Kendinizi kalabalıkların ortasında hiç yalnız hissettiniz mi?  Çevreniz; aileniz, dostlarınız, arkadaşlarınızla doluyken bir şeylerin eksik olduğunu düşündünüz mü? O anlarda içinizde, görünmeyen ve adını koyamadığınız bir boşluk fark edip" Yalnızım" dediniz mi? Neden kendimizi yalnız hissediyoruz? Atalarımız hayatta kalmak için birbirleriyle iş birliği yaparak gıdaya, güvenliğe ve diğer ihtiyaçlarına ulaştı. Yani sosyal bağlantı, en temel güdülerimizden biri oldu. Yalnızlık duygusu bize bu hayati bağlantının eksik olduğunu söyler.

Doğamız gereği bağlantı kurmak isteriz. Sadece iletişimden değil; güvenli, derin ve içten bağlantılardan söz ediyorum. Elbette yalnız hissetmekle tek başına kalmak farklı şeylerdir. Tek başına kalmak isteyebilir ve bundan keyif alabilirsiniz. Hatta bu, kendinizle kurduğunuz bağ açısından çok da kıymetlidir. Ama yalnızlık, farklı bir duygudur. Peki neden kendimizi yalnız hisseder, anlamlı bağlantılar kuramayız? Hızla akan yaşamın içinde bağlantılar her geçen gün yüzeyselleşiyor. Herkes ya meşgul ya da ulaşılabilir ama kimse gerçekten orada değil. Sonuç: İçimizde kocaman bir boşluk. Dikkat; bu boşluk sadece duygusal değil, zihinsel, fiziksel hatta varoluşsal bir tehlikeye dönüşebilir.

Dünya Sağlık Örgütü 2023'te yalnızlığı küresel bir halk sağlığı sorunu olarak tanımladı. Temel gerekçe yalnızlığın fiziksel-zihinsel sağlık üzerindeki olumsuz etkileri, yaşam süresini kısaltması ve yaygınlığı. Küresel sağlık sorunu haline gelen yalnızlık duygusuyla çoğumuz karşılaşmışızdır. Ben karşılaştım. Ama kronikleşmesine izin vermedim. Eğer yalnızlığım kronikleşseydi kim bilir neler yaşardım. Ciddi sağlık sorunlarımın kaynağı olabilirdi.

‘ALARM VERİR’

Neden mi? Çünkü beynimiz hemen alarm verir. Evrimsel olarak yalnızlık, hayatta kalamamak anlamına gelir. Yalnız kalan beyin hemen hayatta kalma moduna geçer; kortizol artar, bağışıklık sistemi zayıflar. Nörolojik ağlarımız değişir; empati, güven azalır, tehdit algısı artar. Tüm bu değişimler ruhsal sağlığımızı doğrudan etkiler: stres, depresyon, kaygı ve bilişsel gerileme... Bedenimize de yansır: uykusuzluk, kalp ve damar hastalıkları, cilt sorunları, demans hatta erken ölüm riski. Yalnızlık sadece bir ruh hali değildir; bütün bedenimizi olumsuz etkileyen toksik bir durumdur. Kendimize yabancılaştıkça başkalarına uzak düşüyoruz. Kalabalıkların içinde görülmüyoruz. Teknolojiye bağlıyız ama birbirimize dokunamıyoruz. Ve fark etmeden içimize çekiliyoruz…

BİR KAÇ ÖNERİ

Peki ne yapacağız da zaman zaman yaşadığımız yalnızlığın kronikleşmesine izin vermeyeceğiz. Size birkaç öneri:

*Nasıl hissettiğinizi ve bunun yaşamınız üzerindeki etkisini fark edin.

*Kendinize şefkat gösterin, döngüyü kırın, küçük bir adım atın günlük rutininize küçük sosyal temaslar ekleyin. Komşunuzla selamlaşın pazarda, markette sohbet başlatın.

*Sosyal gruplara, gönüllü çalışma gruplarına katılın.

*Sosyal medyada geçirilen zamanı kısıtlayın.

*Arkadaşlarınızla, dostlarınızla sohbet edin, yapay zekayla değil. Çünkü o sizi anlamaz; sadece programlandığı şekilde yanıt verir.

*Egzersiz yapın, egzersizlerinizde grup çalışmalarına öncelik verin. En azından yürüyüş gruplarına katılın.

*İçinizdeki boşluğu doldurmakta zorlanıyorsanız, yalnızlığınızın kronikleştiğini düşünüyorsanız bir uzmana başvurmayı ihmal etmeyin.

Ne kadar değerli olduğunuzu hatırlayın, siz 'yalnızlığınız' değilsiniz.