Kentler, tarih boyunca yalnızca birer yerleşim birimi olmakla kalmamış, kültürel yapılarıyla insanlık gelişiminin temel taşları olmuşlardır. Bugün, hemen her alanda sınırların kalktığı bir dünyada yaşarken, dünya kentleri arasındaki ilişkiler çoğu kez devletlerarası ilişkilerin önüne geçmiş durumdadır. İnsanlar, gerek turizm gerekse ekonomik ilişkilerde artık kentlerin kimliklerini daha çok önemsemekte; yeni ilişkilerin temellerini atarken ülke siyasetlerinden çok, kentlerde yaşayanların kuşaktan kuşağa taşıdıkları kent miraslarıyla ilgilenmektedir. Bu anlamda oldukça şanslıyız. Çünkü Anadolu’nun çağlarla sarmaş dolaş olmuş medeniyetler zenginliği bize büyük gurur veriyor. Bu gururun içinde özel bir yere sahip olan güzel kentimiz İzmir; beş bin yılı aşkın bir tarihin koynunda, mitolojiden felsefeye; doğal güzellikten çağdaşlığa; aşktan toplumsal bilince dek eşsiz kültürel yapısıyla tarihin her döneminde medeniyetlerin gelişiminde öncü rol üstlenmiş, gerek mitolojide gerekse edebiyatta hep bir prenses olarak tasvir edilmiştir.

Kent takımı düşüncesi, işte bu öncü rolün çağdaş anlamda yeniden üstlenilmesini; İzmir’den doğacak dostluk ve kardeşlik elinin, sevgiye aç kitleleri birbirine bağlayacak bir yapıya kavuşmasını hedeflemektedir.

Merak buyurmayınız; “Elimizde yerel amatör lig var, ulusal profesyonel lig var, kent takımı da nereden çıktı? Nerede, ne zaman, hangi koşullarda oynayacak?” sorusunu sizden önce bendeniz de kendime sordum efendim. Lütfederseniz, yanıtı birlikte arayabiliriz.

Şöyle ki: Bir kentte insanların kimlikleri doğdukları yerle değil, yaşadıkları kentin değerleriyle yoğrulmuşsa onlara “o kentli” denir. Başka deyişle, nerede ölecekleri bilinmeyen insanların hangi kentte doğmuş olduklarının da pek bir önemi yoktur. Asıl olan, bireylerin kimseye bir şey dayatmadan yaşadıkları kente ne vermeye çalıştıkları; kentte öteden beri var olan kültürü özümseyip kendilerini o kente ait hissedip hissetmedikleridir.

Aynı kent içinde birçok alanda rekabet olsa da, kentin yarattığı yeni kimlik, gerçek bir aidiyet olarak algılandıkça; sevinçte ve tasada oluşan ruhsal birlik ve dayanışma kültürü, toplumsal gelişmeye önemli katkı sağlayacaktır. Nihayetinde anlatmaya çalıştığım özgün yapı, her türlü ayrımcılığa karşı duruşuyla huzura da hizmet edecek bir nitelik taşımaktadır.

Bu bakış açısından hareketle kurulacak bir “kent ligi”, sihirli bir değnek olmasa da belli yönleriyle bir yenilik olarak görülebilir. Çünkü ülkemizde futbola dair yönetmelikler, TFF (Türkiye Futbol Federasyonu) bünyesinde yalnızca profesyonel ve amatör ligler arasında bir köprü kurmaktadır. Tüm ligleri hiyerarşik olarak birbirine bağlayan bu zincir, kent içindeki yalnızca amatör kümeye kayıtlı takımlara şans tanımaktadır.

Peki, yeni yeteneklerin keşfedilmesine ve kent içinde yeni bir sinerji oluşmasına yarayacak bir kent ligi neden kurulmasın?

Şimdi bana “Koca sezon içinde onu nereye sıkıştıracağız?” demeyin; ben de sizinle aynı fikirdeyim. Bu yüzden, söz konusu lig ilk etapta yaz aylarının sıcak gecelerine ait olabilir ve adına da “Yaz Ligi” deriz. Herhangi bir kulübe bağlı olmayan genç yeteneklerden oluşturulacak gayri federe takımlar arasında düzenlenecek bu lig; yerel niteliğinden dolayı öncelikle belediyelerin himayesinde, Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın desteğiyle ve elbette TFF’nin, yetişmek için maç bekleyen genç hakemlerinin katkılarıyla yeni bir dünyanın kapılarını aralayabilir.

Yirmi birinci yüzyılın gençleri, yönetenlerden basmakalıp demeçler yerine, olabildiğince fırsat istiyor efendim. Onlar, her anlamda yeni dünyaların temellerini atmaya; pırıl pırıl yüreklerindeki taze bilgiyle bezenmiş düşlerini kıyıda köşede heba etmek yerine köhne dünyamıza sunmaya hevesli bir kuşak.

Bunun yolunu açmak, epeydir dünyalarını kirletmiş olduğumuz çocuklarımıza borcumuz değil midir?

Kent Ligi’nin kentte yeni bir sinerji oluşturacağını söyledik. Bugün dünyanın her köşesinde insanlar atalete mahkûm yaşamaktan kaçıyor. Sürekli yeniyi aramak, sürekli hareket hâlinde olmak; yalnızca ruhsal canlılığı artırmakla kalmıyor, ekonomik anlamda da yeni pazarların oluşmasına ciddi katkı sağlıyor. Bu nedenle “Nerede hareket, orada bereket.” özdeyişini aklımızdan çıkarmadan, bizler de gelişim adına her daim iyinin peşinden koşmak zorundayız.
Kent Ligi’nin bir başka neticesi de, bu kısa süreli organizasyonun sonunda, katılan tüm ekiplerin en iyi oyuncularından oluşacak bir Kent Takımının kurulmasını sağlaması olacaktır. Bu takım, profesyonel futbol liglerinin olmadığı kış dinlenmesi yahut millî maç araları gibi zaman dilimlerinde düzenlenecek kentler arası turnuvalara katılarak, kentler arası ilişkilerin iyi yönde gelişmesine katkı sunabilir.

Hiçbir maddi kazanç olmasa bile, en azından bu çabanın, sürekli dile getirdiğimiz “kente aidiyet” duygusunun pekişmesine hizmet edeceği kesindir. Unutmayalım ki ülkede birlik ve beraberlik ruhunu ne kadar el üstünde tutarsak, adına “yarın” dediğimiz meşale, çağdaşlık yolumuza o kadar fazla ışık tutmaya devam edecektir.
Hayal mi? Evet, hayal.

Ancak malumunuzdur ki, insan hayal ettiği müddetçe yaşar. Eğer destek verirseniz, ete kemiğe bürünecek bu fikir, iyinin güvenilir bir yoldaşı olarak yalnızca futbola değil, yaşamın güzel gelecek günlerine de güçlü adımlar atacaktır.

Yoksa, yeni bir şey üretmeden “Dön Baba Dönelim” isimli çocuk oyununu, yeşil sahalarda yıllardır aynı mantıkla oynamaya devam ediyoruz da…

Ne kazancımız oluyor?