İnsanlık. Var olduğu günden beri sürekli olarak bir yönetim mekanizması etrafında toplanma gayreti içerisinde olmuştur. Avcı toplayıcı olduğu zamanlarda birlikte avlanabilmek ve dış tehditlere karşı kendisini koruyabilmek adına kolektif hareket etme gayreti içerisinde olmuştur. Site adı verilen şehir devletleri ile birlikte yönetim örgütlenmesinin ilk adımları atılmıştı. Buradan yönetim mekanizmasının başında kimin olacağı tartışması yaşanmış ve bazı adımlar atılmıştır. Üretimin gelişmesi ve ilerlemesinden sonra yönetimdeki kişilerin varlıklı insanlardan mı yoksa görece zengin soya dayananlardan mı olacağı tartışması başlamıştır. İlerleyen zamanlarda doğa olayları karşısında insanların tabiat güçlerine inanmaya başlamaları dini birtakım ritüellere bağlanmaları inanç temelli bir yönetim anlayışının da olabileceğini göstermiştir. Teokrasi adı verilen bu yönetim anlayışıyla devleti yöneten kişi veya zümreler, yönetimlerini dini bazı temellere dayandırmışlardır. Bu yönetim anlaşışının yanında başka yönetim anlayışları da varlıklarını göstermiyor değillerdi. Örneğin: yönetimin sadece belli bir zümrede olduğu oligarşi, devletin yönetim mekanizmasında belli bir zümreye yetki vermekteydi. Kendilerine kutsaliyet atfeden kişiler işe monarşi adı verilen yönetim anlayışıyla toplumun yönetilmesi gerektiği kanaatindi. Bu yönetim anlayışları beğenilsin veya beğenilmesin insanları belli sürelerde idare etmiş, kendi politikaları gereği yönlendirmeler yapmışlardır.

19 ve 20’nci yüzyılın uzun bir sürecinde de bu tarz yönetimlerin etkin olduğu görülmüştür. Burada dikkat edilmesi gereken çağın gereksinimleri değiştiği anda yönetimleri yetemeyeceği anlaşılmış, dolayısıyla yeni ve modern yönetim arayışlarına başlanmıştır.  1215 Magna Carta ile başlayan bu süreç toplumdan topluma, coğrafyadan coğrafyaya farklılıklar göstererek kimi yerlerde Cumhuriyet kimi yerlerde de farklı isimler alarak devam etmiştir.