Dünya, ticaretten turizme, üretimden istihdama kadar pek çok alanda artık dijital platformlar üzerinden işliyor. Küçük işletmeler küresel pazara uygulamalarla açılıyor, gezginler seyahatlerini çevrim içi planlıyor, serbest çalışanlar hizmetlerini dünyanın farklı ülkelerine sunabiliyor. Dijital altyapılar, ülkelerin yalnızca teknoloji seviyesini değil, dünya ile kurduğu ekonomik ve kültürel bağları da belirliyor.

Dünyada dijital dünya üzerinde, mekândan bağımsız olarak çalışan, üreten, emek veren, para kazanan milyonlarca insan var. Birçoğu evinde, evinde olmadığı anlarda seyahat ettiği ülkede, yabancı şehirde çalışmalarını sürdüren bu kişiler günümüzde dijital göçebeler olarak adlandırılıyor ve bu kişiler bazı ülkelerin sağladığı özel vize programları ile ulaşılması hedeflenen nitelikli bir kitle olarak görülüyor.

Türkiye’de son dönemde yaşanan bazı gelişmeler, tam da ulaşılması gereken bu dijital göçebelerin ruhuna, yaşam tarzına ve ekosistemine aykırılık olarak ifade edilebilir. Dijitalleşmeye çok daha fazla ihtiyaç duyduğumuz günlerde atılan farklı adımlar daha içe dönük bir ülke imajımızı tescilliyor maalesef.

Yurt dışından alışverişte üst sınırın kaldırılmasının ardından Temu’nun Türkiye pazarından çekilmesi, Booking’in uzun süredir kapalı olması, TÜRSAB’ın Airbnb ve GetYourGuide gibi platformlara yönelik engelleme çağrıları ve PayPal gibi uluslararası ödeme sistemlerinin hâlâ kullanılamıyor oluşu, bu sürecin farklı başlıkları olarak karşımıza çıkıyor.

Bu gelişmeler çoğunlukla vergi, denetim ve sektörel düzenleme çerçevesinde ele alınıyor. Elbette devletlerin dijital ekonomiyi düzenleme, yerel aktörleri koruma ve kayıt dışılığı önleme sorumluluğu var. Ancak dünyadaki genel eğilim, platformları tamamen devre dışı bırakmak yerine; onları hukuk, vergi ve şehir politikalarına entegre eden modeller geliştirmek yönünde ilerliyor.

Avrupa’nın birçok ülkesinde kısa dönem kiralama, çevrim içi seyahat satışları ve dijital pazaryerleri yasaklarla değil; kota, lisans, veri paylaşımı ve vergi sistemleriyle yönetiliyor.

Türkiye açısından mesele, yalnızca birkaç platformun faaliyetiyle sınırlı değil. Bu uygulamalar, özellikle küçük ölçekli işletmeler için dünyaya açılan önemli kanallar oluşturuyor. Butik oteller, yerel rehberler, gastronomi atölyeleri, kırsaldaki deneyim merkezleri ve niş turizm girişimleri, küresel görünürlüklerini büyük ölçüde bu altyapılar üzerinden sağlıyor. Benzer şekilde serbest çalışanlar, dijital ajanslar ve içerik üreticileri de uluslararası ödeme ve pazaryeri sistemleri sayesinde yurt dışına hizmet sunabiliyor.

TURİZMDEN YAZILIMA...

Turizm cephesinde de dijital entegrasyon artık temel bir ihtiyaç. Günümüz gezgini seyahatini büyük ölçüde çevrim içi platformlar üzerinden planlıyor. Konaklama, deneyim ve ulaşım tercihlerini dijital referanslarla şekillendiriyor. Bu ekosistemden kopuk olmak, özellikle yerel destinasyonların ve küçük işletmelerin küresel rekabet gücünü doğrudan etkiliyor. Türkiye’nin turizmde çeşitlenme hedefleri; gastronomi, kültür, doğa ve deneyim turizmi gibi alanların güçlenmesiyle mümkün olabilir. Bunun yolu da bu alanların dünyaya açılabildiği dijital kanalların sağlıklı biçimde işlemesinden geçiyor.

Benzer bir tablo dijital emek piyasasında da görülüyor. Yazılımcılar, tasarımcılar, danışmanlar ve farklı alanlarda çalışan serbest profesyoneller için uluslararası ödeme sistemleri ve küresel platformlar, sadece teknik araçlar değil; doğrudan gelir ve istihdam kanalları anlamına geliyor. Bu altyapıların sınırlı olması, Türkiye’den dünyaya iş yapabilen kesimin hareket alanını daraltıyor.

Türkiye, dijital dünyayla ilişkisini nasıl konumlandırmak istiyor? Küresel sistemden kopan mı, yoksa kendi kurallarıyla entegre olan bir model mi? gibi sorular ülkemizin yıllardır içerisinde bulunduğu istikrarsız sistemin en çok dile getirdiği başlıklar arasında. Geçen sürede her şeyin daha da kötüye gittiğini söylemek ise geçen bunca zamanın özeti gibi...

Dijital çağda asıl mesele, platformların var olup olmamasından çok, nasıl yönetildiği. Şeffaf, denetlenebilir ve yerel aktörleri güçlendiren bir entegrasyon modeli hem kamu yararını koruyabilir hem de ülkenin dünya ile bağını güçlendirebilir. Aksi yönde atılan her adım ise yalnızca ekonomik değil, kültürel ve sektörel etkileşimi de daraltma riski taşıyor.

Bugün tartışılan her düzenleme, aslında Türkiye’nin küresel dijital sistemde nasıl bir yerde durmak istediğine dair önemli bir tercih anlamına geliyor.