Son günlerde Türkiye’nin siyasi gündeminde tek bir konu var: CHP Kurultayı ve onun hukuki boyutu.
Bir hukuk terimi olan “butlan”, hukuk fakültelerinin sıralarında öğrencilere usulüne uygun anlatılırken, CHP içinde adeta bir BUHRAN a dönüştü.
Ve bugün itibarı ile benimde tahmin ettiğim gibi kurultay davası Eylül ayına ertelendi..
bugün bu karar beklenirken şimdiye kadar sosyal medya ise çok daha farklı bir cephede yangın yerine döndü.
Özellikle eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik “Neden sessiz kalıyor?”, “Bu kurultayda hiçbir şey olmadıysa neden açıklama yapmıyor?” gibi sert eleştiriler, saygının ve sağduyunun sınırlarını çoktan aşmış durumda. Oysa bu mesele, önce biz partililerin kendi içinde, sağlıklı bir iletişimle tartışması gereken bir meseleydi. Biz tartışmamız gerekenleri, tartışılmaması gereken bir mecra olan sosyal medyada uluorta yaparak, sadece içeride değil, dışarıda da kafa karıştırdık.Bize oy verme ihtimali olan geniş bir kitle, bu karmaşada ne olup bittiğini anlamakta zorlanıyor. Bu da siyasi olarak zararımıza işliyor. yapmamız gereken sakinleşmeli. Önce saygıyı, sonra sağduyuyu yeniden hatırlamalıyız. Çünkü mesele artık sadece “BUTLAN ” değil. Mesele, derinleşen bir BUHRAN a evrilmeden önce, partinin iç sesini bulabilmesidir...
LİNCE DEĞİL, BİRLİĞE İHTİYAÇ VAR...
Öncelikle belirteyim ki kişilerin değil Mustafa Kemal Atatürk ün kurduğu CHP nin neferiyim .Ve beni kişiler değil CHP nin kurumsal kimliği ilgilendirir. Yukarıda bahsettiğim üzere CHP'nin önceki genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'na yönelik sosyal medyada başlatılan linç kampanyası artık sınırları aşmış durumda. Siyasi eleştirinin ötesine geçen, kişiselleşen ve hakaret boyutuna ulaşan bu saldırılar, sadece Kılıçdaroğlu’na değil, CHP’nin kurumsal hafızasına ve siyasi geleneğine de zarar vermektedir. Oysa CHP tarihinde genel başkanlık yapmış isimlere her zaman büyük bir saygı gösterilmiştir. Mustafa Kemal Atatürk’den, İsmet İnönü’ye,
Bülent Ecevit’ten Deniz Baykal’a, Altan Öymen’den Hikmet Çetin’e ve SHP döneminin genel başkanı Murat Karayalçın’a kadar tüm genel başkanlar, görev süreleri dolduktan sonra bile partinin değerli birer hafızası olarak görülmüş, katkılarıyla anılmışlardır. Kemal Kılıçdaroğlu ise yalnızca bir önceki genel başkan değil; 13 yıl boyunca partiyi yeniden yapılandıran, adalet yürüyüşüyle Türkiye siyasetine damga vuran bir isimdir.
Bugün CHP’nin içinden geçtiği “mutlak butlan” davası üzerinden yürüyen tartışmalar partiyi adeta bir BUHRAN a sürüklemiş durumda. Oysa eksik olan şey çok basitti: Özgür Özel ile Kemal Kılıçdaroğlu’nun samimi bir buluşması. Bu iki lider ya birkaç gün içinde bir araya gelip “CHP’de kriz yoktur, birlik vardır; biz Türkiye yi ağır bir tahribata sokan bu iktidardan hep birlikte mücadele ederek kurtulacağız” diyerek kamuoyuna güçlü bir fotoğraf verseler, ki öyle de olmalı. Bugün sosyal medyada linç kampanyasına katılan, ağır küfürler savuran birçok kişi pişmanlık duymayacak mı? Utanmayacak mı? Unutulmamalıdır ki; partiler, kişisel kavgalarla değil, ortak akıl ve ortak hedeflerle yol alır. CHP’nin geleceği; iç hesaplaşmalarla değil, demokratik birikimiyle, kurumsal hafızasıyla ve farklı görüşlerin bir arada olabileceği siyasal olgunluğuyla mümkündür.
Artık sorumluluk zamanı. Hem genel merkez hem de örgütler, bu kutuplaştırıcı dili reddetmeli; yapıcı bir birlik zemini oluşturmalıdır. Çünkü bugün susanlar, yarın saldırıya uğradıklarında seslerini duyuracak bir zemin bulamayabilirler. CHP, kurucu değerlerine ancak dayanışma ile sahip çıkabilir. Bu partinin geleceği sosyal medya linçlerinde değil, yan yana duran yüreklerde yazılacaktır...