Siyaset, yalnızca makam kazanma ya da unvan elde etme sanatı değildir. Hele hele halkın güveniyle, sandıkta alınan yetkiyle oturulan koltuklar; kişisel kariyer basamakları olarak görülemez. O koltukların arkasında, binlerce insanın emeği, inancı ve tercihi vardır. Aydın’ın son 16 yılına damga vuran isimlerden biri kuşkusuz Özlem Çerçioğlu’dur. CHP’nin önce iki dönem milletvekili, ardından da tam 16 yıl boyunca belediye başkanlığı onurunu verdiği Çerçioğlu, geçtiğimiz hafta aldığı kararla siyasi gündemi sarsmıştır.
SIRADAN DEĞİL
Parti değiştirerek AKP saflarına geçmek… Bu sıradan bir transfer değildir. Mesele, sadece bir partiden diğerine geçmek değildir. Burada sorgulanması gereken, siyasi etik, verilen sözler ve temsil edilen değerlerdir. Aydın halkı, Çerçioğlu’na oy verirken yalnızca bir kişiye değil; o kişinin temsil ettiği ideolojiye, partiye ve ilkelere oy verdi. O oylar; sosyal demokrasiye, laikliğe, özgürlüklere ve CHP’nin tarihsel mücadelesine duyulan güvenin ifadesiydi. İşte bu yüzden, bu kararın Aydın halkında yarattığı hayal kırıklığı, yalnızca siyasi değil, ahlaki bir sarsıntıdır. Çünkü mesele kişisel bir rota değişikliği değil; yüz binlerce insanın iradesinin başka bir siyasi adrese yönlendirilmesidir. Bu siyasi adresin uzantısının da sonunda İzmir mi olacağı hükümetin başta kentsel dönüşüm olmak üzere Aydın a yağdıracağı hizmetler ile işte AKP belediyeciliği tezini ortaya koymak olacaktır. Bu süreçte iki seçenekten biri finali belirler.
FİLMİN SONU
Ya Aydın halkının koyduğu tepkilerin sonucunda sokakta zor yürüyen Çerçioğlu’nun filmin sonunda olası davaların lehine sonuçlanması, şirketlerinin mali tablosunun düzlüğe çıkmasını kâr hanesine yazdırarak siyasetin sonlanması ya da Aydın’da hükümet desteği ile yaratılan büyük farkındalık ile Çerçioğlu’nun İzmir’e aday yapılması. Bilinmesi gerek ki tarih partisine ihanet edenleri unutmaz, hele İzmir hiç unutmaz. Ben kendi siyasi hayatımda, üç defa belediye başkan aday adayı oldum halkta, STK’lerde karşılığım olsa da anketlerde çok çok iyi olsam da partim beni aday olarak göstermedi. Küsmedim, darılmadım, kaçmadım... Ve o kadar net bir şekilde farklı partilerden gelen “bizim adayımız ol” tekliflerine hep kapalı durdum. Gelen her teklife saygı duydum ancak 35 yıl emek verdiğim partimin değerlerine ihanet etmek, benim anlayışıma göre bir sol duruşa yakışmazdı. Hele ki son seçimde, bir partinin “Biz anket yaptık, sen çıkıyorsun. Tüm seçim bütçesini biz karşılayacağız” teklifine rağmen reddetmem, sadece bir siyasi tercih değil, ilkesel bir tavırdı. Çünkü siyaset, inançla, sadakatle, ölçülülükle ve halka duyulan samimi hizmet aşkıyla yapılır. Pişman mıyım? Hayır. Yarın aynı teklif gelse, yine aynı kararı alır mıyım? Evet. Çünkü benim için siyaset, insanlara hizmet etme sanatıdır ama aynı zamanda bir duruş, bir inanç, bir sadakat ölçüsüdür. O duruşu bir kez bozarsanız, kazandığınız hiçbir şeyin anlamı kalmaz. Aydın halkının CHP’ye verdiği oylar, yalnızca bir belediye başkanına değil; bir davaya, bir ideolojiye, bir mücadele geleneğine verilmişti. Şimdi o güven, o dava, o ideoloji, bu kararla derin bir yara aldı. Siyasette en kıymetli sermaye halkın güvenidir. O güven yıkıldığında, hiçbir koltuk o boşluğu dolduramaz. Ve unutmayalım; Makamlar gelip geçer, ama onurlu bir duruş, bir ömür boyu kalır...