Futbol dünyası ve oyun kurallarıyla ilgili olarak yazmaya başladığımdan bu yana okuduğunuz yazılarıma tekrar göz attığımda fark ettim ki kitabın ortasından başlamışım anlatmaya. Sonra düşündüm de, başka ne olmasını bekleyebilirdim. İçinde doğup büyüdüğüm toplumdan çok büyük bir farkım varmış gibi davransam kendimi inkâr etmiş olmaz mıyım? Her ne kadar zaman zaman, kendim gibi çokbilmişlerin ikamet ettikleri Kaf Dağı’ndan inip yaşananlara karşı tavır koymayı düşünsem de, bir süre sonra benim de “bir sondan bir baştan” derken sonuçta çözüm üretmek yerine laf salatasından başka hiç bir şey yapmayanlardan ne farkım kalacak? Sorsalar, kitabı okumaya başından başlamak gerektiğini hepimiz kabul ediyoruz etmesine de niye bilmem bunu bir türlü beceremiyoruz. Ya sindirmeden çok hızlı okuduğumuzdan ötürü doğallıkla başını unutuyor ya da anlatanın kendi niyeti dairesinde yaptığı bir özeti okumuş olmanın önemli paydası sayıyoruz. Lafın nereye geleceği başlıktan belli ama ben ısrarla yineleyeyim ki malum her şeyin bir başlangıcı, bir yaşanmışlığı ve bir de bitişi bulunmakta. Bu temel kural ışığında söylemek gerekirse bir işe ortasından dahil olmak, başını sonunu irdelemeden hareket etmek insanı sağa sola savrulmaktan kurtaramaz. Bu yüzden futbolun kurallara göre oynanacağı alanın neye benzediğini bilmeksizin oyun kuralları içinden herhangi bir kuralı tartışmak büyük bir yanlış ve ben de bu yanlışımı kabul ediyorum. Oyun alanının boyu posu ve içindeki çizgilerin anlamı yılların görsel hafızanıza armağan ettikleri dairesinde belli belli besbelli. Sorsam çoğunuz “ oyun alanı dediğin ulusal yahut uluslararası ölçülere göre değişebilen ama genel kabul gören şekliyle ortalama 105*64 m ebatlarındadır “ cevabını verir.
18 YARDA
Hadi orasını iyi kötü bildiniz, ya biz yaş almışların “18” dedikleri ceza sahasıyla ilgili bilginin İngiliz ölçü birimi olan “yarda” ya göre 18 yarda olduğunu (-ki bu dünyanın kabul ettiği ölçülerde 16,5 m ye karşılık gelir ) biliyor musunuz bakalım. Öteden beri altı pas diye bilinen kale alanı ile ilgili olanının ise “6 yarda” ya karşılık gelen 5,5 m olduğunu bilenler parmak kaldırsın göreyim. Ceza alanının hemen önündeki ceza yayının en uç noktasıyla penaltı noktası arasındaki mesafenin 9.15 m ye karşılık geldiğini bilenlere benden kocaman bir alkış. Daha bunun orta yuvarlağı, korner direğinin dikildiği çeyrek dairesi ve nihayet kale direkleri arasında yer alan gol çizgisiyle sahayı bir kaleden diğerine kadar boydan boya sınırlayan taç çizgileri de var ki her biri başka bir anlam ifade eden bu ölçüleri akılda tutmak konusunda zorlansanız da telaşlanmayınız. Son tahlilde yazılıya girecek olan siz değilsiniz ve buralardan sadece hakemler sorumlu olacak. Nasıl, sınav derdi ortadan kalkıp sorumluluk başkasına devredilince rahatladınız değil mi? Hep öyledir zaten, birinin bir işten sorumlu tutulması sizin kaçış yolunuzu daima açık tutar. Mesele, sorumluluk ihalesinin başarıyla sonuçlanmasını takiben canınızın istediği gibi ahkâm kesmenin dayanılmaz hafifliğindedir. Dünyayı, sınırları çok önceden belirlenmiş bir oyun alanı olarak düşündüğümüz vakit, konuyla ilgili bugüne değin yaşanmış binlerce örneğin bu düşüncemi doğruladığını iyi biliyorum. Yalnız şimdi sahayı anlatırken araya birkaç cümle girdi diye hemen örnek falan istemeyin lütfen. Siz oyun alanının neresi olduğunu pek ala biliyorsunuz. Sadece başkalarının ucundan kenarından çekiştire çekiştire kişiye yahut coğrafyaya göre biçimlendirme çabası yüzünden zaman zaman sıkıntılara duçar olunabiliyor o kadar. Her neyse, isterseniz bu konunun derinliğinde daha fazla boğulmadan oyun alanının önemini geçmişten koşup gelen bir anıyla bağlayalım. Belçika’nın denize bakan yüzünde yer alan Oostende şehrine yakın şirin bir kasaba var, adı Oostduinkerke. Burada deniz dev kumsalları aşıp kıyıya öylesine şiddetle vuruyor ki oralıların “Dune” denilen kum yığını engellerden başka koruyucusu yok. Hele ki rüzgar had safhada olduğu gibi gün içinde üç değişik hava yani güneşin, yağmurun ve karın yaşanabildiği ender yerlerden biri olması bu durumu daha da ilginç hale getiriyor.
U 16 TURNUVASI
Anlatmaya çalıştığım bu iklimi bir U-16 turnuvası boyunca birebir yaşamıştık. Denize çok yakın sahada maç öncesi güneşli havayı görünce takımımız kısa kollu beyaz forma, beyaz şort ve tozluklarla sahada yer almıştı. Nereden bilelim böyle olacağını. İlk on dakikada fizik üstünlüğü olan Polonya karşısında defansif oyun anlayışını kabul etmek zorunda kaldığımızdan oyun neredeyse ceza alanımıza yıkılıvermişti. Derken birden kar bastırdı ve o denli hızlı yağdı ki saha bir kaç dakika içinde bembeyaz oluverdi. Göz gözü görmediği gibi çizgileri de ara ki bulasın. Siz buna bir de formalarımızın tepeden tırnağa beyaz oluşunu ekleyin ve artık ötesini hayal edin. Kural olarak bu koşullarda oyunun durdurulması ve saha çizgilerinin koyu renkle çizilmesi gerekir. Oysa maç ara vermeden devam ettiği gibi bir de ceza alanımızın en az 1 metre dışında rakibi yere indirmemiz yüzünden aleyhimize penaltı verilmesin mi! Dayanamayıp kulübeden çıkıp 4. hakemin yanına giderek: “Özür dilerim hakem bey” dedim ve elimle sahayı işaret ederek. “Bu nedir böyle ?” Hakem kollarını göğsünde kavuşturdu, yüzünde hafif alaycı gülümsemeyle şöyle dedi: “Kural 14 bayım, siz bilmiyor olabilirsiniz ama oyuncuya ceza alanı içinde 12. kuralda yazılı 10 kusurlu hareketten biri yapıldı, bu açık bir penaltıdır.” Gülümsemesine aynı şekilde cevap vererek: “Hayır yanlış anladınız, dedim. “Benim ne 12 ve ne de 14. kurala diyeceğim yok ama muhtemelen gözünüzden kaçan küçük bir şey olduğunu düşünüyorum. Kural 1 ceza alanı nerede ?” 4. hakemin suratının nasıl allak bullak oluverdiğini görmenizi isterdim. Telaşla hakeme seslendi, ardından da içeri koşup görevlileri çağırdı. Bilahare saha çizgileri yeniden ve koyu renk bir sıvı ile çizildi de maç kurallara uygun devam edebildi. Şimdi ben durduk yerde bu hikayeyi size niye mi anlattım. Bilmem. Hayatımda oyun alanıyla ilgili hatırladığım tek hikaye bu da, belki ondandır efendim. Sizler de gittiğiniz gördüğünüz oyun alanlarıyla ilgili başkalarını biliyor ve orada da kurallar keyfe göre ihlal ediliyorsa, bir zahmet kulübeden çıkıp nazikçe ve usulü dairesinde itiraz etmeyi unutmayınız olur mu.