Mama sandalyesine oturtulmuş bir bebek, önünde açık bir ekran. Masaya karşılıklı oturan anne- baba, ellerinde telefonlar. Bebek, önünde akıp giden görüntülere gözünü kırpmadan bakıyor. Anne-baba işaret parmaklarını telefonun üzerinde sürekli kaydırıyor. Yemekler gelince telefonlar tabakların hemen yanına konuyor ve parmaklar zaman zaman yine görev başına geçiyor. Abarttığımı düşüneceksiniz ama gerçekten abartma yok.  

Uzmanlar, bu sonu gelmez sosyal medya gezilerinin beyinleri çürüttüğü görüşünde. Oxford Üniversitesi, 2024'ün kelimesi olarak 'beyin çürümesini' seçti. Ve 'Beyin Çürümesi', "özellikle önemsiz veya zorlayıcı olmayan materyalin aşırı tüketiminin sonucu olarak görülen, bir kişinin zihinsel veya entelektüel durumunun varsayılan bozulması" olarak tanımlandı. Beyin çürümesi tıbbı bir terim veya tanı değil, sadece bir tanım.

Beyin çürümesinin ilk kayıtlı kullanımı 1854'lere kadar uzanıyor. Filozof, yazar Henry David Thoreau, toplumun karmaşık fikirleri, basit olanlar lehine değersizleştirme eğilimini eleştirerek bunu zihinsel- entelektüel çabada genel bir düşüşün göstergesi olarak değerlendirmiş ve bir soru sormuş: "İngiltere patates çürümesini tedavi etmeye çalışırken, çok daha yaygın ve ölümcül bir şekilde yaygınlaşan beyin çürümesini tedavi etmeye kimse çalışmayacak mı?"
155 yıl sonra bile Thoreau 'un bu sorusu geçerliliğini koruyor.

Çürümüş gıdaların kokusundan midemizi düşünerek burnumuzu tuta tuta kaçarken neden zihnimizi korumak için sosyal medyada görüntü kaydırmaktan uzak durmuyoruz, duramıyoruz.

Merak, öğrenme, paylaşma ve iletişim için kullanmaya başladığımız sosyal medya bir süre sonra alışkanlığa, bağımlılığa dönüşebiliyor, beynimizin işleyişini değiştirebiliyor. Bunu da üç temel alanda yapıyor.

Birincisi, sosyal medya beynimizi sürekli aktif hale sokarak odaklanma yeteneğimizi engelliyor, derinlemesine düşünme yeteneğimizi zayıflatıyor ve dikkat süremizi azaltıyor. İkincisi, hafıza kapasitemizi olumsuz etkiliyor. Üçüncüsüde sosyal medyada aldığımız her beğeni, her yorum beynimizde dopamini harekete geçiriyor. Beğeni ve yorumların olmaması kendimizi üzgün, mutsuz, kaygılı hissetmemize neden oluyor.

Bu kadarla sınırlı değil olumsuz etkiler. Zombi kaydırma yani amaçsız ve hiçbir niyet olmadan işaret parmağını ekran üzerinde hareket ettirmek, yaratıcılığı, motivasyonu, uykuyu olumsuz etkiliyor, zihni bitkinleştirip yön kaybı yapabiliyor. Hatta karar vermede zorluk yaşatabiliyor.

Bu sorunları yaşıyorsanız, zamanınızı kaydırarak geçirmeden duramıyorsanız artık dijital detoks yapmayı düşünmelisiniz. Nasıl mı?

* Cihazlarla ve internetle geçirdiğiniz süreyi aşamalı olarak sınırlayın.
* Bildirimleri sessize alın, yatmadan en az bir saat önce teknolojik aletlerinizi evinizin en uzak köşesine koyun, çevrimiçi olmaktan vazgeçin.
* Farkındalık sizin odaklanma sürenizi artırabilir, zombi kaydırma alışkanlığınızı kırabilir.  Farkındalık için nefes çalışın, yoga ve doğaya odaklanacağız yürüyüşler yapın.
* Düzenli egzersiz yapın. Düzenli egzersiz sadece bedeniniz için değil, zihninizi sağlıklı tutmanız için de gerekli.
* Dikkat sürenizi artırmak için kitap okuyun, bozulan hafızanızı canlandırmak için sosyalleşin, beyninizi aktif tutmak için de aktifleşin.
Tabi ilk kural sosyal medyadan uzak durmayı istemek. Eğer gerçekten isterseniz bu önerilerle zombi olmaktan kurtulur sağlığınıza kavuşursunuz. Elektronik cihazlarınızı siz yönetin onlar sizi yönetmesin, ne dersiniz?

Kolay gelsin.