İlişkiler söz konusu olduğunda çoğu insanın aklına ilk gelen kelime “heyecan” olur. Sanki ilişkiler, kalbin deli gibi çarpmasıyla, sürekli beklenti içinde olmanın verdiği yoğun hisle tanımlanmak zorundaymış gibi… Oysa olgun ilişkiler bize başka bir gerçeği fısıldar: En güzel his heyecan değil; netliktir. Çünkü netlik, kalbinizi yormaz. Aksine, onu düzenler, sakinleştirir ve kendini güvende hissetmesine izin verir. Belirsizlik, pek çoğumuzun çocukluk veya gençlik dönemlerinde tanıştığı eski bir tanıdıktır. Mesajların altında anlam aradığımız, karşımızdakinin ne hissettiğini tahmin etmeye çalıştığımız, gelgitlerle dolu ilişkiler… Bu ortamda büyüyen biri için “netlik” tuhaf gelebilir. Öylesine alışmışızdır ki belirsizliğe, netlik adeta bir eksiklik gibi hissedilir. Sanki karşımızdaki kişi açık davranıyorsa, bu onun daha az tutkulu olduğunun göstergesidir. Oysa bu, beynimizin ve kalbimizin güvenli bir iletişime yabancı olmasından ibarettir. Duygusal güvenlik, yakın ilişkilerin temel taşıdır. Bir ilişkide kendinizi ifade edebiliyorsanız, duyuluyor ve anlaşılıyorsanız, en önemlisi de bir hata yaptığınızda bunun dünyanın sonu olmayacağını biliyorsanız, işte o zaman sağlıklı bir bağdan söz edebiliriz. Çünkü güven, heyecanın karşıtı değildir; güven, heyecanın da üzerine kurulduğu sağlam zemindir. Zemin sallandığında, en güzel hisler bile bir süre sonra yorucu ve tedirgin edici olur.
KARMAŞA
Ne var ki günümüz ilişkilerinde “karmaşa” çoğu zaman romantikleştiriliyor. İnsanlar bazen ne hissettiklerini söylemekten kaçınarak “çekicilik” yarattıklarını zannediyor. Mesafeli duruşun cazip olduğunu düşünüyorlar. Oysa gerçek cazibe, birinin size yaklaşma cesaretinde saklıdır. Bir ilişkide asıl kıymetli olan, kararsızlık değil; kararlılıktır. Geri çekilmeler değil; adım atmalardır. Gizleyişler değil; açıklıktır. Netlik, bu yüzden bir ilişkide sessiz bir güçtür. Biri sizi gerçekten istiyorsa, bunu hem sözleriyle hem davranışlarıyla gösterir. Aramanız için ipuçları bırakmaz; çünkü saklayacak bir şeyi yoktur. “Acaba?”larla yaşamazsınız. Bu, çoğu insanın sandığından daha büyük bir rahatlıktır.
Netlik, aynı zamanda sevgiyi güvene dönüştürür. Güven büyüdükçe, ilişki kendine bir alan bulur, genişler, derinleşir. İki insanın arasında görünmez ama güçlü bir bağ oluşur; bu bağ kavga ile değil, şeffaflıkla güçlenir. İronik bir şekilde, netlik arttıkça heyecan da daha sağlıklı bir biçimde yaşanır. Çünkü artık enerjinizi anlam aramaya değil, paylaşmaya ayırırsınız. Belirsizlik, insan zihnini sürekli “tehlike” modunda tutar. Kalp hızlanır, düşünceler dağılır, beklenti yükselir, hayal kırıklığı takip eder. Bu sürekli tetikte olma hâli, bir ilişkiden çok bir savaş alanını andırır. İşte tam da bu yüzden diyoruz ki:
“Eğer duygusal güvenlik yoksa, bir ilişkide değil; bir mücadelede yaşıyorsundur.”
Bazen insanlar bu mücadeleyi “tutku” sanır. Oysa tutku, gerilimle değil, bağ kurmayla beslenir. Birinin yanında kendin gibi olabildiğinde, konuşurken tartılmadığını hissettiğinde, duyguların çarpışmak yerine buluştuğunda gerçek yakınlık başlar. İlişkilerde netlik, sadece karşı tarafın ne hissettiğini bilmek değildir. Aynı zamanda kendinle de net olmaktır. Ne istediğini bilmek, neyi hak ettiğini kabul etmek, ve en önemlisi belirsizliği artık normalleştirmemektir. Çünkü belirsizliği normalleştiren her ilişki, zamanla insanın kendisiyle olan ilişkisini de zedeler. Belki de tüm bu nedenle bugün kendimize şu soruyu sormalıyız:
“Ben hangi ilişkide daha çok ben olabiliyorum?”
Cevap, her zaman netliğin olduğu ilişkidir. Çünkü netlik, sevginin görünür hâlidir; davranışa dönmüş bir niyettir. Ve en güzel aşk hikâyeleri, karmaşanın değil; açıklığın içinde büyür.