göbekler atılır, danslar edilir, ateşlerden atlanırdı. Çiğdemler yenir, çaylar bardak bardak içilirdi. Ben hatırlıyorum, yılın ilk dondurması bile Hıdırellez günü yenirdi. Ah şimdi nerede o heyecan, nerede o tatlar…

Ez cümleyle… Hıdırellez sadece bir gelenek değil, aynı zamanda hepimizin içinde bulunduğumuz dönemde "umut" dediğimiz o duyguyu en güçlü şekilde hissedebileceğimiz bir gece. Kiminin dileği gelir, kimininki gelmez ama önemli olan o geceyi "neşeyle" geçirebilmek. Hıdırellez, dilek tutarken biraz çocuk olabilmek, biraz da geçmişin yüklerinden arınarak, geleceğe umutla bakabilmek demektir. Bu sene gül dalına “daha çok huzur” ve “herkesin dileği gerçek olsun” diye bir dilek yazmak fena olmaz. Zaten hepimiz biraz huzura, biraz da bahar enerjisine ihtiyacımız var!