Büyük Şeytan (ABD), Küçük Şeytan (İsrail): söylem bana ait olmayıp 1979 yılında İran İslam Devrimin gerçekleştiren Ayetullah Humeyniye aittir. Humeyni, İran Devrimi sonrasında asıl düşmanlarının ABD ve İsrail olduğunu ifade ederek bu iki ülke açısından İran’ın dikkatli olması gerektiğini savunmuştur. Devrim öncesinde yaşanan birçok sorunda ABD’nin etkisinin olduğunu gören Humeyni, 1953 darbesi dolayısıyla temkinli davranmıştır. 1953 yılına kadar İran’da başbakanlık yapan Musaddık, İngiltere, Rusya ve Abd yayılmasına karşı milliyetçi bir tutum sergilemiştir. Musaddık’a göre ‘’İran, kendi petrollerini kendisi üretip kendisi satmalıdır’’. Ancak bu şekilde ülke zenginleşir ve refah seviyesi artabilir. Fakat bu söylem 1878 yılından beri süre gelen Orta Doğu’yu sömürme politikasından dolayı Batılı güçleri rahatsız etmiştir.
Ülkeler, kendi sömürge sahalarını korumak, hatta bu sahaları genişletmek maksadıyla çalışmalara başlamıştır. Özellikle Abd, bölgede artabilecek bir Rusya etkisine karşı İran’ı desteklemenin elzem olduğunu savunmuştur. Hatta Marshall yardımları yapılırken bu tehdit göz önünde tutulmuştur. İran başbakanı Musaddık ise Nasreddin Şah döneminden beri İngiltere’ye verilen petrollerin işletilmesi ve dünya pazarına sunulması imtiyazına karşı olduğu için Abd’yi İngiltere’ye karşı kalkan olarak kullanabileceğini düşünmüştür. İran petrollerinin milli bir kimlik kazanacağı görüşü Batılı emperyalistlerin dikkatini çekince, bölgeye müdahil olma noktasında yeni arayışlar içerisine girmişlerdir. İran’ın etnik ve dini açıdan çok çeşitli olması bölgedeki bu emperyalist güçlere istedikleri fırsatı vermiştir. Bölgede oluşturacakları bir ayaklanma İran’ı bir kaosa sürükleyebilir, müdahale imkânı doğurabilirdir. Bu siyasal emperyalist anlayış hemen tüm Orta Doğu’da aktörler değişse de benzer şekilde işlemektedir.
Musaddık’ın izlediği Milli politika İngiltere’yi derin sarsmıştır. Bu yüzden yeni arayışlar içerisine girmek zorunda kalmışlardır. Milliyetçi politikaya karşı olan muhalif grupları harekete geçirmeye çalışan İngiltere, bölgede özellikle din adamlarından destek görmeye başlamıştır. Kısa süre sonra bir darbe girişimi ile Musaddık görevden alınmış hapse atılmıştır. Emperyalistler hedeflerine ulamıştır yani. Fakat bölgede Emperyalizme taraftar olanlar olduğu gibi buna karşı olanlarda yok değildir. Bu gruplar, İran’ın İngiltere ve diğer emperyalist güçlerin boyunduruğu altına girmesini kabul edememişlerdir. Böylece 1979 İran İslam Devrim’i yaşanmıştır. Bundan sonra yönetime gelen Humeyni, Abd ve İsrail’i asıl düşman olarak göstermiştir. Nitekim 21. Yüzyıl boyunca da bu düşmanlık açık bir şekilde kendisini göstermiştir. Bölgede kendileri dışında herhangi bir emperyalist gücün varlığını kabul etmeyen Abd, İran’ın güçlenmesini engellemek maksadıyla petrol ambargosu uygulamış, nükleer silah üretmekle suçlamıştır. Bölgesel siyaset açısından yalnızlaşan İran’a bölgede bulunan ve emperyalist güçlerin güdümünde bulunan İslam ülkeleri de destek vermemiştir. Bu durum milliyetçi ve zor şartlarda da olsa kendisine yetebilen bir İran’ı meydana getirmiştir. Son yıllarda İsrail, bölgede birçok İslam ülkesine istediği gibi güç gösterisi yapmak istese de söz konusu İran olunca daha dikkatli davranmak zorunda kalmıştır. En son 28 Şubat 2026 da Abd ile İsrail birleşerek İran’a bir saldırı düzenlemiştir. Büyük Şeytan ile Küçük Şeytan birleşmiştir yani. Fakat İran’ın izlediği milliyetçi politika ve emperyalizme karşı kararlı duruş bu iki ülkenin aslında çokta korkutucu olmadığını tüm dünyaya göstermiştir. Tek başına bir Nevi Türkiye’deki kurtuluş savaşına benzer bir mücadele veren İran bölgede önemli bir aktör olduğunu doğrulamıştır. Hürmüz Boğazını kapatması ve herhangi bir geçişe izin vermemeleri sonucunda tüm dünyada yaşanan ekonomik problemler dünyaya liderin kim olduğunu göstermiştir. Bu satırlar kaleme alınırken savaş halen devam etmektedir. Fakat herhangi bir üstünlük söz konusu değildir. Ancak savaşın bir an önce sona ermesi ve dünya politikasının normal seyrine dönüşmesi tüm insanlığın ortak beklentisidir.