Dünyanın ortalama sıcaklığı 3 Temmuz Pazartesi günü 17 dereceye ulaşarak, sıcaklıkların kayıt altına alınmaya başladığı 19. yüzyılından bu yana rekor seviyeye ulaştı.
Aşırı yağışlar, sel baskınları...
Dünyanın ortalama sıcaklığı 3 Temmuz Pazartesi günü 17 dereceye ulaşarak, sıcaklıkların kayıt altına alınmaya başladığı 19. yüzyılından bu yana rekor seviyeye ulaştı.
Aşırı yağışlar, sel baskınları ve iklim değişikliğinin etkilerini gördüğümüz yaz başından bu yana ‘Yaz ne zaman gelecek?’ sorularına yanıt arayan insanlık bir anda başlayan aşırı sıcaklarla zor günler geçiriyor.
Özellikle Ege ve Akdeniz sahilleriyle Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde sabah saatlerinden itibaren başlayan aşırı sıcaklar günün kalanında çalışmak, sosyal hayata katılmak zorunda olan bireyler için bir hayli zor anlar yaşatıyor.
Küresel sıcaklık rekorunun kırılmasında El Nino Güney Salınımı’nın etkisinin yanı sıra insan kaynaklı küresel ısınmanın da etkisinin olduğu yönünde bilimsel açıklamalar mevcut. Onlarca yıldır dünya gündeminde olan karbon salınımı ve insan etkisinde olan küresel ısınma konusunda sosyal medya farkındalığının önüne geçmeyen kampanyaların sonuna geldik artık.
Geçen haziran ayı, dünya genelinde sıcaklık ortalamalarının kayıt altına alındığı 19. yüzyıldan bu yana dünyanın gördüğü en sıcak haziran ayı olmuştu.
Yapılan bilimsel araştırmalara göre Haziran 2023’te küresel sıcaklık ortalaması, 1850-1900 yılları arasındaki ortalamaya kıyasla 1,46 derece daha yüksek oldu.
TÜRKİYE SIKINTIDA
Bu durumdan en çok etkilenen bölgelerin başında Türkiye’nin de konumlandığı Orta Doğu ve Avrasya bölgeleri geliyor.
Komşumuz Irak, iklim değişikliğinin olumsuz etkilerinin en çarpıcı ve yıkıcı görüldüğü ülkelerden biri. Yakın gelecekte başta su kıtlığı olmak üzere Irak’ta insanlığın, tarımsal üretimin, hayvancılığın ve gündelik yaşamın büyük sıkıntılar yaşayacağına tanık olmak mümkün.
Irak, Türkiye ve Suriye’den topraklarına katılan akarsulardaki rekor düşüşten dolayı bazı akarsular üzerinde boru hatları ile su aktararak su rejiminin düzenlenmesi ve sürdürülebilir bir aşamaya gelmesi için büyük mücadele veriyor.
Türkiye’de Beyşehir, Tuz ve birçok gölde yaşanan kuraklık, akarsu rejimlerindeki düzensizlikler, Karadeniz Bölgesi’ndeki HES’ler derken bizler de bu küresel sorundan en çok etkilenen merkezlerden biri olduk.
Büyük şehirlerdeki barajların mevcut su tutma oranı da her yıl bir önceki yıla göre alarm verici boyutlara ulaşıyor. Birkaç güncel haber dışında kalıcı bir formül üretecek kampanya ve bilince ulaşabildiğimizi sanmıyorum.
Birçok küresel markanın ‘Sürdürülebilirlik’ kelimesini çevreleyen reklam kampanyaları, sosyal sorumluluk projeleri, attığı adımlar bazı şeylerin yavaş da olsa değiştiğini gösterse de iklim krizinin etkileriyle başa çıkabilmek adına çok daha hızlı hareket etmemiz şart.