Sevgili dostum, geçmiş dönem Kuşadası belediye başkan yardımcısı yerel yönetimler uzmanı Mehmet Fidandal’ın Yenigün gazetesindeki köşe yazısının başlığı ; "Belediyeler 2026 yılında çok terleyecek ".. O başlığı ve yazıyı okuyunca benim de bu konuda bir şeyler yazmam gerektiğini ortaya koydu. Sevgili dostumun yazıdaki cümlelerinin en dikkat çekici yanları; belediye şirketleri ve bağlı kuruluşları denetimlerin ilk sırasında, şirketlerde keyfe keder harcamalar, gereksiz sayıda işe alımlar, ihalelerin tüm iş ve işlemlerin mercek altına alınacağı. Özellikle de çevre ve şehircilik bakanlığının 21.01.2026 tarihli yazısındaki şu cümleyi işaret ediyor; bu itibarla yeni personel istihdamı nedeniyle personel gider oranının yasal sınırları aşılması durumunda ortaya çıkacak kamu zararının, zararın oluştuğu tarihten itibaren hesaplanacak Kanuni faizi ile birlikte belediye başkanından tahsil edileceği hususu göz önünde bulundurularak yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri çerçevesinde işlem tesis edilmesi gerektiği. Kısaca; sayın belediye başkanı böyle bir durumda bu açığı senin şahsi hesaplarından tahsil ederim. İşte bu gerçek varken özellikle CHP li belediyelerimizin çok ama çok dikkatli olması kaçınılmazdır. Bir gerçek ki, özellikle CHP’li belediyeler ağır bir ekonomik kuşatma altında. Ama kabul edelim ki bu tablo herkesi eşit vurmadı. Özellikle CHP’li belediyeler, hem ekonomik krizin hem de yüksek beklentinin tam ortasında kaldı. Bugün birçok CHP’li belediye maalesef ki personel maaşını ödemekte zorlanıyor, yatırım yapamıyor, hizmeti kısmak zorunda kalıyor. Bu durum artık geçici bir sıkıntı değil, yapısal bir alarmdır. CHP, yerel yönetimlerde “sosyal belediyecilik” iddiasıyla iktidara geldi. Ancak sosyal belediyecilik, sadece yardım dağıtmak değil; kaynağı doğru yönetmek, adil paylaşmak ve sürdürülebilir kılmaktır. Bugün gelinen noktada iyi niyetin tek başına yetmediği acı bir şekilde görülüyor. CHP’li belediyelerin ilk yüzleşmesi gereken gerçek şudur; Merkezi idareyi suçlamak haklı olabilir ama yeterli değildir. Evet, gelir payları düşüktür. evet, baskılar vardır, ama aynı şartlarda daha az zorlanan belediyeler de var.

‘İŞ KAPISI’

Demek ki mesele sadece dış etkenler değil, iç yönetim tercihleridir. Öncelikle, CHP’li belediyeler popülist istihdam anlayışını cesaretle masaya yatırmak zorundadır. Kabul edelim ki belediyelerimiz maalesef yıllarca “iş kapısı” gibi kullanıldı. İhtiyaç olan, eksik olan kadroya göre değil birilerinin adamı olanlar ile kadrolar şişirildi. Bugün bu yük, sosyal belediyeciliğin önündeki en büyük engel hâline gelmiştir. Emek kutsaldır tabii ki ama plansız istihdam emekçinin de belediyenin de sonunu getirir. CHP, bu gerçeği kendi seçmenine anlatabilecek siyasal ve ahlaki güce de sahiptir. İkinci olarak, belediyelerimiz sadece yardım odaklı değil, gelir üreten sosyal politikalar üretmesi şarttır. Sürekli yardım dağıtan ama kendi gelirini yaratamayan bir belediye, bir süre sonra yardım yapamaz hâle gelir. CHP’li belediyeler kooperatifçilikte, yerel üretimde, enerji projelerinde öncü olmalıdır. Sosyal belediyecilik, üretimle birleşmediği sürece hiç bir şekilde sürdürülemez. Üçüncü kritik başlık, şeffaflık ve hesap verebilirliktir. CHP’li belediyeler bu konuda diğer belediyelerden daha iddialı olmak zorundadır. Açık bütçe, canlı yayınlanan ihaleler, düzenli mali tablolar artık bir tercih değil, zorunluluktur. Çünkü CHP’nin iddiası sadece yönetmek değil, nasıl yönettiğini de göstermek olmalıdır. Dördüncü olarak, belediyeler arası dayanışma yeniden ve planlı olarak düşünülmelidir. CHP’li büyükşehirler ile ilçe belediyeleri arasında ciddi bir koordinasyon eksikliği vardır. Aynı işi defalarca yapan, ayrı ayrı kaynak harcayan bir yapı savurganlıktır. Oysa CHP, ortak hizmet modelleriyle hem maliyetleri düşürebilir hem de verimliliği artırabilir. Ve belki de en önemlisi; CHP’li belediyeler artık sadece “iktidar eleştirisi yapan” değil, iktidar alternatifi gibi yöneten bir anlayış ortaya koymak zorundadır. Çünkü yerel yönetimler, CHP’nin vitrinidir ve iktidara giden yol yerel yönetimlerden geçer. Belediyelerde yaşanan her kriz, sadece bir belediye başkanını değil, partinin tamamını tartışmaya açmaktadır. 2026, CHP’li belediyeler için bir yol ayrımıdır. Ya “bahaneler dönemi” kapanacak, ya da sosyal belediyecilik söylemi içi boş bir slogana dönüşecek. CHP’nin yerel yönetimlerde başarısı, iktidar yürüyüşünün temelidir. Bu nedenle mesele sadece belediyeler değil, CHP’nin geleceğidir. Ve son olarak, siyasetin gölgesinden çıkmış bir yerel yönetim aklı. Belediyeler merkezi idareyle kavga ederek değil, ortak akıl üreterek ayakta kalabilir. Aynı ekonomik şartlarda herkesin kaybettiği bir ortamda, şehirlerin siyasi çekişmelere kurban edilmesi kabul edilemez. 2026, belediyeler için sadece zor bir yıl değil; ya eski alışkanlıkların terk edileceği, ya da iflasın yüksek sesle konuşulacağı bir eşik. Belediyecilik artık pankart işi değil, bilanço işidir. Ve bu gerçekle yüzleşmeyen her şehir, bedelini daha ağır öder.