Bu deprem İzmir’e son ve en önemli ders olmalı…

Serkan AKSÜYEK
9 Kasım 2020

30 Ekim 2020 günü saat 14:51’de yaşanan 6,9 şiddetindeki deprem, ayaklarımızın altında uyuyan devin yeniden uyandığını gösterdi hepimize…
İki gün boyunca depremden zarar gören Adalet ve Manavkuyu mahallelerinin sokaklarında gezme, uykusuz günler geçiren gazeteci arkadaşlarımla, bölgede ikâmet eden dostlarımla sohbet etme imkânı buldum.
Rıza Bey apartmanı enkazında vefat eden ikiz yeğenlerinin cenazelerini bekleyen gazeteci arkadaşımızın acısını paylaştım.
Enkaz altında kalan yakınlarının canlı kurtulmasını büyük bir umutla bekleyen depremzedelerle konuştum, dertleştim.

21 SENE ÖNCEYE GİTTİM

Bu sahneler tam 21 sene öncesine götürdü beni.
17 Ağustos 1999 Salı günü sabaha karşı saat 03:00’te gerçekleşen 7,4 şiddetindeki depremi İzmir’de de şiddetli şekilde hissetmiş, yataklarımızdan fırlamıştık. Binlerce binanın yıkıldığı bu depremin yıkıcı etkisi, kuşkusuz İzmir depremi ile kıyaslanamaz. Gölcük merkezli depremden bir hafta sonra bölgeye gitmiş, Yalova – Çiftlikköy’den Kocaeli’ye kadar tüm kıyı şeridini görme imkânı bulmuştum.
Manzara gerçekten korkunçtu.
İzmir’deki yıkım ise -Tanrı’ya çok şükür- Gölcük ile kıyaslanmayacak ölçüde azdı. 8 bina çöktü,
309 bina yıkılması gereken şekilde ağır hasar aldı, 5 bine yakın bina ise orta hasarlıydı.
Ancak iş yerimin de bulunduğu bölgede –orta hasarlı olarak tespit edilen- çok sayıda binanın da bir an evvel yıkılması gerektiği çıplak gözle görüyor. Orta hasarlı denilen her binanın önünde bir nakliyat firması kamyonu görmek, insanların bu binalarda asla oturmayacağını gösteriyor.
Ve hasarlı binalar sadece Bayraklı’da yer almıyor.
Evimin bulunduğu Karşıyaka’da 21 adet ağır hasarlı ve yıkılması gereken bina, 38 adet de orta hasarlı bina var. Karşıyaka Emniyet Müdürlüğü binası de “orta hasarlı” olarak tanımlanan binalar arasında olmasına rağmen, yıkılması gerektiğini söylemek güç değil.

ÇÜRÜK OLDUĞU BİLİNİYORDU

Bu noktada deprem sonrasında organize olma kabiliyetimizin ne kadar gelişmiş olduğunu kaydetmemiz gerek. Türkiye’nin pek çok ilinden belediyeleri, AFAD ekiplerini, yardım ekiplerini görüp onların cansiperane çalışmalarına tanık olunca duygulanmamak elde değil.
Ancak asıl meselemiz, deprem öncesinde yapılması gerekenler…
Bu konuda vatandaşlarımızın yerleşik bir bilinci hâlâ kazanamadığını görmek, beni adeta kahrediyor.32 daireli Rıza Bey apartmanının hemen yanında yer alan büyük bir kahveci dükkânında, yakınlarının ölü ya da sağ çıkmasını bekleyen onlarca insanı dikkatle izledim.
Akrabalarından gelecek mutlu haberi bekleyen Iğdırlı bir aile ile uzun uzadıya sohbet ettik.
Apartmanın çürük olduğunu, ilk büyük depremde yıkılma ihtimalinin yüksek olduğunu tüm sakinlerin bildiğini ifade ediyorlardı. Hatta Bayraklı Belediyesi tarafından “acil olarak yıkılmalı” raporu verilmesine, bu raporda imzası olan İnşaat Mühendisi’nin apartman toplantısına katılıp açık açık yaşanacakları herkese ifade etmesine rağmen kimse umursamamış. Kimsenin acısını deşmek istemem ama umursamayanların hemen hepsi, enkazda hayatlarını kaybedenler arasındaymış.
Bunun gibi daha nice öğretici ve kahredici hikâyeye tanık oldum. Deprem sırasında 3. katta yer alan bir diş kliniğinde randevusu olan bir genç kızın ailesi de, olan bitene ateş püskürüyordu.
Adeta kum tepesine dönmüş, enkazında yaşam üçgeni bile olmayan Doğanlar apartmanını gördüğümde ise Elif bebeğin nasıl bir mucizeyi başardığını görüp duygulanmamak elde değildi.
İzmir’e kuş uçuşu 70 km mesafede Sisam adası açıklarında yaşanan depremin bir benzerinin, İzmir’in altında sinsice bekleyen faylarda yaşanması halinde olacakları düşünmek bile istemiyorum.
Bu deprem İzmir için son ve en önemli uyarı olmalı.
Depremde kaçak olmayan, otuz yıllık ruhsatlı ve tapulu apartmanların kağıttan kuleler gibi devrildiklerini tanık olduysak; tekrar edecek ve İzmir’i merkez alacak bir depremde olacakları hayal bile edemeyiz.

DASK’IN BİR ANLAMI KALDI MI?

Bayraklı’da yaşanan yıkımlar sonrasında gerek Cumhurbaşkanı Erdoğan gerekse Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, konutları yıkılan vatandaşları devletin mağdur etmeyeceğini ve kalıcı konutların devlet tarafından yapılacağını ifade ettiler.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Van’da, Elazığ’da, Malatya’da, Simav’da ne yaptıysak aynısını İzmir’de de yapacağız” açıklamasıyla duruma netlik kazandırmış oldu.
Kalıcı konutların bazıları, binaların yıkıldığı alanlarda, bazıları ise Şehir Hastanesi’nin arkasında oluşturulan rezerv alanda yapılacak.
Buraya kadar her şey güzel.
Vatandaşın başını sokacağı evde kimsenin gözü olamaz.
Ama bir soruyu sormak hakkımız değil mi?
Yıllardır her sene ödediğimiz ve ne için ödediğimizi de tam olarak bilmediğimiz DASK (Doğal Afet Sigortaları Kurumu) primlerinin bir anlamı kaldı mı?
Şayet yıkılan evlerin yerine devlet konut yapacaksa, DASK primi ödemenin de bir anlamı kalmıyor?
Kafam gerçekten karışık.
“Sosyal devlet” elbette vatandaşını sokakta bırakmamalı. Ancak 1999 depreminin hemen sonrasında devletin “deprem sigortası” diye hayatımıza soktuğu ve 20 yılı geride bırakan DASK’ın ne anlama geldiğini de masaya yatırmamız gerekiyor.
Prim ödeyenle ödemeyen aynı olacaksa DASK ömrünü tamamlamış demektir…

 

BÜYÜKŞEHİR BİNASI İÇİN UYARILAR GERÇEK OLDU

6,9 şiddetindeki depremin İzmir’deki etkisi sadece yıkılan binalarla sınırlı değil.
Farklı ilçelerde incelemesi yapılan binlerce yapıda hafif, orta ve ağır hasar bulunuyor.
Bu binalardan biri İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Konak’taki binası…
Son 15 yıldır pek çok yetkin mühendis tarafından incelenen ve uyarıları yapılan dev binanın,
kolon ve kirişlerinde gözle görünen çatlaklar oldu, denize bakan yüzünde yarılma yaşandı, ofisleri ayıran duvarlar çatladı.
Adeta facianın eşiğinden dönüldü.
Şimdilerde Büyükşehir bürokrasisi, bir yandan depremin yaralarını sarmaya çalışırken, bir yandan da bu binada hizmet veren birimlerin nereye taşınacağı konusunda çalışma yürütüyor. Farklı farklı binalarda hizmet verecek, salkım saçak çalışacak bir organizasyon şemasına geçileceği anlaşılıyor.
Başkan Tunç Soyer, Genel Sekreter ve Genel Sekreter yardımcıları, Büyükşehir binasının hemen arkasındaki İZSU binasının 4. katına sıkış tepiş yerleşmiş durumda. İZSU binası yeni bir bina değil. Büyükşehir ile yakın yaştalar. Depreme ne kadar dayanıklı olup olmadığı ise bilinmiyor.
Tüm bu yaşananlar zamanında önlem almanın önemini ortaya koyuyor. Araba devrildikten sonra yol göstermek ise anlamsız oluyor.

İNŞAAT 15 YILA YAKIN SÜRDÜ

İnşaatın ilk çalışmaları 1969 yılında temel kazıklarının çakılması ile başladı.
1970-1977 yılları arasında binanın kaba inşaatı bitirildi. Uzun bir süre inşaata ara verildikten sonra 1984 yılında bina tamamlandı.
Yaşı tutanlar anımsayacaktır.
90’lı yıllara kadar bu bina deniz kenarında bulunuyor, hemen yanında ise Konak İskelesi yer alıyordu. Dolgu zeminde inşa edilen bina 40 yıldan uzun süre pek çok depreme maruz kaldı. 2005 yılında birkaç gün içinde yaşanan dört deprem sonrasında binayı ayakta tutan dev kolonlarda çatlaklar oluşmuştu. O yıllarda görev aldığım gazetede, binanın taşıdığı riski, uzmanların ağzından pek çok kez kaleme aldım ve haber yaptım. Daha büyük bir deprem olması, bu depremin mesai saatleri içinde yaşanması halinde büyük bir facia olabileceği uyarısı defalarca dile getirildi.
Ama ne gam!
Dinleyen olmadı.
On yıl önce ise betondan numune alınıp, demirlerin korozyona uğradığı, İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından basınla paylaşılmıştı.

BETON GÖLGELİKLER SÖKÜLDÜ

Ancak gerek üniversite yetkililerinden, gerekse yetkin mühendislerden aldığımız bilgiye göre; binanın beton zarf ile güçlendirilmesi, ağır olan bu binayı daha da ağırlaştırmış ve daha fazla deprem zararına yol açmasının önü açılmıştı.
Nitekim 2 binden fazla personelin görev yaptığı binadaki beton gölgelikler 2018 yılında sökülmüş ve yaklaşık 200 tonluk bir ağırlık binadan kaldırılmıştı.
Ve geldik bugüne…
Finansal gücü çok iyi durumda olan Büyükşehir Belediyesi, Konak’taki binasını yıkıp yeniden inşa etseydi ya da yeni bir binaya taşınsaydı, bugün tüm motivasyonunu deprem sonrası yapılacaklara verebilirdi.
Büyükşehir Belediyesi’nin ihmali var da merkezi yönetimin yok mu?
Şüphesiz var.
2014 yılında kapatılan İl Özel İdareleri’nin malları büyük oranda yerel yönetimlere verilirken, sadece İzmir’de farklı uygulamaya gidildi.
İl Özel İdaresi’nin Konak’ta SSK bloklarının arkasında yapılan dev binası, geçici ya da kalıcı olarak rahatlıkla Büyükşehir’e tahsis edilebilir, hizmetler kentin merkezindeki bu yepyeni binada kesintisiz devam ederken, mevcut bina da yıkılıp yenisi inşa edilebilirdi.
Merkezi yönetim bu tasarrufta bulunmak yerine ne yaptı?
Yepyeni dev binayı imam hatip lisesi yapmayı tercih etti.
NOKTA!

 

TEBRİKLER WITHCO

İzmir’de yaşanan deprem felaketi sonrası doğal olarak tüm dikkatlerimiz evleri yıkılan ya da hasar gören yurttaşlarımızın barınma sorunlarına çevrildi. Kış şartları bastırmadan, hemşehrilerimizin bu sıkıntısını çözmek için merkezi ve yerel yönetim, STK’lar canla başla çaba gösteriyor.
Ancak bir de sorunun pek konuşulmayan bir yönü var.
Bayraklı ilçesinin özellikle Adalet ve Manavkuyu mahalleleri, son yıllarda inşa edilen iş merkezi ve plazalarla binlerce işletmeye ev sahipliği yapıyordu. Bölgedeki apartmanlardaki dairelerin önemli bir bölümü de iş yeri olarak kullanılıyordu. İnsanlar hayatta kalmalarına şükretseler de duvarları patlayıp çatlayan ofislerinden çıkmak zorunda kaldılar. Depremde yüzlerce insanımıza istihdam yaratan bu işletmeler de yerlerinden yurtlarından olmuş durumda.
İzmir’in genç iş adamları arasında yenilikçi yatırımları ile dikkatimizi çeken Övünç Emre, Çınarlı’da harap durumdaki bir tütün deposunu, Withco adıyla 7 gün 24 saat yaşayan bir paylaşımlı ofis binasına dönüştürdü.
Geçen yıl hizmete giren ve paylaşımlı ofis modeli için her türlü teknik ve idari altyapıyı kullanıcılarına sunan Withco, deprem felaketinde zarar gören ofislere kasım ayı boyunca kapılarını ücretsiz olarak açtı. Ofisleri hasar gören işletmeler için küçük ama çok anlamlı bir katkı bu.
Övünç kardeşimi yürekten kutluyorum.
Onun bu tavrının, deprem sonrasında ofis sıkıntısı yaşayanları istismar edenlere örnek olmasını diliyorum.

 

SADECE BÜYÜK GAZİ’NİN KURABİLDİĞİ CÜMLE HANGİSİ?

Yarın 10 Kasım.
Aklın ve bilimin öncülüğünde uygarlığın tüm niteliklerini kazandıran Türkiye aydınlanması için, çağdaş olanaklarla ülkemizi donatan, Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, 82 yıl önce aramızdan ayrılmıştı…
Ata’mızı saygı, minnet ve rahmet duygularıyla anıyorum.
Ve 10’uncu Yıl Nutku’nun her nedense (!) çok fazla bilinmeyen ya da bilinmek istenmeyen şu cümlesini okurlarıma hatırlatmak istiyorum.
Bakınız, Atatürk 29 Ekim 1933 tarihli o ünlü konuşmasının bir yerinde ne diyor:
“Türk Milleti!
On beş yıldan beri, giriştiğimiz işlerde muvaffakiyet vadeden çok sözlerimi işittin. Bahtiyarım ki, bu sözlerimin hiçbirinde milletimin hakkımdaki itimadını sarsacak bir isabetsizliğe uğramadım.”
Şimdi elinizi vicdanınıza koyunuz ve şu sorunun yanıtını kendinize veriniz: “Bu cümleyi Atatürk kadar samimi ve iddialı bir tavırla söyleyecek kaç siyasetçi tanıdınız yaşamınızda?
Atatürk’ün 80 yıl sonra dahi bu kadar güncel ve güvenilir olmasının temel sebebi, halkını hiç aldatmayan, ona hiç yalan söylemeyen, halkının kimi zaman hoşuna gitmese de doğruları yapmakta asla duraksamayan bir lider olmasıdır.
Geçen 80 yılda sayısız politikacı ve diktatör tarihin çöp sepetinde atılmışken, Atatürk’ün Türk Milleti’nin vicdanında hala soğumayan bir aşkla yer etmesinin sırrı da budur…

 

HAFTANIN SÖZÜ

Üzüntü; bugünün faresinin yarının peynirini yemesidir.
Lassy Eisenberg

Türk edebiyatının karanlık 33 yılı – 20

Pandemi günlerinde sanatçı olmak