Mutluluğun sırlarından biri nedir diye sorsalar hiç düşünmeden paylaşmak derim. Bencilliğe doğru koşar adım gidilen bir dünyada, paylaşmanın çocuksu bir duygusallık taşıdığını bile bile hem de. Yüreğinin sesini dinle diye bir cümle yankılandığı içindir belki kulaklarımda bilmiyorum lakin fazla detaya girmek anlamsız zaten. Paylaşmak işte. Sana ait olanın yarısını sevdiğin biriyle bölüşmekte var içinde, hiç tanımadığın birine destek olmak için yaptığın herhangi bir eylemde. Neticede gönlüne huzur veriyor mu sen ona bak. Ruhun herhangi bir beklentiyle hareket etmiyorsa ötesini konuşmaya gerek var mı? Sözü nereye getireceğimi merak edenleriniz için hemen söyleyeyim, farklı gerekçelerle bile olsa huzur sizi aynı sonucun bünyesinde buluyorsa eğer siz insan gibi yaşadığınızın farkına varıyorsunuz demektir. Hele yeşil sahalar gibi yaşamın küçük bir kopyası olan mücadele alanlarında bu sonuç zaman zaman farklı biçimde tekrarlanmaktadır ki şimdi sözünü edeceğim üç örneğe bu gözle baktığınızda ne demek istediğimi kolaylıkla anlayacaksınız efendim. Yıl:1958. Bir bahar günü Fenerbahçe ile Galatasaray sonradan Başbakanlık Kupası adını alacak olan “Başvekil Kupası” finalindeler. Maç Metin ve Şirzat’ın karşılıklı golleriyle 1-1 berabere bitiyor. O vakitler penaltılarla sonuç alma olmayıp kazananı hakemin yapacağı para atışı belirleyecek. F.Bahçe kaptanı Naci ile G.Saray kaptanı Turgay orta sahada bir araya geliyorlar. İki beyefendi sporcu maçın sonucunun kur’a ile belirlenecek olmasının her iki tarafın akıttığı tere karşı bir haksızlık olacağı düşüncesiyle kupayı paylaşalım diyorlar ve devrin

MENDERES’İN ONAYIYLA

Başbakanı Adnan Menderes'in elinden birlikte aldıkları kupa Menderes’in de onayıyla ortadan ikiye bölünerek iki takıma paylaştırılıyor. Dünya tarihinde belki de ilk kez yaşanan bu olay neticesinde tam ortadan kesilen kupa, her iki takımın müzelerine emeğe duyulan saygının derin bir ifadesiyle giderken, paylaşmanın güzelliğini yansıtması yönüyle de ayrı bir değer kazanıyor elbet. Kupanın paylaşılması örneğinin ikincisi tesadüf yine aynı yıl yaşanıyor. Türkiye Amatör Kümeler şampiyonası bünyesinde ileride Trabzonspor’u oluşturacak ekiplerinden biri olan Trabzon İdmanocağı ile Ankara Havagücü takımları ligi aynı puan ve eşit gol averajı ile bitirince, bu kere hak geçmesin diye iki takım birden şampiyon ilan ediliyor. Kupa yine ikiye bölünerek kulüplerin müzelerinde sergileniyor. Farklı gerekçelerle de olsa sonucun insanları mutlu kılan içerikte olması itibariyle bu bölüşmelerin övgüye değer olduğunu söylemekte hiç beis yok. Şimdi gelelim üçüncü ve bu paylaşım hikayelerinin en ilginç olanına.1973 yılında İzmir’de uzun yıllar Göztepe takımında futbolcu olarak oynamış, divan başkanlığı yapmış değerli spor adamı rahmetli Reşat Selamioğlu adına Altay, Göztepe, Fenerbahçe ve Galatasaray’ın katılımlarıyla düzenlenen turnuvanın finalinde Göztepe ve Galatasaray karşı karşıya geliyorlar. Sıcak bir ağustos akşamı, Galatasaray son üç yılın şampiyonu, Göztepe ise ülkemize nice Avrupa zaferi yaşatmış ekip unvanlarıyla çıkıyorlar Atatürk stadının çimlerine. İlk bakışta lige yönelik bir hazırlık maçı gibi görünse bile, köklü maziye sahip iki takımın maçı ciddiye alarak kaliteli futbol sergilemeleri ve tribünleri dolduran iki takım taraftarlarının bunu coşkulu tezahüratlarla desteklemeleriyle olay bir anda gerçek bir kupa finaline dönüşüyor. Göztepe adına K.Ali ve Doğan, Galatasaray adına da Gökmen ve Metin Kurt’un karşılıklı golleriyle 2-2 süren maç bitti bitecek derken hakem Galatasaray lehine bir penaltı veriyor. Tuncay’ın kullandığı penaltı gol olunca müsabaka3-2 sona eriyor ermesine de iki takımın oyuncuları ve maçı izleyenler, neticeye tesir eden son dakikadaki penaltının yanlış çalındığı yönünde müşterek kanaate sahipler. İşte bu sebeple konuk Galatasaraylılar tribünleri selamladıktan sonra kupayı almayarak doğruca soyunma odasına gidiyorlar. Göztepeliler de yine aynı şekilde sahadan ayrılıyorlar. Kupa ortada kalınca Galatasaraylılar bu anlamlı kupayı paylaşma önerisini getiriyorlar. Halen iki takımın müzelerinde duran birer “yarım kupa” bu kez diğerlerinden çok daha başka bir duyguyu ete kemiğe büründürüyor. O da hak edilmediği düşünülen bir kazanımdan gönüllü olarak vazgeçme erdemini gösterebilmek. Ortada alt tarafı bir maç olsa da sporcu ruhunu taşıyan bu eylem maçın sonucunun çok üzerine çıkarak futbolun güzelliklerine unutulmaz bir anlam katıyor ki bu da futbol adına gurur verici. Günümüzün galibiyetlerin getireceği sahte mutluluklara ve bağlı devasa ekonomik artılara ulaşmak adına her şeyi mübah sayan düzeninde kazanmak için türlü hileye başvuranların pek anlayamayacakları asil davranışlar bunlar. Asil davranışlar evet, tıpkı bir gece vakti denizdeki yakamozların karanlığa tuttukları parlak ışıklar gibi görkemli ve saygın.