Bir kamu kurumunda görev yapan sendika temsilcilerinin, hiçbir soruşturma olmadan, tek bir savunma dahi alınmadan görev yerlerinin değiştirilmesi sıradan bir idari işlem değildir. Bu durum, doğrudan hukukun, sendikal hakların ve kamu vicdanının sorgulanmasına neden olur. Bugün Manisa Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanlığı Ruhsat Birimindeki beş sendika görevlisinin yaşadığı tam olarak budur.

Ortada soruşturma yoktur. Tahkikat yoktur. Disiplin süreci yoktur. Savunma yoktur.

Ama sonuç vardır: görev yeri değişikliği.

Bu tablo, ister istemez şu soruyu gündeme getiriyor: Bu karar hukukun bir sonucu mudur, yoksa keyfi bir tasarruf mudur?

4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu son derece açıktır. Sendika temsilcileri, sendikal faaliyetleri nedeniyle baskıya uğratılamaz, görev yerleri değiştirilemez, dolaylı ya da dolaysız biçimde cezalandırılamaz. Bu düzenleme bir lütuf değil, anayasal sendika hakkının güvencesidir. Çünkü sendikalar, kamu yönetiminde denge unsurudur; çalışanların sesi, itirazı ve denetim mekanizmasıdır.

Ancak Manisa’da yaşananlar, bu güvencelerin fiilen yok sayıldığını düşündürmektedir.

Daha da dikkat çekici olan, bu işlemin ardından bazı medya organlarında “görevlerini yapmadıkları için yer değişikliği yapıldı” yönünde bir algının oluşturulmaya çalışılmasıdır. Oysa kamu yönetiminde bunun yolu bellidir. Eğer görev ihmali varsa, soruşturma açılır, deliller toplanır, savunma alınır ve hukuki süreç işletilir. Bunların hiçbiri yapılmamışsa, ortada görev ihmali iddiasından değil, başka bir rahatsızlıktan söz etmek gerekir.

İnsan ister istemez düşünmeden edemiyor… Bu kadar aceleyle, bu kadar sessiz sedasız yapılan görev yeri değişikliklerinin arkasında ne vardır? Savunma almaya bile gerek duyulmayan bu tasarruf, gerçekten sadece bir “idari düzenleme” midir, yoksa mevzuata sıkı sıkıya bağlı kalınmasından duyulan bir rahatsızlığın sonucu mudur?

Çünkü ruhsat süreçleri, kamu adına en hassas alanlardan biridir. Kurallar nettir, mevzuat bellidir ve o mevzuata aykırı atılan tek bir imza, yıllar sonra dahi kamu görevlisinin karşısına ağır sonuçlarla çıkabilir. Hal böyleyken, hukuki sınırları titizlikle koruyan bir birimde görev yapan sendika temsilcilerinin bir anda yerlerinden edilmesi, kamuoyunda doğal olarak bazı soruların sorulmasına neden olmaktadır.

Şeffaflığın olmadığı yerde soru çoğalır. Açıklamanın olmadığı yerde ise kuşku büyür.

Eğer her şey usulüne uygunsa, neden hukukun gerektirdiği süreçler işletilmemiştir? Neden savunma alınmamış, neden soruşturma yoluna gidilmemiştir? İşte bu sorular cevapsız

kaldıkça, yapılan işlemin arkasındaki gerçek gerekçeler ister istemez tartışma konusu olmaktadır.

Unutulmamalıdır ki görev yeri değişikliği, sendika temsilcileri söz konusu olduğunda basit bir idari işlem olmaktan çıkar; cezaya dönüşür. Bu tür uygulamalar sadece beş kişiyi değil, Manisa’daki tüm kamu çalışanlarını etkiler. Verilen mesaj açıktır: “Susmazsanız, sıra size gelir.”

Oysa kamu yöneticilerinin görevi eleştiriyi bastırmak değil, eleştiriyi yönetmektir. Sendikalar kurumların düşmanı değil, daha adil, daha şeffaf ve daha sağlıklı işlemesi için var olan demokratik yapılardır. Bu yapıları baskı altına almak, kurumsal hafızaya ve kamu yararına zarar verir.

Manisa Büyükşehir Belediyesi yetkilileri şunu unutmamalıdır: Kamu gücü keyfi kullanılamaz. Yetki, ancak hukuka bağlılıkla anlam kazanır. Hukuku yok sayan her işlem, kuruma duyulan güveni zedeler ve kamu vicdanında derin yaralar açar.

Bugün yapılması gereken açıktır: Hukuka aykırı bu işlem geri alınmalı, sendika temsilcilerinin hakları iade edilmeli ve kamuoyuna şeffaf bir açıklama yapılmalıdır.

Aksi halde bu konu, Manisa’nın değil, Türkiye’de sendikal haklar açısından olumsuz bir örnek olarak kayıtlara geçecektir.

Ve son söz: Bir belediyenin büyüklüğü, kaç bina yaptığıyla değil; hukuka ne kadar bağlı kaldığıyla ölçülür.

Manisa kamuoyu da bu sorunun cevabını beklemektedir: Bu yapılan bir idari işlem midir, yoksa sessiz bir baskı mıdır?