Herkesin bildiği bir özdeyiş vardır:

"Türk insanı para gibidir. İçine ışık tut, Atatürk yoksa sahtedir."
Ne kadar da yerinde bir söz!

Türk Milleti olarak en büyük şansımız yüzyılın en büyük liderinin bizim Atamız olması… Ama hala Osmanlıcılık oynayanların, zamanında bu topraklardan atılan hainlerin, tarikatların, cahillerin, bağnaz gurupların iftira ve hainliğine maruz kalıyor. İşin ironik kısmı da bu nankörler Atamızı ne yaşarken ne öldüğünde, hala yenememiş olmalarıdır!
“Ne mutlu Türküm diyene!” Mustafa Kemal Atatürk’ün 1933 yılındaki Cumhuriyet Bayramı kutlamaları sırasında Onuncu Yıl Nutku’nun son cümlesidir. Yine bu tuhaf zihniyetli cahil kesim Ata’nın bu sözünü ırkçı bir söylem olarak yorumlamaktadır.

Bu söz Anadolu topraklarında yaşayan farklı etnik kökene sahip olan insanların Türk adı altında birleşmesini ve milletleşmesini vurgular. Tarihte horlanan ‘Türk’ adının, Kurtuluş Savaşı’nda destan yazan tüm farklı kökenli insanlara, birlik ve özgüven aşılama amacı taşır. Dikkat ederseniz; “Ne mutlu Türk olana” değil, “Türk’üm ’diyene” diyor!

BİZ SİZİ TUTMAYALIM

Öyle sağda solda bilip bilmeden konuşanlara duyurulur. Aslında Atatürk bu işi başarmış olacak ki bu topraklarda rahatça sizin konuşabilmenize de imkân sağlamış!
Yine de siz illa ki şeriatla yönetilmek istiyorsunuz, o zaman biz sizi tutmayalım. Buyurun Ortadoğu yakın. İstediğiniz tüm imkanlar orada var üstelik. Erkek ya da kadın. Üstelik vize sıkıntısı da olacağını zannetmiyorum. Sınırda sıkıntı olursa biz size yardımcı oluruz. Tüm şeriat kanunları, peçesiydi, taşlamasıydı, köleliğiydi size kalmış. Ama günün birinde emperyal güçler gelip sizi maymuna çevirdiği zaman karışmayız! Artık o zaman neyle mutlu olacağınız onların istediği sisteme bağlı!
Mustafa Kemal Atatürk millet olarak insan onuruna bağlı hak ve özgürlüklerle yeni bir devlet inşa etmiştir. Üstelik dinsiz falan da değildir. Siz okuyun anlayın diye Kuran’ı Türkçe’ye çevirtmiş, Türkçe tefsir ve hadis kitapları yazdırmıştır. Okuyun ve anlayın diye…

Sahi siz okuyor musunuz? Okursanız dini de Atatürk’ü de anlayacaksınız zaten!

Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ve Türk milletinin tek lideridir. Cumhuriyet kadını olarak; Mustafa Kemal Atatürk’ü, 87. ölüm yıl dönümünde sevgi, saygı ve minnetle anıyorum…
Hadi gelin bu yazıyı bir anıyla sonlandıralım:
Yıl 1938 günlerden 10 Kasım. Bir milletin gözyaşı olup aktığı gün…
Yüreklerin dağlandığı gün…
Yediden yetmişe bir milletin bütünüyle kahrolduğu gün.,
Unutamam dersteydik…
Akademiden Dolmabahçe görünüyordu... Bahçeden bir çığlık yükselmişti.
O ses, hala hatırladıkça yüreğimi yakar:
-Atatürk öldü…
Fırladık sınıftan, Akademinin rıhtımına. Bayrak Dolmabahçe’nin çatısındaki koca direkten yarıya düşmüştü.

- Şimdi ne yapacağız?

Öğretmenleriyle, öğrencileriyle geçirdiğimiz o şaşkınlığı unutamam. Müdürümüz Fevzi Çakmak’ın damadı Burhan Toprak idi. Müdürün hali hala gözlerimin önünde. İki eliyle başını avuçlamış, hüngür hüngür ağlıyor ve söyleniyordu.

-Ölmemeliydi… Ölmemeliydi…

Olduğu yerde taştan kanepeler üzerine devriliverdi. Sınıf öğretmenimiz Profesör Ginter iki gün sonra bizlere şöyle sesleniyordu:

Dünya Atatürk ‘ten sonra çok değişir. Özgür yaşamak istiyorsanız O’nun ideallerinden yürüyeceksiniz. Tek çıkar yolumuz budur. Onu sizlere anlatacak değilim. Almanya’daki evimdeki kütüphanemde dört adet Atatürk kitabı var. Hepsi de Alman yazarlarının. Onu ben de en az sizin kadar tanıyor ve seviyorum.

Ve yine 10 Kasım 1938 günü İstanbul Hukuk Fakültesi, Alman Profesör Schwartz, günün yürekleri burkan haberini o da duymuş ve şaşkın bir durumda, “Derse gireyim mi, girmeyeyim mi “, diye kararsız kalmış. Rektörün yanına gidiyor aralarında şöyle bir konuşma geçiyor:

-Efendim, kararsızım. Acaba ne yapayım? Çocukları dersi alayım mı?

Rektör şöyle cevap verir:
- Sizde Almanya’da böyle büyük bir adam ölünce ne yaparlarsa onu yapın...

İşte o zaman Alman Profesör kollarını iki yana sarkıtarak üzgün bir sesle cevap verir:

- Bizde bu kadar büyük bir adam ölmedi ki!

Hanri Benazus - Atatürk Anıları
Nizamettin Nazif Tepedelenlioğlu’nun anılarından...